Whatsapp numaramız:+90 530 368 46 36
HESABIM
Üye Ol

YALANIN EN İYİ KORUYUCUSU DOĞRULARDIR

Yazar: Musa Yıldız - Yazının Tarihi: 17 Eylül 2019 | 18 Muharrem 1441 Salı 14:03

“John J. Mearsheimer (2012), Liderler Neden Yalan Söyler? Uluslararası Politikada Yalan Gerçeği isimli kitabında Winston Churchill’den şu sözü aktarıyor: “ zamanında hakikat, daima bir grup yalanlar muhafızının refakat etmesi gereken çok kıymetli bir gibidir.”

Manipülasyonun gizlediği amacı görebilmek, manipülasyon ve algı yönetiminin başarısını düşüreceği için, söylenen yalanın kalitesi önemlidir. Nitelikli bir yalan içinde her zaman önemli oranda gerçek taşımalıdır. Marka bir firmayı taklit eden çakma bir ayakkabının gerçeğinden ayırt edilebilmesinin zor olmasıyla övünen üretici, bu gerçeği ifade etmektedir. Hatta bazıları daha ileri gidip “Orijinalinden daha iyi” diye gururlanır. Yani bazen yalan söyleyen kişi bizim için yalanın gerçekten daha iyi olduğuna bizi inandırabilmeyi deneyebilir. Yalan büyük, amaç çok önemliyse yalanın açık gerçeklerin içine dikkatlice yedirilmesi gerekmektedir. Yalan tek başına durmamalıdır, gerçeklerin arasında yer almalıdır.” (3)

Mesela; İblisin babamız Âdem’i (a.s) ve annemiz Havva’yı (a.s) aldatmak için uyguladığı strateji tam olarak buydu. Rabbimiz bizlere Şeytanın stratejisini Araf Süresi 20-21. Ayetlerde bildiriyor: “Derken Şeytan, kapalı olan avret yerlerini birbirine göstermek için onlara fısıldayıp kafalarını karıştırdı ve “Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedi yaşayanlardan olursunuz diye yasakladı” dedi. Onlara, “Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim” diye yemin etti. “

İblis, Rabbimize isyan ederek lanetlenen biri olmasına rağmen bu sözleriyle ’u Teâlâ’nın bir ağacın meyvesiyle hem Melek bir varlık kılmaya hem de ebedi bir yaşama kavuşturabilme gücünün olduğunu acizliğiyle dile getirmiş bulunmaktaydı. Babamıza ve annemize yalan söyledi fakat bu yalanı söylerken sırtını bir hakikate yasladı. O hakikat; Rabbimizin her şeye gücünün yettiği hakikatiydi. Rabbimiz, Âdem babamız ve Havva annemiz için gerçekten ebedi bir hayatı yasak kılsaydı, onun bu dilemesine engel olabilecek bir güç var mıdır? Onlar bu hakikati bir anlık unuttuklarından dolayı söz konusu plan, İblis adına başarıya ulaşmış bulunmaktaydı.

Medine’deki münafıkların Aişe (r.a) annemize iftirada bulunmaları da aynı zaviyeden incelenebilir. Aişe annemiz -elinde olmayan sebeplerden dolayı- içinde bulunduğu kafileden geri kalmamış ve kafileyi arkadan takip etmekle görevli olan bir sahabe onu fark ettikten sonra deveye bindirerek Medine’ye getirmeseydi böyle bir iftiranın söz konusu olması çok zor olurdu. Koca bir yalan, meşru bir hakikatten beslenerek ciddi bir iftiraya dönüştü.

’li siyasetçi Kissinger’ın konu ile alakalı şu sözü sanırım meseleyi daha da netleştirmektedir; ‘Bir şeyin gerçek olmasından daha önemli olan o şeyin gerçek olarak algılanmasını sağlamaktır.” Evet, bir şeyin gerçek olarak algılanmasını sağlamak için doğruları bolca kullanmak gerekir.

Örneğin ABD, işgali öncesinde kamuoyunu ikna etmek için ’ın elinde kitle imha silahı olduğu, müdahale edilmezse bu silahların masum insanlar üzerinde kullanabileceği algısını yaratmıştır. Başka silahların kullanılıyor olması hakikati, kitle imha silahlarının da kullanılacak olması ihtimalini -gerçek veya yalan- güçlendiriyor. Böylece ’a yapılacak müdahale, -kendilerince- uluslararası medyada meşrutiyet kazandı. Söz konusu , BM’nin eliyle de uluslararası hukuka uygun hale getirilmiştir.

Aynı durum Suriye vakıası için de geçerlidir. Emperyalist güçler, Suriye’deki illegal varlıklarını legal yani yasal bir düzleme oturtabilmek için İŞİD gibi harici bir örgütün varlığını bahane ettiler. Uluslararası medyada dünyaya tanıtan, meşhur eden, İslam’ın söz konusu örgütün pratiklerinin müsebbibi olduğunu lanse etmeye çalışan ve sonrada perde arkasından lojistik destek veren yine bu emperyalist güçlerdir.

Emperyal arzularını, “demokrasiyi getireceğiz” safsatasıyla meşrulaştırmaya çalıştılar ve bunu ciddi oranda başardılar. Suriye’de de aynı senaryo oynandı ve oynanmaya da devam ediyor. İpi, kendilerinin ellerinde bulundurduğu bir örgüt(İşid) bahanesiyle, Suriye’deki varlıkları; uluslararası hukukta meşrutiyet kazandı.

İşte 21. Yy’in Dar’un Nedve’leri, Müslümanlara karşı olan savaşlarını bu düzeye çıkarttılar. İblis, cinlerden ve insanlardan olan dostlarıyla birlikte ciddi bir tempoyla Âdemoğlunu yoldan çıkarmaya devam ediyor. İnsanın olduğu yer, iblisin ilgi alanının dâhilinde olduğu yerdir çünkü o, Rabbine kullarını saptıracağına dair izin istemiş ve Rabbimiz de bu hususta ona mühlet vermiştir.

Rabbimiz: “Ey Âdemoğulları! Şeytan anne ve babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık.” (A’raf,27) buyuruyor.

Algıdaki şeytanı fark etmezseniz, doğru ve yanlış algılarınız suikasta uğramış olur. Artık neyin doğru olup neyin yanlış olduğuna kanaat getirme anlamında sağlam bir bakış açısına ve sağlam bir analiz gücüne sahip olamazsınız. Bu durum kişilik ve benliğinizi koruyabilme mücadelesinde sınıfta kalmanıza sebep olur. Tehlikeyi görmeli ve ayrıntıdaki gizli şeytanı tespit ederek başını ezmeliyiz.

Yazan: Musa Yıldız

1- Mücahit Gültekin -Algı yönetimi ve manipülasyon, kanmanın ve kandırmanın psikolojisi- s. 27)

Not: Bu yazı “Algıdaki Şeytan” yazısının son bölümüdür. Ayrıca bu yazım Mihrap Dergisinde de yayınlanmıştır.

Yorum Yazın

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.