Türkiye ve Suriye’de DAEŞ ile karşılaşmamız ve Haçlı – Siyonist planlar

Yazar: Yusuf Osman Güzel - Yazının Tarihi: 4 Ocak 2017

Bu yazımda, Türkiye Devleti’nin küresel güçlerle çekişmesi ve bu savaşta TSK ile DAEŞ’in, El Bab ve ülke içi terör eylemleri ile karşı karşıya bırakılarak, özelde Recep Tayyip Erdoğan’ın, genelde ise coğrafi öneminin yüksek oluşundan dolayı, 21. yüzyıl planlarının uygulamaya geçilmesi ve Ortadoğu’da tam hakimiyet için Türkiye’nin yıpratılmasını değerlendireceğim.

Öncelikle kısa bir şekilde mücahitlerden bahsetmek istiyorum, bazı ayrıntılara en başından girmemin sebebi konunun daha iyi anlaşılmasında büyük etkisi olacağını zannetmekteyim.

Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü ile uzun yıllar hazırlanan, İslam beldelerini avuçlarının içine alarak kadrolaşan, Haçlı-Siyonist güçlerin hakimiyeti ile, İslam ümmeti maalesef ki alçalmaya ve zillete mahkum edildi. Kendi içimizden çıkma olan, lakin Haçlı ve Siyonist uşakları tarafından ümmetimiz baskıya ve sömürgeye maruz bırakıldı.

Devletsiz ve başsız kalan ümmetimizden bazı yiğitler, dönem dönem, farklı farklı , İslam beldelerinde, gerek davet ve gerekse cihat amelini inşa etmeye çalıştılar. Ümmetinin izzeti, namusu ve çocukları için can verdiler.

Küffar şunu çok iyi biliyor ki, bu ümmet küllerinden tekrar ayaklanmaya el verişlidir. İşte bu yüzden yok edemediği bu ruhun içine girmek ve bunu ifsat etmek için özellikle son 30 yıldır büyük gayret içerisindedir.

Küffar, gayretinin neticesini mücahitler içinde DAEŞ’i oluşturup onu yöneterek, onlar üzerinden kaos çıkartarak gerçekleştirmektedir. Hatta küffar bir çok müslümanın şuan hislerine dahi hükmetmektedir. Şuan farklı farklı bir çok kesimden Müslümanlar, lanet olsun sizin cihadınıza da, şeriatınıza da demektedir. Küffar ise ektiği lanet tohumlarının meyvesini almaktadır.

Değerli Müslümanlar, Haçlı ve Siyonist ittifakı tarihte ve günümüzde devletler arasına girmeyi, onları yönetmeyi, paralel devletler inşa etmeyi, devletler parçalamayı başarmıştır. Bu tecrübesi ve başarısı olan küffar, Allah yolunda cihat eden cemaatlerin içine sızmayı, onları parçalamayı, DAEŞ gibi İslam kılıflı bir terör örgütünü yönetmeyi mi başaramayacaktır. İşte burada durmak, düşünmek ve adaletli olup cihada ve mücahitlere toptan küsmemek gerekir.

Daha düne kadar hoca denilen, cemaat denilen ve kızlarımızı, oğullarımızı emanet ettiğimiz, onlara saygı duyduğumuz FETÖ terör örgütünün son olarak 15 Temmuz’da içinde nasıl bir şeytan barındırdığına hepimiz şahit olduk. FETÖ’nün bu ihaneti karşısında, İslam’a küsmedik, cemaatlere küsmedik, en önemlisi Allah ve Rasulünden uzaklaşmadık. Bunun en büyük sebebi, bizler Türkiye de yaşayan Müslümanlar olarak kendi sahamıza, İslami camiaların ve kimin ne olduğunun farkında olmamızdır.

İşte tam da burada şu konuya değinip, bu konuyu kapatıp asıl konuya geçeceğim.

Bizler sahada olmadığımız için, cihat ve mücahitlerle iç içe, saha tecrübesine sahip olmadığımız için, küffarın DAEŞ fitnesi yüzünden oluşturduğu algıya maalesef düşmekte ve Cihada ve mücahitlere karşı otomatikmen ön yargılı olmaktayız.

Değerli kardeşler; Cihat haktır, DAEŞ ise batıldır. Bu düsturu bilelim, velakin adaletsizliğe ve düşmanın istediği oyuna alet olmayalım.

Asıl geçmek istediğim konu, şuan Türkiye’nin DAEŞ ile karşılaştırıldığı kaos ortamıdır.

Hangi akıl sahibi Müslüman veya insan, milyonu aşkın muhaciri barındıran Türkiye’de eylem yaparak veya herhangi bir eylemle Türkiye’yi dünya kamuoyunda köşeye sıkıştıracak basiretsiz bir davranış ile, muhacirleri, cemaatleri, Müslümanları baskı politikasına muhatap etmek ister.

Hangi aklı başında insan, dünyanın her yerinde Müslümanlara baskı, zindan, tecavüz, açlık ve aşağılama varken, şu koca dünya Müslümanlara dar edilmişken bir Habeşistan olan Türkiye’de kadınların, çocukların, ihtiyarların ve muhacirlerin baskı altına girmesini ister?

Bırakın Müslüman olmayı, hiçbir akıl sahibi bunu istemez. Yalnızca Müslümanların nefes almasına dahi tahammülü olmayan Haçlı ve Siyonist ittifakı ister. İşte bu kıstas bile, Küffarın ülkemizde ki planlarını, DAEŞ’in kime hizmet ettiğinin ispatıdır.

Türkiye Devleti, DAEŞ’e karşı yürüttüğü ve yürütmek zorunda olduğu, El Bab operasyonunda büyük bir tuzağa ve bataklığa çekilmektedir, bunu bir önceki yazımda da belirttim. Şuan halen daha kontrol Türkiye’nin elindedir. Düşünmek, taktik yapmak, yeni stratejiler belirlemek halen daha Türkiye’nin kontrolünden çıkmamıştır.

İşte en can alıcı yere değinmek istiyorum. Küffar diyor ki, strateji yapamazsın, akli selim davranamazsın, en önemlisi yavaş hareket ederek, kontrolü elinde tutamazsın.

Küffar terör eylemleriyle Türkiye’yi acele etmeye ve acele ederek hata yapmaya sürüklemek istiyor.

Tarih 01/01/2017 ve gecenin ik saatleri, iyi eğitimli bir suikastçı öyle bir eylem yapıyor ki, tüm çapraz ideolejileri karşı karşıya getirecek, ülkede iç karışıklık çıkartabilecek bir eylem.

İlgilinizi Çekebilir:  Hizbullah'ın bir komutanı daha Suriye'de öldürüldü

Öyle iyi seçilmiş bir an ve hedef ki; Müslümanların çoğu dinimizde yasak olan içkiye, diskoya ve noele karşıdır. Hatta bir gün öncesinde, bir çok cemaat ve gençlerimiz iyiliği tavsiye etmek adına, noele karşı bir çok ilimizde broşürler dağıttı ve pankartlar astı.

Bu eylem ile İslam muhalifi toplulukların şu refleksi vermesi tetiklenmek istendi, sosyal medyada provakatörler yerini aldı; Sizler zaten noele toptan karşısınız, otomatikmen bu terör eylemini benimsediniz ve hoşunuza gitti. Bizde o zaman sizlerin kapalı kadınlarına, sakallı erkeklerine, mescitlerine ve derneklerine saldırabiliriz, bu arzumuzu gerçekleştireceğimiz bir ortam oluşmuştur.

Birde eyleme, Devlet nazarından da bakacak olursak, Devletin El Bab operasyonunda daha saldırgan olması, acele ederek taktiksel hatalar yapması, hataya ve bataklığa düşmesi hedeflenmektedir.

Değerli gençler; Aranızdan reina saldırına, şu yorumları yapanları duyduk! İçki içen ayyaşlar öldü bize ne !

Ey genç kardeşim, insanları ateşe göndermek için değil, insanları karanlıktan aydınlığa ulaştırmak için emrolundun. İslam ve ecdat tarihimiz, çarşı pazar yerleri, umuma açık ve sivilleri hedef alan yerlere saldıranların hikayeleriyle değil, cenk meydanlarında, aslanlar gibi çarpışan kahramanlarımızın hikayeleri ile doludur.

Ey genç kardeşim, senin olaya ergence bakışın ve olan ayyaşlara olmuş diyerek önünü ve arkasını düşünmediğin bir eylemin, kaos ortamına dönüşmesi ve nice iffetli bacılarımızın, nice takvalı kardeşimizin ve nice mescitlerimizin saldırıya uğraması riskini oluşturmuştur.

Suriye cihadının baltalanmasının, milyonlarca muhacirin, kadının, çocuğun ve ihtiyarın ifsada uğraması riski vardır.

Ne için, bir hiç için ve Haçlı- Siyonist ittifakının emellerine ulaşması için.

Değerli kardeşlerim, bir diğer mesele; DAEŞ, TSK’ya karşı çok şeytanca bir planını açıklamıştır. El Bab’ta Türk ordusuna karşı, DAEŞ Türki Cumhuriyetlerden olan askerlerini karşı karşıya getireceğini ilan etmiştir

Şimdi derin bir nefes alın ve fitnenin ne denli büyük olduğunu ve küffarın ne kadar büyük planlar içinde olduğunu anlayın.

Sahada Şii önderliğinde İran var, ABD var, Rusya var, Arap Devletler var, Avrupa var, PKK/PYD var, Muhalifler var, Esad Rejimi var, DAEŞ var, Türkiye var.

Ama gel gelelim, bütün bir sahayı ifsat eden, Müslümanların saflarını paramparça eden, İran hariç her yerde patlatma ve kaos icra eden. DAEŞ kılıfı ile, Türkler ile Türkler karşı karşıya getirilecek ve saydığım bütün bloklar oluk oluk akan ve ismi ‘’Türk kanı’’ konulmuş katliamı izleyecektir.

Bu ifademden beni ne milliyetçi olarak anlayın ne de DAEŞ’te ki Türkleri savunuyorum zannedin. Ben sadece nasıl bir oyunun içinde olduğumuzu delileriyle göstermek istiyorum.

Şunu unutmayın, DAEŞ El Babı tüm gücüyle savunacak ve aynen Kobane’de 4 bin ila 7 bin arasında katlettirdiği muhacir askerleri gibi El Bab’ta da binlerce muhaciri ve özellikle Türk askerini katlettirecektir ve bu katliamda karşılıklı nice Türk askerini katletmeyi hedeflemektedir.

Tekrar etmende fayda vardır, Türkiye Suriye’ye girmekte haklıdır fakat El Bab ve Mumbiç’e şuan acele ile girmemelidir. Terörün ihracına karşı terörün merkezinde hat tutmalı fakat Küffarın çektiği bataklığa, şehir savaşına girmemelidir.

Türkiye Devleti, fedakar muhaliflere sırtını dönüp sahada bir çok sıkıntısı ve gevşekliği ile tanınan kendi safında ki muhaliflere El Bab operasyonunda fazla güvenmemelidir.

Nasihatim, hem büyüğedir, hem küçüğedir. Nasihatim hikmet sahiplerine, taasupçulukla değil basiretle bakanlaradır. Nasihatim bir müslümanın kanına zarar gelmemesi için, bir kadınımızın, bir çocuğumuzun selamette olması içindir. Nasihatim her kim olursa olsun kalbinde azıcıkta olsun adaleti barındıranlaradır. Gayem ise kimseyi değil Alemlerin Rabbi olan Allah’ı razı etmektir.

 

Yazan: Yusuf Osman Güzel

Fetih Medya

*Yayınlanan yazılar yazarlarımız sorumluluğu altındadır.

 

Bir Yorum Yazın

    • Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?