Whatsapp numaramız:+90 530 368 46 36
HESABIM
Üye Ol

ALGIDAKİ ŞEYTAN

Yazar: Musa Yıldız - Yazının Tarihi: 12 Eylül 2019 | 13 Muharrem 1441 Perşembe 05:50

A) Müşrik ve Münafıkların Algı Operasyonu Müessesesi:

Cahiliye ’sinin dini, , , ekonomik ve sosyal problemlerin konuşularak istişare edildiği Da’run Nedve meclisi; Peygamberimize (sallallahu aleyhi ve selem) risâlet görevi verildikten sonra Mekkeli müşriklerin İslam’a karşı plan, proje ve tuzakları konuştuğu bir mekâna dönüştü. Nitekim Resul’üne (sallallahu aleyhi ve sellem) suikast fikri -şeytanın yönlendirmesiyle- burada konuşulmuş ve oy birliğiyle karara bağlanmıştı.

Mekkeli müşrikler -kendilerince- toplumsal sapma döneminde olduğuna kanaat getirdikleri bir adamın önüne çeşitli engeller koymaya çalışıyorlardı. Da’run Nedve’de bir araya gelen müşrikler, Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) toplum nezdindeki itibarını sarsabilecek karalama operasyonlarını konuşuyor ve öngörülerindeki büyük tehlikeyi toplumu manipüle ederek engellemeye çalışıyorlardı.

Müşrikler bu mecliste sözlerini bir ederek “Muhammed delirdi, sihirbazlık ve kâhinlik yapmaya başladı diyelim” diyorlardı. Toplantı bittikten sonra da halkın içine karışan Mekkeli söz sahibi müşrikler, aynı sloganları attığında; algı operasyonları istenilen neticeyi veriyordu.

Dar’un Nedve müessesesi birçok kararın alındığı bir görevini ifa ediyordu. Müslümanlara sosyal ve ekonomik ambargonun konulması ve Hz Muhammed’i (sallallahu aleyhi ve selem) kendi davasından vazgeçirtmek için makam-mevki, şan-şöhret tekliflerinin Ebu Talip aracılığıyla ulaştırılması fikirleri de bu mecliste konuşulmuş ve karara bağlanmıştır.

Aynı algı operasyonları gerek Mekke’de gerekse de Müslümanların despotik baskı ve işkenceler karşısında dinlerini daha iyi yaşayarak güçlenebilmeleri için hicret ettiği beldelerde de gerçekleştiriliyordu. Mekkeli müşrikler, Müslümanların Habeşistan’a hicret ederek Habeş kralının himayesi altına girmelerine engel olmak için Allah Resulünü (sallallahu aleyhi ve selem) Habeş kralı önünde çeşitli iftiralar ile karalamak istediler.

Müşrikler, Habeş kralının önünde Allah Resulünün fitneci olduğunu; baba ile oğulun, anne ile evladın arasını açarak aile ve akrabalık bağlarını kopartacak şeylerle geldiğini iddia ettiler. Habeş Kralı, Müslümanları dinledikten sonra söz konusu iddiaların hakikati yansıtmadığına kanaat getirdi. Bu duruma karşın Mekkeli Müşrikler, akıllıca davranarak algıdaki Şeytan’ın yönlendirmesiyle Hristiyan olan Habeş Kralına İslam dininin İsa’ya (a.s) olan bakış açısını eleştirdiklerini belirttiler. Müslümanlar, Hristiyanların aksine Hz. İsa’nın (a.s) sadece Allah’ın bir peygamberi olduğuna iman ederler ama Hristiyanlar teslis inancının bir gereği olarak İsa’yı (a.s) -haşa- Allah’ın oğlu olarak görürler.

Bunun üzerine Habeş kralı Müslümanlardan Hz İsa’ya (a.s) olan bakış açılarını sordu. Müslümanlar da dinimizin bu konudaki bakış açısını Habeş kralına aktardılar. Habeş kralı Müslümanları dinledikten sonra gözleri yaşardı. İslam dininin Hz. İsa’ya olan bakış açısından etkilenerek Mekkeli Müşrikleri getirdikleri hediyeleri ile geri gönderdi ve Müslümanları himayesi altına aldığını onlara karşı ilan etti.

Münafıkların Medine’de Hz Aişe (radiallahu anha) annemizin aleyhinde oluşturmuş olduğu iftira kampanyası da algı operasyonları ve toplumu manipüle etme anlamında önemli örneklerden birini teşkil ediyor. İfk olayında Aişe annemizin zina ettiği yönünde söylentiler Medine sokaklarında dönüp dolaşıyordu. Risalet evi bu iftira ile sarsıntıya uğradı, Medine İslam Devleti’ne Münafıklar tarafından organizeli bir şekilde psikolojik vurulmaya çalışıldı. Nihayet Rabbimiz Aişe annemizi Nur süresindeki ayetler ile temize çıkararak bunun bir iftira olduğunu ve toplumu manipüle etmeye çalışan münafıkların bir oyunu olduğunu belirtti.

“Hz Peygamber’in döneminden aktaracağımız son örnek olay, Mescid-i Dırar vakıasıdır. Peygamberimize Medine’de karşı çıkan düşmanlardan birisi de Ebu Amir idi. Ebu Amir Mekke’nin fethinden sonra, Bizans İmparatorluğu’na sığınmış ama Medineli münafıklarla bağlantısını koparmamıştı. Münafıklar, onun da yönlendirmesiyle Peygamber Efendimizin sahabeyle birlikte inşa ettiği Kuba Mescidine “alternatif” bir mescid inşa etmeye karar verdiler. Böylelikle münafıklar Medine’deki algı operasyonlarını yönetebilecekleri bir karargâh edinmiş olacaklardı. Bu karargâh aynı zamanda hem taraftar toplayabilecekleri, hem de stratejik planlarını gerçekleştirebilecekleri bir merkez olacaktı. Ayrıca Medine dışındaki İslam düşmanları için İslam toplumunun içine sızabilecekleri, korunaklı bir Truva atı işlevi görecekti. Oldukça akıllıca bir girişimdi. Allah’a ibadet etmek için yapılacak bir camiye kim karşı çıkabilirdi ki?

Münafıklar mescidi yapıp bitirdikten sonra, akıllıca bir hamle daha yaptılar. Mescitte Peygamber Efendimizin kıldırmasını teklif ettiler. Böylelikle mescid toplum tarafından da kazanmış olacaktı. Peygamberin o mescitte namaz kıldırması, nifak hareketi için etkili bir ambalaj olarak kullanılacaktı. Peygamberin onayladığı bir mescid dokunulmazlık kazanacak, nifak hareketi bu dokunulmazlık zırhının içinde daha kolay örgütlenebilecekti. Mescid-i Dırar iyi planlanmış, zekice bir girişimdi.” (1)

Münafıklar, bu mescidi inşa etmelerinin sebebi olarak yağmurlu ve kış gecelerinin Kuba Mescidine gelmeleri anlamında meşakkatli olacağını gerekçe göstermişlerdir. Böylece kimse bu durumdan rahatsızlık duymayacaktı. Nihayet Rabbimiz Allah Resul’üne (sallallahu aleyhi ve selem) dönen oyunları vahiyle bildirdi. Böylece büyük şeytani projenin önü alınmış oldu.

Yazan: Musa Yıldız

1- (Mücahit Gültekin -Algı yönetimi ve manipülasyon, kanmanın ve kandırmanın psikolojisi- s. 246)

  • Not: “Algıdaki Şeytan” yazısı diğer bölümleri ile devam edecektir. Ayrıca bu yazım Mihrap Dergisinde de yayınlanmıştır.

Yorum Yazın

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.