Whatsapp numaramız:+90 530 368 46 36
HESABIM
Üye Ol

DİJİTAL DÜNYADA MAHREMİYETE KATLİAM!

Yazar: Musa Yıldız - Yazının Tarihi: 9 Eylül 2019 | 10 Muharrem 1441 Pazartesi 22:38

“Mahrem kelimesinin kökeni Arapça “haram” kelimesine dayanmaktadır. “Mahrum” kelimesiyle de akraba olan bu kelime, “yasak olan‟, “mahrum bırakılan‟, “ulaşmanın mümkün olmadığı‟, “el sürmemek‟, “saygı ve hürmet gösterilecek şey‟ gibi anlamlar içermektedir.

Etimolojik açıdan değerlendirildiğinde ise mahrem sözcüğü “en iç”, “en saklı, gizli” anlamına gelmekte ve “bir kişinin saklamak istediği bilgi, eşya, kişi vb. gibi anlamlar taşımaktadır. Türk dil kurumunda ise mahrem: “Başkalarına söylenmeyen‟, “gizli‟ ya da gizli olanı paylaşacak kadar yakın olan “sırdaş‟ şeklinde tanımlanırken, Osmanlıca-Türkçe sözcükte de “şeriatin yasak ettiği‟, “herkesçe bilinmemesi gereken‟ şeyleri ifade etmektedir.

Mahremiyet ise mahrem kelimesinden türemiştir ve bir şeyin gizli hali, gizli yönü demektir. Türkçede buna karşılık olarak kullanılan “özel alan, özel yaşam” kelimelerinden daha geniş bir anlama sahiptir. Çünkü mahremden kastedilen gizli, herkesçe bilinmemesi gereken konular; yalnızca özel hayat ve kadın-erkek ilişkilerini içermez. Bu sebeple mahremiyet olgusunun çoğunlukla kişilik hakları, kişinin başkalarından bağımsız sahip olduğu, saygı duyulması ve ortalığa dökülmemesi gereken şeyler olarak ele alınması gerekmektedir.” (1)

Mahremiyet, boyunca insanoğlunun var oluşundan itibaren bu güne kadar süregelmiş önemli bir hassasiyettir. Âdem babamız ve Havva annemiz (a.s) cennete iken ayıp yerleri örtülü bir şekilde yaşamlarını sürdürüyorlardı. Bu durum, mahremiyet hassasiyetinin insanın yaratılış dönemine dayandığını göstermek açısından önemli bir örnektir. Nitekim düşmanımız İblis’in (la’netullahi aleyh) Âdemoğluna karşı kurduğu ilk plan ve projelerden biri de mahremiyete yapmaktır.

“Mahremiyet” kelimesi aynı zamanda “hürmet, ihtiram (saygı)” kelimelerinden türemektedir. Yani mahrem olan şeyler aslında saygı duyulması gerekilen şeylerdir ve mahremiyete dikkat eden kişiler de hürmet görmeye değer insanlardır. Mahremiyetlerin ortaya dökülmesi insanın toplum içerisindeki imajının çizilmesine ve zedelenmesine sebebiyet verebilir. Şeytan’ın, babamız Âdem’e ve annemiz Havva’ya kurduğu ilk plan da onların mahrem yerlerini ifşa etme planıydı. Şeytan o planını sadece o dönemde değil, bu dönemde de uygulamaktadır.

Dijital çağda, insanın kendi mahremiyetini korumak istemesi bile mahremiyetinin gizli kalabilmesi anlamında yeterli olmayabiliyor. Çünkü kullandığımız kitle iletişim araçlarının birçoğu istendiği zaman güç sahipleri tarafından dinlenebiliyor ve izlenebiliyor. Telefonda başkasıyla yaptığınız görüşmelerden bahsetmiyorum, kullandığınız kapalı bile olsa istenildiğinde güç sahipleri tarafından dinlenebiliyor ve telefonun kamerasından da izlenebiliyor.

Kullandığımız bütün sosyal ağları, mahrem bilgilerimizi şirketlere pazarlıyor ve hiç utanmadan da “bilgilerinizi başkalarına verdik” ya da “sattık” diye özür beyanı olarak açıklama yapabiliyorlar. Evimizde, arkadaş ortamımızda veya başka ortamlarda konuştuğumuz birçok şeyi, bu sosyal ağları reklam olarak karşımıza çıkartabiliyor. Yani izlenip dinlendiğimiz şüphe edilemez bir gerçek…

Yukarıda sözünü ettiğimiz Şeytan’ın planından haberdar olan kâfirler, günümüz dijital dünyasının dezavantajlarından sayılabilecek istihbarat görevi gören araçlar (dijital araç ve ortam) ile Müslüman toplumlara öncülük eden âlimleri, davetçileri, hocaları ve vasıflı saygıdeğer insanları toplum nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışarak, çirkin emellerine ulaşmak istiyorlar. Rabbimiz: “İnsan zayıf yaratıldı” (Nisa, 28) buyuruyor. Âlim, davetçi veya hoca olmak hata işlememek anlamına gelmiyor. Evet, cahiller gibi açıktan ve günahta ısrar ederek günah işlemezler ama onların da günahları vardır. Nihayetinde Rabbimiz “İnsan zayıf yaratıldı” diyor “Cahil zayıf yaratıldı” demiyor. Bunun bilincinde olmayan cahil aslında bir anlamda küfrün ekmeğine yağ sürüyor ve sözünü ettiğimiz şeytani projeye bilerek veya bilmeyerek yardımcı oluyorlar.

“Mahremiyetin ikinci plana atıldığı, daha doğrusu modernleşmenin hızlandığı günümüzde modernleşmeyi hızlandıran en önemli faktörlerden birisi medyadır. Medya, kişilerin özel yaşamlarını ihlal etmenin en önde gelen araçlarından birisidir. Özellikle televizyon programları ve sosyal medya ağları ile birlikte “özel yaşam” kavramının sınırlarını belirsizleşmiş ve bireye ait alanlarla topluma ait alanlar arasındaki sınır gittikçe ortadan kalkmıştır.” (2)

Medya toplumları yönlendirme, istenilen yönde bir sağlama ve davranışları kanalize etme anlamında kullanılan önemli bir toplumsal araçtır. Medya aynı zamanda inanç ve fikirleri etkisi altına alarak ortak bir davranış biçimi oluşturma çabasında işlev görmektedir. Bu ortak davranış biçimi, kimileri için tercih edilen kimileri için de yerilen bir pozisyondadır. Toplumlar yaşamlarını dizayn etme noktasında medyalardan ciddi manada etkileniyor ve popüler kültür dediğimiz ortak davranış biçimini benimsetmeye çalışan medyaları yaşam ölçüsü olarak kabul ediyor.

Bizleri üzen durum düşmanlarımızın bu projeler üzerinde çalışması değildir; bilakis üzüldüğümüz durum yaşamlarını dizayn etme noktasında medyayı ve bu bağlamda emperyalist güçlerin oluşturmuş olduğu popüler kültürü ölçü alanların Müslümanların ta kendisi olmasıdır! Müslümanlar, dijital dünya ortamında mahremiyet olgusunu kaybetmeye ve inancına ters olduğunu bildiği hususlarda duyarsızlaşmaya başladı.

Örneğin; dışarıda biri eşine veya kızına “Sizi çok beğendim, gayet güzel olmuşsunuz” dediğinde kıyameti kopartabilecek, çıkartabilecek hatta bu sözlerinden dolayı birini öldürebilecek bir Müslüman; nasıl olur da eşinin veya kızının fotoğraflarını İnstegram’da, Facebook’ta veya diğer sosyal medya ağlarında paylaşabiliyor? Birinin dışarıda o sözleri söylemesi ile sosyal medya ağlarında o fotoğrafları beğeni butonuna basarak beğenmesi arasında ne fark var ki? Birinci durumda cinnet geçirebilecek olan bir eş veya baba nasıl olur da ikinci durum için aynı tepkiyi ortaya koy(a)maz?

Bir eş veya baba kendi eşinin veya kızının hep beraber çektikleri fotoğraflarını sosyal medya ağlarında paylaşıyorsa, demek ki o eş veya baba başkalarının özel olarak çekip sosyal medya ağlarına attığı fotoğraflarını da beğen tuşuna basarak beğeniyordur. Hatta bazı insanlar işi daha da ileriye götürerek paylaşılan fotoğrafların altına “maşaallah” diye yorum yapıyorlar. Caiz olmayan bir fotoğrafın altına “çok güzelsin” yorumu yerine “maşaallah” yorumu yapıldığında bu çirkin durum meşrutiyet mi kazanacak!

Önceleri yemeklere “Bismillah” denilerek başlanılıyordu, şimdileri artık “Durun yemeklere dokunmayın sakın, önce fotoğrafını çekelim!” denilerek başlanılıyor. Artık bazı annelerin amacı yemeğin iyisini ve güzelini, eşleri ve çocukları için değil; sofraya serdikten sonra fotoğrafını çekip atacağı sosyal medya ağları misafirleri için yapıyorlar. Özellikle görünüşü iyi olmalı ki, başkaları gördüğünde çok beğensin ve yemeği yapan hakkında dedikodu yapmasın(!) Böyle bir annenin ailesi, eşi ve çocuklarından değil, sosyal medya ağlarında (İnstegram, watsaap, facebook vs.) cirit atan mahrem veya namahrem kişilerden oluşuyor.

Gençlerimiz en mutlu günleri olan düğünlerinde, ’a itaat ederek onun razı olacağı bir tarzda düğün yapmayı tercih etmeleri gerekirken maalesef; kadınların ve erkeklerin karışık olduğu, çalgılı-zurnalı müzikler eşliğinde el ele oynandığı bir ortamı tercih ediyorlar. Damat, eşini erkeklerin bulunduğu bir ortamda oynamasına razı oluyor; baba, eşiyle veya kızıyla el ele ’ın gazabının üzerlerinde olduğu bir ortamda rahat bir şekilde oynayabiliyor.

Bununla da bitmiyor bir de düğün fotoğraflarını, namahremlerin olduğu sosyal medya ağlarında paylaşıyorlar. Hatta bazıları düğünlerini canlı yayın olarak yayınlıyorlar. Bazıları “biz akrabalar içinde oynuyoruz ama sosyal medyada paylaşmıyoruz” diyebilirler. Bu durum onların fasık olduğu gerçekliğini ortadan kaldırmaz. Çünkü insanın mahremi ve namahremi bellidir.

Şimdi o kişilere sormak istiyorum: “Düğünden birkaç gün sonra bir erkek veya bir bayan, kapınızı çalarak ‘karını görmek istiyorum’ ya da ‘kocanı görmek istiyorum’ derse ne yaparsınız? Dünyayı ayağa kaldırırsınız değil mi? Peki sosyal medya ağlarında paylaştığınız fotoğrafları görenler veya beğenenler için neden aynı refleksleri göstermiyorsunuz? Gösterseydiniz, paylaşmazdınız zaten…

Mahremiyete katliam sadece sosyal medya ağlarında değil, aynı zamanda televizyon programlarında da yapılıyor. Öyle programlar yapılıyor ki, adamlar yaşı elliye gelmiş bir kadını, eşinin şikâyeti üzerine programa çıkarıyorlar ve 20 yıl önce yapmış olduğu pislikleri itiraf etmesi için uğraş veriyorlar. Ardından programa başka bir erkek bağlanıyor ve kadının evli olduğu dönemde onunla beraber olduğunu itiraf ediyor. Kadının eşi ve programı izleyen milyonlar buna şahitlik ediyor…

Bazıları şikâyet üzerine eşlerinin çocukları için DNA testi yaptırıyorlar ve program yöneticisi milyonların izlediği bir programda DNA testinin sonucunu açıklıyor; anne ve babanın bulunduğu programda açıklanıyor ki çocuk bilinen babaya değil; başka bir adama aitmiş. Çocuk ve babası zannedilen kişi bu gerçeği milyonlarla beraber öğreniyor.

Evli olan bir kadın –affedersiniz- çıplak fotoğraflarını sevgilisine gönderiyor. Ya da bir erkek internet üzerinde kızlarla flört etmeyi aldatma olarak görmediğini ifade ediyor. Bazı çocuklar babasının dayısı olduğunu öğreniyor vs. vs.… Subhanallah! Böylesi rezalet şeyler milyonların izlediği bir programda konu oluyor ve ifşa ediliyor.

Oysa Rabbimiz: “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.” (Hucurat,12) buyurmuştur. Fakat Müslümanlar ne zandan ne kusurları ve mahremiyetleri araştırmaktan ne de o mahremiyetleri ifşa etmekten geri durdular. İslam şeriatında, işlenen bazı günahların had cezası vardır fakat bunu araştıracak ve had cezalarını uygulayacak olan da İslam devletidir.

Geçmiş günahların araştırılması ve ifşa edilmesi yeryüzünde fesadın yayılmasına sebebiyet verecektir. Bu günahların milyonların önünde konu olarak işlenmesi toplumsal bozulmayı daha da hızlandıracaktır. İnsanlar bu tür programları izleyerek, rezalet olaylar karşısında duyarsızlaşmaya başlıyor. Avrupa ülkelerinde bu tür şeylerin haber veya programlarının yapılması yasaktır çünkü bu tür rezaletlerin toplumlarında normalleşmesini istemiyorlar.

Mümin insanların kusurlarını araştırmayan, kusurlarını öğrendiği insanların kusurlarını ifşa etmeyen, günahlarını ulu orta yerde anlatmayarak insanları günahlarına şahit kılmayan, iftirada bulunmayan ve topluma açılmış mahrem konular hakkında da hakemlik yapmaya çağrıldığında hakkı konuşan kişidir.

Mümin eşini veya kızını düğünlerde oynatmayan, kendisi de mahremi olmayan kişilerle aynı ortamda yalnız bulunmayan, ailesinin fotoğraflarını sosyal medya ağlarında paylaşmayan yani pisliklerin böylesine kolayca yayıldığı ve toplumun bunlara karşı duyarsızlaştığı dijital çağda, mahremiyet olgusuna dikkat ederek mahremiyeti katletmeyen kişidir.

Not: Bu yazı “Dijital Çağa Müslümanca Bakış” serisinin üçüncü yazısıdır.

Yazan: Musa Yıldız

Kaynak:

1- (Sosyal Medyada Mahremiyet Algısının çöküşü: İnstagram örneği, Yüksek lisans tezi Nurten Sepetçi sayfa 51,52)

2-(Sosyal Medyada Mahremiyet Algısının çöküşü: İnstagram örneği, Yüksek lisans tezi Nurten Sepetçi sayfa 62)

Yorum Yazın

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.