Whatsapp numaramız:+90 530 368 46 36
HESABIM
Üye Ol

EVLERİMİZDEKİ TEHLİKE!

Yazar: Musa Yıldız - Yazının Tarihi: 9 Ağustos 2019 | 8 Zilhicce 1440 Cuma 07:09

B) Evlerimizdeki Tehlike!

Teknolojik araçların gelişimi ile günümüz şartlarında iletişim kolaylıkla sağlanıyor, bilgi alışverişi artıyor böylece küresel değişiminin dinamik temelleri; bu araçların her alanda işlev bulmasıyla şekilleniyor. Küresel gelişim ve gelişmelerin pratik hayata yansımalarının olumlu yönleri olduğu gibi, olumsuz yönleri de oluyor. Yarar dairesi ciddi manada genişlediği gibi, zarar dairesi de oldukça genişliyor.

İletişim araçlarından sadece televizyonu ve interneti ele alacak olursak, hayatımızdaki konumları itibariyle vazgeçilmez iletişim ve bilgi alışverişi araçları halini almışlardır. Bu gerçeklik, beraberinde kötü emellerin peşinde olan güçlerin sınırları aşarak evlerimize kadar ulaşmalarına sebebiyet vermiştir. Böylece emperyalist güçler, savaşı meydanlardan alıp zihinlere taşımış oldular.

Bunu fırsat bilen güçler, algı operasyonları, sübliminal mesaj, 24. kare vb. teknikleriyle zihinleri kolay bir şekilde işgal edebiliyorlar. Bu durum karşısında söz konusu araçları bilinçli bir şekilde kullanamayan Müslümanlar, bilerek veya bilmeyerek düşman saflarında yer alıyor ve her şeyleriyle ciddi bir sorun teşkil ediyorlar.

Kitle iletişim araçlarının sosyal ilişkilerimizle, yeme-içme, giyinme, düşünce, davranış biçimimizle direkt ve dolaylı olarak etkisi vardır. Haliyle toplum, algı operasyonu vb. tekniklerle istenilen değişim-dönüşümü göstermekte ve ihtiyaca göre yönlendirilmektedir. Bu durum karşısında bilgi ve birikim anlamında yeterli olmayan insanlar, yeni dijital dünya düzeninin güç sahipleri tarafından istenilen doğrultuda bir hayat tarzını benimsemeye zorlanıyor.

“Tepkilerin istenilen yönde gelişmesini sağlamak amacıyla hedef kitlenin görüşlerini etkilemek için yapılan faaliyetlerin bütünü olarak tanımlanan algı yönetiminde, bireyin dikkatini çekebilmek ve algısına hitap edebilmek için duygusal etki yaratacak mesajlar verilerek, zihinlerine ve kalplerine ulaşacak iletişim teknikleri kullanılmaktadır. Algı, zihinsel canlandırma ve onun doğrudan duyusal gözlemle olan ilişkisini içermektedir. Algılamanın gerçekleşmesi için bireyin duyu yeteneğinin yanı sıra, algılayanın o anki istek, beklenti ve bilgi birikimi gibi konular da önemli olmaktadır.” (1)

Yeni dijital dünya düzeninin temelinde “insanı nasıl kontrol edebiliriz?” sorusu vardır. Bu düzenin fikir babaları kurdukları sömürge meclislerinde bu soru üzerinde çalışıyor ve bütün bilim adamlarını, aydınlarını, yazarlarını, film/dizi yönetmenlerini, sanatçılarını, müzisyenlerini vs. toplayarak bu sorunun cevabı olacak gelişmeler, plan ve projeler üzerine konuşuyor; bu plan ve projelerin işleve girmesi anlamında topyekûn bir seferberlik başlatılıyor.

Bu küfür seferberliğinin tezahürlerini, sahip olduğu inanç ve değerlerden utanan bir neslin ortaya çıkmasıyla görüyor bulunmaktayız. Hayatlarını kendi inanç ve değerleri doğrultusunda tasarlayan ve aksi durumdan ciddi rahatsızlık duyan Müslüman toplumlar, artık ciddi bir değişim/dönüşüm evresine girerek sahip oldukları inanç ve değerlerden ciddi rahatsızlıklar duymaya başladılar.

Dijital dünya düzeninin, popüler kültürüne kapılan Müslüman toplumlar, maalesef benliğini kaybederek yozlaştılar. Mesela dizilerin pençesine takılmış gençlere dikkat ederseniz onları, hayatın realitesinden uzaklaşmış; tozpembe hayallerin hayatlarını işgal etmiş olduğunu görmüş olurusunuz. Boşluğa kapılmış uçan balon misali, onları ifade etme anlamında güzel bir misaldir.

Televizyonda izlemiş oldukları diziler onlardaki yaşam tarzı beklentilerini öyle bir artırmış ki; artık gerçek hayattaki yaşam tarzı onların beklentilerini karşılayamıyor, tatmin edemiyor. Örneğin; evlenme yaşına kadar onlarca dizi, binlerce sosyal medya videoları izlemiş ve fenomen hayranı olmuş bir kızın evlilik sürecindeki istekleriyle; evlenme yaşına kadar yüzlerce faydalı belgesel, yüzlerce bilgi verici videolar izlemiş, fenomen hayranlığı olmayan yani doğal bir hayat yaşamış ve kendisini kitap okuyarak geliştirmiş İslami bilince sahip bir kızın evlilik sürecindeki istekleri hiç aynı olabilir mi?

Dizilerin vb. öğrencisi olan genç bir veya genç bir , gelen taliplerini kolay kolay beğenmez çünkü o, dizilerde gördüğü boylu-poslu, yakışıklı, güzel ve yetenekli erkekleri veya kızları bekliyordur. Diziler, o kızın veya erkeğin hayat beklentilerini öyle bir yükseltmiş ki; o beklentilerin altında olan adaylar o genç kızın veya genç erkeğin ilgi alanına giremiyor bile… Dizilerin öğrencisi genç kız kendisine talip olan bir erkeğin -en az- iyi bir işi, lüks bir arabası ve güzel bir evi olmalıdır diye düşünür. Dizilerin öğrencisi de boylu poslu, güzel, yetenekli ve çalışan bir kız olmalıdır diye düşünür.

İşte hayatın doğallığını kaybetmiş bireylerin hayat beklentileri bu şekildedir. Oysa durum öyle kamera önünde görüldüğü gibi değildir. Dizilerdeki oyuncular eleme yöntemiyle belirleniyor, binlerce aday arasında dizi için sadece birkaç tanesi seçiliyor. Seçilen bu oyuncular dizi öncesi her çekimde saatlerce makyaj yapıyor ve en iyi kuaförlerin bakımından geçiyor. Elbiseler, modacılar tarafından belirlenerek diziye gerekli uyum sağlanıyor. Yani oyuncu üst düzey bir bakımdan geçtikten sonra dizi çekimleri yapılıyor.

Normal bir hayatta her gün aynı bakımı yaptırmak, aylık olarak ciddi bir miktarına tekabül ediyor. Bununla birlikte onca bakımı her gün yapmak ciddi bir zaman alacağından ve yorucu olacağından dolayı hemen hemen mümkün değildir denilebilir. Dizilerdeki yaşam tarzını gerçek hayata uyarlamaya çalışırsanız, mutluluk kelimesini lügatinizden çıkarmanız gerekecektir çünkü beklentiler karşılanamadığında büyük bir hayal kırıklığı yaşanacaktır.

Günümüzde boşanma ortalamalarının fazlalaşmasının en büyük sebeplerinden biri de bu dizilerdir. Yukarıda mukayese ettiğimiz hayatlar bekâr olup evlenmek isteyen bireyler içindi. Aynı durumu evli bireyler için de düşündüğümüzde, durumun vahametini daha iyi kavramış oluruz. Boşanmalar artıyor çünkü eşler birbirlerine karşı beklentileri karşılama anlamında yetersiz kalıyor. Zaten mezkûr hayatın beklentilerini karşılamak mümkün değildir.

Toplum algısının batılılaşması ile ortaya çıkan kültürel yozlaşma, savaşsız bir yenilginin göstergesidir. Dizi ve filmlerdeki algı operasyonları, bu savaşın en büyük küfür kılıçlarından biridir.

Örneğin diziler, topluma şunları öğretirler:

  • Bir erkek veya bir bayan istemediği biriyle evlenmişse gidip başkasıyla aşk yaşamasında herhangi bir sorun yoktur.
  • Bekâr isen bir sevgilin olmalıdır aksi takdirde sen eksik bir insansın. Hele hele 20 yaşına kadar bir bayanı öpmediysen yazıklar olsun sana, tam bir eziksin!
  • Sevgilinin olması yeterli değildir, bununla birlikte kız isen erkek; erkek isen kız arkadaşının da olması gerekir.
  • Kötüler daima güçlü, iyiler de daima zayıftır.
  • Sürekli olarak yeni elbiseler giyilmeli, lüks arabalara binilmeli ve lüks restoranlarda yemek yiyilmelidir.
  • Marka arabalar ve telefonlar kullanılmalıdır.
  • Başörtülü kadınlar sürekli olarak hizmetçi rolünde olmalı, zenginlerin paralı kölesi olarak lanse edilmelidirler. Vs.
  • Din adamları genelde rüşvetçi, hilebaz, şehvet düşkünü, üçkâğıtçı ve hain gösterilirler.
  • İnancın yaşanılmasını utanılacak bir şeymiş gibi yansıtırlar.
  • Salak rolünde olan aktörlerin isimleri genellikle Müslümanların değerlerini yansıtan tarzdadır. Mesela; Şaban, Recep, Ramazan,(bunlar hayırlı ayların isimleri) Ayı Gafur(içkici, acımasız, cahil, alay edilen) , Hüsnü(yalancı, şarlatan, sakar, alay edilen), vs.

Türkiye’deki eski dönemlerin Yeşilçam filmleri toplumun değişim ve dönüşümünde çok ciddi bir etkiye sahip olmuştur. Yıllarca seks ve porno filmlerinin çekilmesi, tecavüzcü ve pornocu karakterlerin halka özendirilmeye çalışılması(Nuri Alço, tecavüzcü Coşkun vs.), inanç ve değerlerin alay konusu yapılması(Kemal Sunal vs.); Türkiye’deki ahlaksız, din düşmanı, inanç ve değerlerle alay eden bir kesimin oluşmasına sebebiyet vermiştir. Ve bu gün de artık seks ve porno filmleri internet sitelerine taşınmış istendiği anda izlenebiliyor. Televizyondaki dizi ve programlar aynı formatta işlerini yürütmeye devam ediyorlar.

Rabbimiz: “İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu edenlere dünya ve ahirette can yakıcı bir azap vardır.” (Nur,19) buyuruyor.

Peki, hiç çizgi filmlerdeki algı operasyonlarına dikkat ettiniz mi?

“Şirinler: Şirin köyü komünist bir köyü andırır. Para yok, değiş-tokuş ile yapıyorlar. Her şey herkesin… Kolektif bir anlayış var… İthalat-ihracat yok. Her şeyi kendi köylerinde üretiyorlar vs. Şirin babaya dikkat ettiniz mi bilmem? Tıpkı Karl Marx gibi sakalı var. Aynı zaman da komünizm rengi olan yalnızca kendinde olan kırmızı bir başlıkla dolaşıyor…

Red Kit: Red Kit adaletli olmasına rağmen yalnız, Daltonlar çete olmasına rağmen başlarında çok korktukları, karşı gelmedikleri anneleri ve her ne olursa olsun birbirine bağlı dört kardeş…

Temel Reis: Temel reisteki algı; üzerinden hiç çıkarmadığı, Amerikan deniz piyadesi üniformasıdır. Sözüm ona topluma, yeşil oyu sevdirmeyi amaçlamış olan temel reis neden ağzından hiç düşürmediği piposu ile tütün içer? Bu ne paradokstur…

Kabasal figürünü ise şark insanına benzetmiş, her türlü gayri ahlaki davranışları kabasakala yakıştırmışlardır.” (2)

Evet dizilerde, sinema filmlerinde, çizgi filmlerinde ve çocuk oyunlarında müthiş bir algı yönetimi, sübliminal mesaj, 24. Kare vb. birçok teknik kullanılmaktadır. Kâfirler ve onların işbirlikçi münafık dostları, İslam topraklarını yozlaştırarak özünden koparmak istiyorlar. Bir TV kanalı hem İslami programlar hem de Müslümanları özünden koparacak dizileri oynatabiliyor. Yani “Müslüman olmanız, bu dizilerdeki hayat tarzını benimsemenize engel değildir” algısını oluşturmak istiyorlar. Ve bunda ciddi oranda bir başarı elde ettiler.

Mesela şu an Kertenkele adında bir dizi var. İmamlık yapan bir adam hem insanları İslam’a davet ediyor hem de İslam’ın razı olmayacağı bir hayat tarzını yaşıyor. Açık-saçık bir bayan ile sevgili oluyor. Tabi o bayanın kapalı olması onların nikâhsız bir şekilde beraber olmalarını meşrulaştırmıyor. Bu dizide hem İslami bir yüz hem de Müslümanları özünden kopartacak bir yüz vardır. Yani imam olman, böylesi bir yaşam tarzını benimsemene engel değildir mesajı verilmek isteniyor.

Televizyon kanalları senenin 11 ayı kâfirce bir hayat tarzını topluma aşılarken, senenin bir ayı olan ramazan ayında ise dini programlar düzenliyor. O bir ay içinde de sahur ve iftar saatlerinde bunu yapıyor, gündüzleri de 11 ayın formatında işliyor. Ramazan adı altında şenlikler düzenleniyor, onlar da normal bir şeymiş algısıyla o şenlikleri topluma sunuyor. Yani “Müslüman olmanız, yılın 11 ayını bizim gibi yaşamanıza engel değildir. Zaten o bir ayda biz de Müslümanca yaşıyoruz” diyorlar.

Sorsan: “Biz ıslah ediciyiz” derler.

Bakınız Rabbimiz bizlere bunları nasıl haber veriyor:

– İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık.” derler.

– Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.

– Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azap vardır.

– Hem onlara: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın.” denildiğinde: “Biz ancak ıslah edicileriz.” derler.

– İyi bilin ki, onlar ortalığı bozanların ta kendileridir, fakat anlamazlar.

– Onlara: “İnsanların (Müslümanların) inandığı gibi inanın.” denilince, “Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?” derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler.

– Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman: “Biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz.” derler.

– (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde serserice dolaşmalarına mühlet verir.

– İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar. (Bakara, 8-16)

Bizim dinimiz hayatın bir kısmına değil, tamamına hükmeden bir dindir. Taziyelere, gecelerine, kutlu doğum günlerine sıkıştırılmış bir İslam anlayışı; Rabbimizin bizden istediği bir İslam anlayışı değildir. Bilakis bu anlayış “Ilımlı İslam” projesinin sahiplerinin anlayışıdır. İslam’ı yönetimde, siyasette, ekonomide, sosyal ve kültürel alanlarda görmek istemeyen aklın anlayışıdır. Bizler bu anlayışı reddediyor ve kişinin bütünüyle İslam’ı hayatına hâkim kılması gerektiğine inanıyoruz. Bizdeki bu inancı yıkmak isteyenler, zihinlerimizi işgal ederek bunu yapmaya çalışıyorlar.

Evet dedik ki: “Yeni dijital dünya düzeninin temelinde “insanı nasıl kontrol edebiliriz?” sorusu vardır. Bu düzenin fikir babaları kurdukları sömürge meclislerinde bu soru üzerinde çalışıyor ve bütün bilim adamlarını, aydınlarını, yazarlarını, film/dizi yönetmenlerini, sanatçılarını, müzisyenlerini vs. toplayarak bu sorunun cevabı olacak gelişmeler, plan ve projeler üzerine konuşuyor; bu plan ve projelerin işleve girmesi anlamında topyekûn bir seferberlik başlatılıyor.”

O halde bu seferberliğe karşı bir savunma mekanizması geliştirmeli ve bu anlamda gelecek saldırıları inanç ve değerimizi korumak için önlemeliyiz. Aksi takdirde bu yolunda dökülenlerden olmuş oluruz. Evlerimiz tehlikede, ailelerimiz tehlikede, bizler tehlikedeyiz…

Not: Bu yazı, “Dijital Çağa Müslümanca Bir Bakış” yazısının ikinci bölümüdür.

  • (Pustu, Y. (2017) “Algı Yönetimi: Kavramsal ve Teorik Bir Bakış Açısı”)
  • (http://algioperasyonu.com/haber--hollywood-film-endustrisi-ve-algi-operasyonu-4077.html)

 

Yazan: Musa Yıldız

Yorum Yazın

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.