Zengi Grubu İle Yürütülen Savaşın Yapısı

Yazar: Muhammed Atta - Yazının Tarihi: 5 Ocak 2019 | 29 Rebiülahir 1440 Cumartesi 08:03

Zengi grubu ile yürütülen savaş türüyle ilgili daha önceki savaşta ve bu savaşta bir takım açıklamalarda bulunuldu. “Baği savaşı” türü, Ali (r.a.) ile Muaviye (r.a.) orduları arasında yaşanan savaşlardan itibaren İslam tarihinde çokça tekerrür eden ve hakkında alimlerimizin detaylı açıklamalarda bulunduğu bir savaş türüdür. Emevi hilafeti ile buna karşı çıkan kıyam hareketleri, Abbasi devrindeki ayaklanmalar, Endülüs iç savaşları, Memlüklerin ve Osmanlının taht savaşları hep bu savaş türü çerçevesinde değerlendirilmiştir. Müslüman taifeler arasında asla savaş çıkamayacağını iddia etmek, verilere terstir. Yaşanan tüm bu savaşlarda genelde bir taraf haklı diğer taraf haksız, bazen her iki taraf da haksız, bazen de -Cemel ve Sıffın savaşında olduğu gibi- her iki taraf da kendisine göre haklı olmuştur.

Şer’i siyasetle ilgili kitaplarda galebe ile yönetime gelme uygun olmayan bir yöntem olarak zikredilse de, galebe ile yönetime gelen müslüman idarecilerin meşru olduğu ve itaat edilip sancakları altında cihadın devam etmesi gerektiği hususlarının altı çizilmiştir. İslam tarihinde överek ve takdir ederek andığımız devletlerin kuruluş aşamalarını incelediğimizde, bunların bir çoğunun galebe yolu ile yönetime geldiklerini görürüz.

Zengi savaşı ile değinmek istediğim diğer bir husus ise, yürütülen baği savaşının Taliban’ın kuruluş döneminde yürüttüğü baği savaşıyla birçok yönden benzerlik arz etmesidir. Taliban’ın savaştığı düşmanlarını ele alacak olursak, -’ın (Allah rahmet eylesin) “Tevbe Suresi Gölgesinde” kitabını okuyanların hatırlayacağı üzere- bu düşmanlar arasında tezkiye edilen birçok ve şahsiyetler bulunmaktadır. Örnek olarak Şeyh , Ahmed Şah Mesud hakkında “Kuzeyin arslanı” ifadesini kullanmış ve örnek mücahid olarak tanıtmıştır. Abdurresül Seyyaf’ı ise sahabeye benzetmiştir. Gulbeddin Hikmetyar ve Rabbani hakkında da birçok övgü dolu ifadeleri bulunmaktadır.

Taliban’ın çıkışı bu müfsit liderlerin gruplarına yönelik başlattığı savaşla olmuş, ardından Kuzey İttifakı çatısı altında anlaşan bu gruplara karşı baği savaşını daha sistemli bir şekilde yürüterek İslam Emirliği kurulmuştur. Her ne kadar dönemde bu savaşın fitne savaşı olduğunu, müslümanların birbirlerini katlettiklerini, hükmünün olduğunu söyleyenler olsa da, Kuzey İttifakının hedeflerini iyi kavrayan Taliban bu savaşta hiçbir tereddüt yaşamamıştır.

Yürütülen bu savaşta Taliban’ın en büyük destekçisi ise, birçok muhacir grubun altında birleştiği Şeyh Usame liderliğindeki Kaidetu’l-Cihad olmuştur. Kaidetu’l-Cihad yapısı içerisinde bulunan birçok ilim ehli, Taliban’ın aksine Kuzey İttifakı ile yürütülen bu savaşı mürtedlerle yürütülen savaş türü olarak görmüştür. Ancak bu fıkhi ihtilaf aralarında her hangi bir anlaşmazlığa neden olmamıştır. Ahmed Şah Mesud’a düzenleyen Kaidetu’l-Cihad bu eylemi riddet hükmü üzerinden gerçekleştirmiştir.

Taliban’ı desteklemeyip yüz üstü bırakan diğer bir kesim ise, aşırılar olmuştur. Bu kesim Taliban içerisinde bulunan bir takım bid’atlerden ötürü Taliban’ı desteklemeyi bırakmış, bunlardan bir kısmı ülkelerine geri dönmüş, diğer bir kısmı ise Kuzey İttifakı’nın Taliban’ı yenmesi durumunda ne tür gelişmelerin olacağını hiç düşünmeden özel yaşantılarına kapanmışlardır. Bunlardan diğer bir kısım ise gittikleri her yerde Taliban’ı karalamış, Taliban’la yürütülen cihadın geçersiz olduğunu anlatmış, bununla ilgili kitap ve yazılar yayınlamışlardır. Tabii ki sayıları az gürültüleri ise çok olan bu kesim Taliban’ın cihadına bir zarar veremediği gibi zamanla yaşadıkları ülkelerin sistemlerine entegre olarak gündemden silinmişlerdir.

Zengi grubuyla birleşilmesi ve ardından savaşa girilmesiyle ilgili olarak iki hususa değinmek isterim.
Birincisi: Savaş hataları örtüyor. Sovyetler Birliğine karşı yürütülen 1. Afganistan savaşında Abdullah Azzam’ın tezkiye ettiği bu şahıslar herkes tarafından takdir edilen ve örnek gösterilen kişilerdir. Rusların çekilmesinden sonra ise gerçek yapıları bölgede bulunan mücahidler için gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Benzer şekilde Zengi grubu da Haleb bölgesinde rejimine karşı savaşan en iyi gruplardan birisiydi. Haleb’in birçok bölgesinin ribatını tutan, birçok kez rejimin ilerleme girişimlerinin önünü kesen grup Zengi grubuydu. Özellikle Haleb’de savaşın yoğun olduğu dönemlerde Zengi’nin gerçek yapısının ne olduğu birçok kimse için kapalı kalmış, haklarında birçok farklı kesim tarafından övgülerde bulunulmuştur.
özgür bölgelerinde iki projenin çatışma alanlarının belirginleşmesi ve fiiliyata dökülmesiyle, Zengi hareketi dışa bağımlı demokrasi projesini tercih etmiş ve diğer birçok yapının bile yadırgadığı taraflarla ilişkiler kurmuştur. Yine bu süreçte İslami sahiplerine olan nefretleri, ihanetleri, Allah’a sövmeye kadar varan fısk ve fücurları birçok kesim tarafından gözlemlenmiş ve bununla ilgili birçok açıklamalarda bulunulmuştur. İslami sahiplerine yönelik ihanetlerinin suikastlar yoluyla katliamlara ulaşması ise, karşılaşmayı kaçınılmaz hale getiren son gelişme olmuştur.

İkinci husus ise: HTŞ’nin kuruluşu sırasında birleşme çağrısının tüm gruplara yönelik ve tüm sahayı kapsayacak nitelikte olmasıdır. Böyle geniş kapsamlı bir birleşme projesine çağrı yapılırken, belirli bazı grupların bundan ayrı tutulması mümkün olmayacaktır. Amaç, süreç içerisinde bu türden grup ve şahısların yapı potasından eritilmesiydi. Ancak gerek kardeşlerin davetteki hataları, gerek çok süratli bir şekilde dışa bağımlı alternatif yapıların oluşturulması bu amacın gerçekleşmesine engel olmuştur.

Sonuç olarak, fertler de olduğu gibi, cemaatler de hata yapar. Özellikle Şam sahası gibi olayların baş döndürücü bir hızla geliştiği bir coğrafyada hata zemini çok daha fazladır. İş yapan herkesin hata yapabileceği gibi, HTŞ’de bazı hatalara düşmüş olabilir. Ancak hata olarak gördüğümüz bu hususlar açık bir şekilde şeriata ters düşmediği sürece ictihad çerçevesinde değerlendirilmelidir; eğer isabet ederlerse iki sevap, hata ederlerse bir sevap alırlar. İş yapmayıp sadece yorum ve eleştiride bulunanların ise hata yapmaları mümkün değildir. Halihazırda sahada İslami proje sahibi olan yapı HTŞ’dir, bunu şimdiye kadar yaptığı uygulamalarda ve açıklamalarında ortaya koymuştur. Bu amacı güden kardeşlerimizin doğru gördükleri amellerinde bu yapıyı desteklemeleri, hatalı gördükleri hususları ise ıslaha çalışmaları gerekir.
Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’adır.

Muhammed Atta
@Shamuna1440

Yorum Yazın

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.