Yoldaki İşaretleri Dikkate Alın! ( Ömer MİRZA)

Yazar: Ömer Mirza - Yazının Tarihi: 29 Mart 2017 | 1 Recep 1438 Çarşamba 16:30

Yaratılış amacımızın bir gerekliliği olarak bizler, bizi yaratana teslim olup yalnızca O’na boğun eğmeli, O’na itaat etmeli ve yalnızca O’nu mutlak manada yüceltmeliyiz. Bu gerçekliği Allah’ın kitabında “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” ayetinde görebilmekteyiz. Allah’a ibadet, O’na teslim olmuş bir şekilde emirlerini yerine getirip ve O’nu kâinata hükmeden bir Rab olarak kabul edip bu yolda onun adını yüceltme endişesi taşıyarak mümkündür. Allah, kendisine itaat edelim diye kitaplar ve o kitapları beyan eden elçiler göndermiştir. Bu bağlamada düşünecek olursak Allah, yolcusu olmamızı istediği yola işaretler bırakmış ve bizlerden de bu işaretleri dikkate almamızı istemiştir.

Abdullah İbni Mes’ûd’tan (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

-Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem bizim için bir çizgi çizdi ve buyurdu ki; “Bu, Allah’ın yoludur.” Sonra o çizginin sağına ve soluna bir takım çizgiler daha çizdi ve ; “bunlarda yollardır. Her yolun başında bir şeytan bulunur ve insanları bu yollara çağırır.” buyurduktan sonra: “Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. O yollarlar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah sizlere bunları emretti.” (En’âm 6/153) mealindeki ayeti okudu. ( İbni Mâce, Mukaddime 11; Dârimî, Mukaddime 23)

Evet kardeşlerim, gelin Allah Resulünün çizdiği bu dosdoğru yolda beraber yürüyüp bizleri Allah’a ulaştıracak işaretleri tanıyalım ki, söz konusu dosdoğru yolun sağında ve solunda var olan yolların başında bulunduğu şeytanlara uymayalım. Böylece hepimizin neticesi, karşılıklı oturup konuşacağımız yerin cennet olduğunu görmek olsun.

Yürüyoruz…

Bu yolun başında çok büyük bir işaret görüyorum. Evet, siz de benim gördüğüm işareti görüyorsunuz. Dikenli bir yol olmasına rağmen yürürken güven vermeyi, güven verirken sevgiyi artırmayı, sevgiyi artırdıkça da itaati güzelleştirmeyi sağlayan bir işaret; o işaretin adıdır Kur’an. Allah bu işareti, kendisine ulaştıran bir referans kılmış, o işareti dikkate alanlar hidayet yoluna girip karanlıklardan aydınlıklara ulaşmış, onu dikkate almayanlar ise, yoluna girip karanlıklarda kaybolmuş, bu yolun sonundaki nimetlerden mahrum kalmıştır.
Elif, Lâm, Râ. Bu Kur’ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik. (İbrahim/1)

Biraz daha yürüyor ve görüyoruz ki, ikinci en büyük işaret; birinci işareti en iyi şekilde anlayıp ve o işaretin gerekliklerini en mükemmel bir şekilde yerine getiren, Hz Aişen’in tabiri ile “O, yürüyen bir Kur’andır.” dediği Allah’ın Resulü olan Muhammed(s.a.s)’i görüyoruz. Onun hayatına baktığımızda, Kur’an’ın pratikleşmiş örnekliğini görebiliyoruz. Neticede rabbimiz onu, örnek almamız gerekliliğini kitabının birçok yerinde dile getirmiştir. Allah, dininin yaşanabilirliğini Allah resulünün hayatıyla kanıtlamıştır. “O, peygamberdir. Biz peygamber gibi olamayız.” diyenlerin tutarsız çıkışlarını ise, sahabelerin hayatıyla savurmuştur. Allah resulünün sahabeleri, yaşantıları itibari ile İslam’ın yaşanılmasının mümkünlüğünün en büyük örnekleridirler. Bu anlamda sahabeler de bu yolun işaretlerindendirler. Onlar mezkûr işaretlerinden Allah resulünü canlı olarak görmüş ve onun “yürüyen Kur’an” niteliğine şahit olmuşlardır.

Yürüyoruz arkadaşlar…

Siz de bir sonraki işareti, Peygamberin varisleri olan Âlimler olarak mı görüyorsunuz?

Âlimler, birinci, ikinci ve üçüncü(sahabeleri) işaretleri en iyi şekilde okuyup, anlayıp idrak ettikten sonra amel eden ve amel ettikten sonra da bunu insanlara anlatan, her asırda canlı olarak karşımızda duran çok önemli işaretlerdir. Allah telala:“Kulları içinde ise, ancak âlim olanlar içleri titreyerek korkarlar”(Fatır 28) buyuruyor. Âlimler içleri titreyerek Allah’tan korkarken, Âlimlere dil uzatan cühela insanların bu ayetten içleri nasıl titremez merek ediyorum gerçekten. Onlar hakkıyla Allah’tan korkarlar çünkü, ilimleri ile Rablerini en iyi şekilde tanıyanlar onlardır. Merhametini bildikleri gibi O’nun azabını da çok iyi bilirler. Âlimlerin fazileti hakkında Allah resulü (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Âlimin âbide üstünlüğü, benim sizin en aşağı derecede olanınıza üstünlüğüm gibidir. Şüphesiz ki Allah, melekleri, gök ve yer ehli, hatta yuvasındaki karınca ve balıklar bile insanlara hayrı öğretenlere dua ederler.” (Tirmizî, İlim 19)

Bu konu ciddiye alınması gereken bir konudur çünkü, yukarıdaki hadis Âlimlerin nasıl bir fazilete sahip olduğunu bizlere açıklarken geçmişten günümüze kadar geldiğimiz noktada ise; cahil insanların ilim konusunda Âlimlere ahkam kesmeye başlamasıdır. Hayatını bu yola adamış, saçlarını ve sakallarını bu yolda beyazlatmış, Kur’an dilinde odalar dolusu kitaplar devirmiş, İslami ilimlerin temeli olan Arapçayı muazzam bir şekilde öğrenmiş olan ilim ehlinin görmesi gereken muamele, Arapça bile bilmeyen bir gencin çıkıp saygısızlık yapması mıdır? Gerçekten peygamberin varisleri olanlar bu muameleyi mi hak ediyorlar? Bütün bu sorunların temeli şunu anlayamamaktır ki; Âlimler masum değillerdir. Sahabeler bile ciddi hatalar yapmışlardır. Bir görüşünden dolayı ilim ehlini bir bütün olarak elinin tersiyle itmek ne kadar adaleti bir davranıştır? İçler acısı olan ise, elinin tersiyle bir bütün olarak itenler 5-10 kitap okumuş cahillerdir. Basiret sahibi insanlar, görüşüne razı olmadığı ilim ehlinin görüşünü almayıp başka bir ilim ehlinin görüşüne usulünce uyanlardır. Âlimin görüşüne muhalefet, başka bir âlimin görüşü ile olmalıdır ki; cahillerin cüretkârlığı ortadan kalksın. Toplumsal düzenin sağlanması açısından Âlimlerin rolü çok büyüktür çünkü, toplumların ıslahı için çalışanlar onlardır. Bakınız Allah resulü (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Allah Teâlâ ilmi insanların hafızalarından silip unutturmak suretiyle değil, fakat âlimleri öldürüp ortadan kaldırmak suretiyle alır. Neticede ortada hiçbir âlim bırakmaz. İnsanlar bir kısım cahilleri kendilerine edinirler. Onlara birtakım meseleler sorulur; onlar da bilmedikleri halde fetva verirler. Neticede hem kendileri sapıklığa düşer, hem de insanları saptırırlar.” (Buhârî, İlim 34; Müslim, İlim 13) Bu sebeple yoldaki işaretlerimiz olan Âlimlere sahip çıkalım.

İlgilinizi Çekebilir:  Putin bugün Ankara’da

Bunlarla beraber, toplum ve âlimler arasında köprü niteliğinde olan davetçiler de, bu yoldaki işaretler arasındadır. Her Âlim bir davetçidir ama her davetçi bir Âlim değildir. Söz konusu davetçileri, acil yardım birimi olarak nitelendirmek yerinde olacaktır. Onlar hastaya ilk müdahaleyi yapıp onları hastaneye yani Âlimlere ulaştıran hizmetçilerdir. Genel anlamda Âlimin ilmini ilk müdahaleye yetiştirir hastayı hemen tedavi ederler. Bu davetçiler, tarih boyunca küresel bir etki yaratmış ve gönüllerdeki tahtını kurmuşlardır. “Örnek ver” diyecek olursanız, “gönüllerinize bakın” diyeceğim ki; orada Seyid Kutub’u göreceksiniz.

Bunlar yürüdüğümüz yolda gördüğümüz en büyük işaretlerdir. Bunun dışında zamana ve mekâna göre değişiklik arz eden bazı işaretler vardır. Yani günlük yaşantımızda her zaman için karşımıza çıkmış ve çıkabilecek olan işaretler. Her hangi bir insanın ölümcül bir hastalığa yakalanması, trafik kazasında organını kaybeden birine şahit olmamız, sevdiğimiz birinin ölüm haberini almamız, vb. durumlar hayatımızın her hangi bianında bizi dürten işaretlerdir. Organını kaybeden birini gördüğümüzde halimize şükretmemiz, hasta olan birine şahit olduğumuzda hasta ziyareti gerekliliği imtihanına tabi tutulduğumuzu anlayarak hasta ziyareti yapmamız, sevdiğimiz birinin ölüm haberi ile hayatımıza çeki düzen vermemiz bu işaretlerden aldığımız dersler olacaktır. Bununla beraber, bir şehidin son gülümsemesi ve ölü bedeninden misk kokularının gelmesi de, bizler için yoldaki bir işaret niteliğindedir.

Bu günlerde ve ’da masum halkın üzerine atılan bombalar ile yüzlerce kardeşimizin katledilmesine şahit olmamız, yoldaki işaretleri dikkate alma zorunluluğumuzu ciddi anlamda artırıyor. Şu da bir gerçektir ki, kâfirlerin beldelerinden cesurca kalkıp bu topraklara kadar için gelmelerine sebep olanlar, yoldaki işaretleri dikkate almayıp onların cesaretlenmesine sebebiyet veren dilsiz şeytanlardır. Ya bizler bu işaretleri dikkate alır zulme karşı çıkarız, ya da değiştirmek istediklerimize dönüşür bu zulme karşı boyun eğip zilleti tercih ederiz.

Allah’ın rızasına ulaşmak isteyenler için dosdoğru yol belirmiş, o yola işaretler koyulmuş ve o işaretlere uymamız emredilmiştir. Ya bu işaretleri dikkate alır Allah’ın rızasına ulaşırız ya da, dosdoğru yolun sağına ve soluna çizilmiş olan şeytanların yollarına uyar da; Allahın azabına uğrayanlardan olmuş oluruz. Ki, Allah’ın azabından O’nun merhametine sığınırız. Rabbimizden bizleri, yoldaki işaretleri dikkate alanlardan kılmasını temenni ediyoruz.

Selam ve dua ile…

Yazan: Ömer MİRZA

 Fetih Medya

*Yayınlanan yazılar yazarlarımız sorumluluğu altındadır.

Bir Yorum Yazın