Şer’iler ve askeri heyeti karşı karşıya getiren son fitnenin tahlili

Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 12 Eylül 2017 | 21 Zilhicce 1438 Salı 18:56

Allah’a Hamd Rasulune salat ve selam olsun. Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun

 

Türkiye’deki kardeşlerimiz buradaki fitneler hakkında soruyorlar. Fitneyi yaymamak adına oldukça sabrettim.  Çünkü zamanı oturanın koşandan hayırlı olduğu bir zamandır. zamanı susanın konuşandan hayırlı olduğu bir zamandır.

 

Şam topraklarında öyle fitnelere maruz kalıyoruz ki kendi dertlerimizi unutturan fitneler bunlar. Müslümanların bölünme ve parçalanmalarına kendi kardeşlerine kafire olduğundan da fazla nefret ve kin duyulan bir zaman hakim oldu. Müslümanın Müslüman kardeşinin elinden ve dilinden emin olamadığı bir zaman geldi. İnna lillah ve inna ileyhi raciun.

 

En son yayılan ses kaydı fitnesi birileri tarafından yayıldı ve neşredildi ki bunun arkasında siyasi olaylar vardır. Her şeyi istihbarat ajanlarının üzerine yıkmak ülkenizde belki abartılı bir durum olabilir. Ancak her gün suikastların olduğu, her gün nereden geldiği belli olmayan bombaların patladığı ve infilak ettirildiği mübarek Şam toprakları için abartı değildir.

 

Ahrar çatışmasının demirden olan mermileri susmuştur, ancak sözden olan mermiler halen atılmaktadır. Şöyle ki birliktelik adına kurulan “Heyet kendinden küçük ve dağınık grupları bir araya getiremiyorsa, artık ne işe yarar  savıyla ortaya çıkmış, irili ufaklı grupları bir araya getirmeye çalışmıştı. Ayrılıkta sanki rahmet varmış gibi bazı gruplar birleşmeye yanaşmadı ve Heyet’in bu konuda kendilerine baskı yaptığını ileri sürdüler. Yani birlik ve beraberliğe çağırmanın bir suç gibi lanse edildiği korkunç bir fitne zamanı… İnna lillah ve inna ileyhi raciun.

 

Şer’ilerin başlangıçta görüşmeler yapıp ahid topladıkları ve küçük biat(!) aldıkları bu birleşmeler, bazı grupların ayak diretmelerine ve bu noktada kendilerinden büyük grupları arkalarına alıp diklenmelerine kadar varınca, HTŞ çareyi makarlara girip silahlara el koymak ve grupları lağvetmekte buldu. Onlara da isterlerse mevcut yapıya katılabilecekleri, değilse silahlarının iade edilmeyeceği ve beytülmal a aktarılacağını bildirdiler.

 

Bu birleştirme zorunluluğu, ahvalin gerektirdiği zorunluluğundan ileri geldi. Buraya kadar her şey yolunda görünüyordu. Ancak ardı arkası kesilmeyen, halkın düzenine bozmak amaçlı kaos eylemleri her yerden baş gösteriyordu. İdlib’i Gırnata’ya çevirmeye çalışan derin ayrılıkların fitili her daim ateşsiz bırakılmıyordu. Haricilerin üst üste gelen canlı bomba saldırıları komutan ve şerileri hedef alıyor ve İHA’lar suikast yapmaya devam ediyordu.

 

Hamdolsun birlik beraberlik DAEŞ yanlılarını bölgeden çıkarmaya sebebiyet verdi. Ancak ile arada yaşananlar ise Ahrar’ı “biz haklıydık” pozisyonuna getirdi ve muhacirlere karşı İdlib’de cadı avı başlatıldı. Öyle ki mahkemeye dahi çıkarılmayan bir çok muhacir DAEŞ bağlantılı ilan edildi. Ve bazısı ev baskınında katledildi. Bu durum Heyet’e bağlı bazı muhacirlerin evlerini basmaya kadar gitti. Telsizlerden günlerce “kimseye teslim olmayın, biz gelene kadar gerekirse kendinizi savunun” çağrıları yapıldı.

 

Ahrar olayı başladığı zaman mekik dokuyan bazı Şer’ilerin yanlış tutumları fitne kazanının daha hararetli kaynamasına sebep oldu. Bilerek veya bilmeyerek amaç dışına çıkıldı. Şöyle ki son savaşa hazırlık yapan fesail ve gruplara giderek “kardeşlerine karşı savaşmanın küfür olduğunu” beyan eden bazı Şer’iler, bir çok grubun Ahrar fitnesi karşısında geri çekilmesine rıbatların boş ve savunmasız kalmasına neden oldu.

 

Doldurulamayan ribatlar, hamdolsun ki fitneye yanarak atlayan Ahrar’ın yaptıkları ile birleşince bazı gruplar vaz geçti ve Ahrar’a karşı tekrar mevzi alarak mukavemet gösterdi. Bu dönemde Ahrar liderlerinin bazı açıklamaları Şeyh Cabir ve Cevlani’yi hedef alan batıl sözleri kardeşlerin gözlerini açmasına sebebiyet verdi.

 

Ve olan oldu kışkırtıcılar HTŞ’yi İdlib’den sürmeye çalışırken tuzaklar ters döndü. İdlib’in anahtarı HTŞ’ye geçti. Devreye Türkiye girdi ve günlerce Ahrar liderlerini ağırlayıp ayar çekildi. Dağılma noktasına gelen Ahrar’da başarısızlık belirli kişilere yıkılarak lider değişikliği gündeme geldi.

 

Türkiye, sınırlarını doğrudan HTŞ kontrolündeki rahatsızlığını dile getirince, komşularıyla sorun yaşamak istemeyen muhalifler buna da gerekli ayarı çekip “huyuna gitme” yolunu tercih ettiler.

 

Olaylar sırasında HTŞ’nin gövde yapısını oluşturan Nureddin Zengi Tugayları ayrıldıklarını ifade ettiler. Buna sebebiyet olarak HTŞ yapısının “Müslüman kardeşlerini hedef alan çatışmaları” olduğunu ileri sürdüler. Ancak bu gerekçe yersizdi. Çünkü gerek Şükür üş-Şam, gerek ise Cephetul İslamiyye ‘ye karşı en önde savaşanlar Nureddin Zengi Tugayları idi. Fakat mesele HTŞ’ye kafa tutan gruplara hamilik etmeye çalışan Ahrar’a geldiğinde “İslam kardeşliği” hatırlandı. Gerçek şu ki bu olaylara en başında destek veren, Müslümanları beyate zorlamanın önemine değinen kişiler ile şimdi HTŞ’nin karşısında duran kimseler aynı kişilerdi.  Tarihte diğer grupların üzerine giderek onları beyate zorlayan Salahuddin Eyyubi ve Nureddin Zengi ‘nin örnek alınmasını isteyen” Rafizilerden öncelikli bu işe yönelip kuvvetlenmenin şart olduğunu” belirten isimler bugün HTŞ’nin karşısında duran isimlerdi. Evet, Heyet’in kuruluşunun ilk günlerinde bunu açıktan ifade eden  isimlerle bu olayda “kardeşlerimize silah çekiyoruz amacı dışına çıkıldı” diyenlerler yine aynı kimselerdi.

 

Ha keza bunda gidip gelen ribat gözeten Müslümanları fitneye karşı uyaran(!) bazı Şer’iler büyük rol oynadı. İşte Cevlani’ye atfedilen ses kayıtlarından birinde de “Fitne söndürmeye mi çalışıyorlar, fitneye destek olmaya mı?” şeklindeki Şer’i heyet eleştirisi bu olaya işaret ediyordu.

 

Tek taraflı dur çağrısı, kavga eden iki kişiden birinin ellerini tutmak gibidir.  O zaman siz kavgayı ayırmış olmazsınız. Bilakis karşı tarafa vurması için fırsat vermiş olursunuz. İşte bizim ilim ehlinin komutanlıktan uzak oluşu, komutanların da ilim ehli olmaktan uzak oluşunun geldiği nokta…
İnna lillah ve inna ileyhi raciun.

İlgilinizi Çekebilir:  Esed rejiminin Doğu Guta'ya saldırılarında 9 sivil öldü

 

HTŞ’den şehadet şerbeti içen bir çok kardeşimizin cenazeleri kaldırırken “durun” çağrısını yapmak, bir noktada anlamsız kaldı. Ve telsizlerin çağrısı vaizlerin sesini bastırdı. Zaten bu kimselerin karşı tarafa nasihati değere itibara alınmıyor, Ahrar harraka gibi yanarak yoğun bir şekilde gerçekleştiriyordu. Tek taraflı bu çağrının zararı esirler ve canlarını kardeş diye teslim ettikleri, kardeşlerinden insaf göremeyen kimselere olmuştu. Bu nasihatler(!) vebal gerektiren nasihatlerdi.

 

Şeri’lerin bu evrede fesailleri ziyaretleri ve onları itidale(!) çağrısına binaen bazı komutanlar “gelirlerse içeri sokmayın” emri verdi. Ebu Hamza Binnuş ‘a ait olduğu söylenen ses kaydı da buna temas ediyordu ki, “eğer buraya gelirse onu esir etmekten başka çaremiz yok” deyince Cevlani’ye ait olduğu ileri sürülen ses de şöyle diyordu: “bunu yapmayın, Onu bana bırakın. Siz sadece engel olun…”

 

Askeri heyet bir yandan Ahrar ile bir yandan da içerideki mutedillik(!) çalışması gibi görünen ancak uyulması durumunda İdlib’ten kendilerini sürdürecek bir hezimetin gerçekleşeceğinden basiretsiz olan kimselerin çalışmalarına karşı sürüyordu. Tam burada bir atışma gerçekleşti: “Kim kime bağlı? (Çev: Kim kimin emiri / Kim kime beyat etmişti?)”

 

Hamdolsun olan oldu. İdlib’de sular durulmuşken ses kayıtları birileri tarafından hızlıca servis edilmeye başlandı. Bu konuşmaların Nureddin Zengi grubunun hemen ayrılışına binaen  sözlü sataşma akabinde gelmesi İdlib’de HTŞ’yi yalnızlaştırma oyununun bir parçası idi. Yerel meclise bölge yönetimi vermesi ve sadece muhafızlık görevine razı olması için atılan adımlardan biriydi. Ve açıklamalar artarda geldi. İş öyle çirkef bir hale dönüştü ki, toplantılarda gizlilikle alınan kararlar bir bir yüze çarpma adına ne konuşulduysa telegram üzerinden okunur haldeydi. Herkes kuburunu döktü(Çev: eteğindeki taşları döktü) Hüssam İbrahim Etraş’ın iddiları Cevlani’yi hainlik ve ajanlık ithamlarına kadar vardı.

 

“Müslümanlara silah çekiyor” diye HTŞ’den ayrılan, ancak HTŞ’ye namlu çevirmekten geri kalmayan Zengi Tugayları anlaşmaya oturdu. Komutanları Seyyid El Beşare’nin suikaste uğramasını HTŞ’ye yıkan Nureddin Zengi tugayları olayın ailevi bir melese olduğunun anlaşılmasının ardından böyle bir imzaya bir nevi mecbur kaldı. Bu esnada HTŞ elindeki (Nureddin Zengi’den tutukladığı) siyasi tutukluların tamamını bıraktı.

 

Son olarak geçtiğimiz hafta Şer’ileri bir araya getiren ve manevi buhrana dur demeye çalışan HTŞ başarılı geçen bir toplantı yaptı. Toplantı sonunda bir yayınladı. Cuma ve Cumartesi günleri gerçekleşen toplantıda Şer’ilere öncelik verildi. Şer’iler daha önce hazırlayıp getirdikleri  6 maddelik şartnameyi sundu. Bunlar içerisinden askeri heyeti baskı altında tutacak şartlar çıkartılarak ortak bir kabule varıldı.

 

Genel olarak Şerilerin isteği Şer’i heyetin hiçe sayılmaması ve bazı olayların biran önce mahkeme nezdinde karara bağlanarak çözüme gidilmesi idi. Bu son şık teoride uygun görünse de pratikte uygulamanın kolay olmadığı bilinen bir şeydi. Hakkındaki sözlere aldırış etmemeyi tercih eden ve düşmana yönelmeyi hedefleyen HTŞ’nin suçlu makamına oturtulmak istenmesi, halkımızın düşmanlarının başından buyana yapmak istediği bir şeydi.

 

Bu noktada Heyet’in hatadan münezzeh olduğunu iddia etmek kesinlikle yanlıştır, ancak şikayetler komutanlar gıyabında olmayıp baltayı köke vurmaya yönelik olunca, korunması gerekenin bütünlük olduğuna dikkat çekmek istiyoruz.

 

İşte bu fitnelerin sonucunda bazı medyatik ilim ehlinin HTŞ’den ayrıldıklarını beyan etmeleri, içine düşülen buhranın yansıması olarak açıklanabilir. Ayrılmak isteyen gruplara nasihat ederken ki sözlerini kendilerine hatırlatmaktan başka bir çare de göremiyorum.

 

وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
“Birbirinizle çekişmeyin, sonra zayıflarsınız ve kuvvetiniz kalmaz … Ve sabredin, şüphe yok ki Allah, sabredenlerle berâberdir.” (Enfal 46.ayet)

İnna lillah ve İnna ileyhi raciun…

 

Allah teâlâ kuluna hayır murad ettiği vakit kusurlarını ona gösterir. Rabbim bizi bağışla. Kusurlarımızı ört. Dağınıklığımızı toparla.  İç ve dış düşmanlarımıza fırsat verme. devrimini içimizdeki günahkar ve ebleh kimseler yüzünden sekteye uğratma… İçi dışı bir kimselerin sayısını artır. Böyle olmayanın nifakını dök ki insanlar kanmasınlar…

 

Allahumme Amin…

 

Muhammed BEDΠ/İDLİB
Bu yazı Fetih Medya’ya özel olarak Fetih Medya’nın talebi üzerine Muhammed BEDÎ tarafından kaleme alınmıştır.

 

Muhammed BEDÎ kimdir? ŞFC’nin bölge iştişare heyetinde yer alan Muhammed BEDİ Fırat Ünviversitesi’nde başladığı eğitimine, Dimeşk Üniversitesi’nde Hukuk mastırı ile devam etti. Arap baharı sonrası devrim yanlısı olayların çıkmasının ardından üniversitede gözaltına alındı. 6 buçuk ay Esed rejimi hapishanelerinde işkence altında kaldı. ’teki evi tarafından vurulmuş ve bir çocuğunu kaybetmiştir. Şuan İdlip’te yaşamaktadır.

Bu yazıya 1 Yorum Yapıldı.

  • abdullah
    23 Eylül 2017 22:16 Kullanıcı Profili

    Müslümanlar akıl ve vijdandan uzaklaştıkça ortaya sizin gibi guruplar çıkıyor.

Bir Yorum Yazın