Ortadoğu sorunu ve diplomatik çıkmaz [analiz]

Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 2 Şubat 2017 | 5 Cemaziyelevvel 1438 Perşembe

Sinan Özdemir / Bruksel

 

İki Kutuplu Dünya’dan devralınan ve küresel sistemin bütün çelişkilerini içinde taşıyan “Ortadoğu sorunu” son aylarda yaşanan bir dizi gelişme sebebiyle “uluslararası toplumun” gündemine tekrar döndü. Konuyu aylar öncesinde Amerika Birleşik Devletleri’nde tartışmaya açan Donald Trump İsrail’e duyduğu sempatinin ötesinde vaad ettiği bir dizi adımla tabuları yıkmaya hazırlanıyor.

 

 

İsrail Başbakanı Binyamin Natanyahu ile Şubat ayında bir araya gelecek olan Trump’ın nasıl bir yol haritası izleyeceği belirsizliğini koruyor. Başkanlık koltuğuna oturur oturmaz seçim vaadlerini gerçekleştirmek üzere işe koyulan Trump’ın Ortadoğu meselesinde söylediklerinin arkasında duracağını ; düne kadar uygulanan Amerikan dış politikasını tartışmaya açacağını tahmin etmek güç olmasa gerek (ör. -Tayvan ihtilafında doğrudan Tayvan ile temasa geçerek 1973’ten bu yana yapılmayanı yaparak Pekin’in tepkisini çekmişti).

 

 

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail yeni döneme hazırlanırken uluslararası aktörler ( Güvenlik Konseyi , , Avrupa Birliği , Arap Birliği ve İslam Işbirliği Teşkilatı üyeleri) 15 Ocak günü Paris’te 75 ülkenin hazır bulunduğu zirvede çözüme giden yolda Güvenlik Konseyi kararlarının yok sayılamayacağını yeni Amerikan Yönetimi’ne hatırlattılar. Zirve aynı zamanda 23 Aralık 2016’da Güvenlik Konseyi’nde kabul edilen 2334 nolu karara yaptığı atıfla işgal politikasının sonlandırılmasını, İsrail’in tek taraflı uyguladığı politikalara rağmen, iki devletli çözümün tek çıkar yol olduğunu bir kere daha beyan ederek Kudüs’ün statüsü konusunda gelecek haftalarda veya aylarda yaşanabileceklere karşı, tarafları uyarma gereği duydular.

 

 

Paris Zirvesi bir yanda tek vücut görüntüsü sunsa da diğer yanda Soğuk Savaş’tan gününüze intikal eden çıkmazının da resmini sunuyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin başarısızlıkla sonuçlanan 2014 Ortadoğu ’nden sonra Batı’nın insiyatifinde gerçekleşen bu görüşme, değişen güç dengeleri göz önünde bulundurulduğunda, üstünlüğü kaybetmiş olanların sahneye dönüş çabası olarak da değerlendirlebilir. Ne var ki, Suriye krizi , jeopolitiğin temel kaidelerini alt üst ederken, küresel ve bölgesel bütün aktörleri akıl almaz ittifaklara itti. Amerika Birleşik Devletleri’nin geri çekilmesi Rusya’nın önünü açtı. Bu yeni durum Tel-Aviv ve Ramallah’ı Soğuk Savaş’ta olduğu gibi ’yı hesaba katmaya zorluyor. Binyamin Netanyahu’nun Obama yönetimiyle yaşadığı gerilimler ve ’in Suriye krizindeki pasif tutumu yolunu açtı. Filistin Yönetimi de değişen dengelere uygun olarak ile temaslarını artırdı.

 

 

 

Bu minvalde, Moskova Suriye kriziyle elde ettiği merkezi konumu sonuna kadar kullanmakta kararlı. Tarafları ikna etmesi durumunda ,gelecek aylarda Orta Doğu barış görüşmelerine ev sahipliği yapmayı hedefliyor. Çarlık Rusyası’nda olduğu gibi Ortodoksların hamisi olarak bölgeye dönmesi söz konusu değilse de yükselen küresel güç olarak İki Kutuplu Dünyada olduğu gibi bölgede olması gerektiğine inanıyor. Gerçekleşmesi durumunda taşıyacağı sembolik değerin ötesinde çözüme katkı yapabileceğini düşünmek zor. Amerika’yı Ortadoğu sorununun dışında tutmayı başaran İsrail’in Rusya’nın empoze edeceği iki devletli bir plana razı olabileceğine kim inanır ?

 

 

 

Ayrıca, Donald Trump’ın İsrail yanlısı söylemi , işgali olumlaması, Tel-Aviv’deki elçiliğini Kudüs’e taşıyabileceğini söylemesi Filistin Yönetimi’ni kaygılandırıyor. Bundan cesaret bulan İsrail, geçen hafta, Doğu Kudüs’te inşa faaliyetlerini hızlandırma kararı aldı. Binyamin Netanyahu’nun fiili durumu değişmez bir gerçeklik olarak kabul etmesişu an denetimi dışında bulunan bazı bölgeleri orta vadede doğrudan Tel-Aviv’e bağlayabileceği endişesini de beraberinde getiriyor.Amerika Birleşik Devletleri’nin Güvenlik Konseyi’nin 23 aralık oylamasında çekimser kalması Washington’daki İsrail yanlısı lobileri hareketlendirdi. John Kerry’nin Paris görüşmeleri öncesinde Netanyahu’yu araması ve sonuç bildirgesinin dili konusunda güvence vermesi , ayrıca görev süresinin sonuna kadar (20 Ocak) Güvenlik Konseyi’ne İsrail’in aleyhine gelebilecek herhangi bir karar taslağını veto edeceğini ifade etmesi İsrail’in denetimi tekrar sağlamakta zorlanmadığını gösteriyor.

 

 

 

Amerika’yı esir alması gibi Ortadoğu’daki kaos ve Filistin’deki siyasi parçalanmışlık Israil’i cesaretlendiriyor . Hamas ve el-Fetih arasında bitmeyen ortak politikalar gibi Filistinlilerin güncel sorunlarına çözüm bulmalarını da engelliyor. İsrail’in bölgede estirdiği terörün yol açtığı yaralara merhem olabilecek bir idarenin bulun(a)maması, yolsuzluğun ve nepotizmin had safhaya ulaşması, Körfez devletlerinin ikili tutumu işleri kolaylaştırmıyor. Bu noktada, cumhurbaşkanlığı ve mahalli seçimlerin ertelenmesi bütün tarafları rahatlatıyor. Ortak müştereklerde uzlaşamamaları, dillendirdikleri büyük ideale sahip çıkamamaları Bizans oyunlarına kapı aralıyor. Mahmud Abbas Filistin Yönetimi’nin başında kalmayı sürdürse de el-Fetih içinde Muhammed Dahlan, Saeb Erekat, Nasır el-Kidva (Yaser Arafat’ın yeğeni) ve Cibril Rajub’un başa geçme yarışı sürüyor. İlk iki isim İsrail’in onaylayabileceği isimler arasında yer alıyor. Ancak Ahmet Kurey geçiş dönemi için ideal isim kabul ediliyor. Buna karşın İkinci İntifada günlerinde tutuklanan ve gençler tarafından desteklenen Mervan Barguti’nin İsrail’de hapiste olması şansını azaltıyor.

İlgilinizi Çekebilir:  Ömer el-Beşir'den halkına silah bırakma çağrısı

 

 

 

Ancak ister ’de ister Batı Şeria’da Filistinlilerin birinci beklentisi siyasi gücü elinde bulunduranların güncel sorunlarına çözüm üretmeleri. En başta işsizlik geliyor (Batı Şeria’da işsizlik yüzde 25 ; ’de yüzde 40). Bunun dışında bir noktadan bir noktaya geçmek için onlarca arama noktasından geçmek durumunda kalmaları, yolardan İsrail’e çalışmaya gidenlerin sebebiyle aldıkları riskler, ambargoların yeşerttiği kara borsa, toprak/su ve çete şiddeti çözüm bekleyen diğer sorunlar. Ekonomik tablonun giderek kararması geleceğe dair umutları azaltsa da asıl siyasi kokuşmuşluğun ihanet fikrini pekiştirdiğini söyleyebiliriz. Filistin’in iki büyük siyasi hareketi arasında sağlanamayan uzlaşma, ortak hükümet fikrinin hayata geçirilememesi bölünmüşlüğü pekiştirmekle kalmıyor İslam dünyasının Filistin’e bakışını da etkiliyor. İki Filistin fikrini pekiştiriyor.

 

 

 

Diplomatik çıkmaz küresel aktörlerin tamamını mesafeli durmaya veya sorunu olduğu gibi kabullenmeye itiyor. Ortadoğu sorunu Soğuk Savaşta şekillendiği haliyle günümüze intikal eden tek mesele. Bu mesele küresel sistemin bütün çelişkilerini içinde taşıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen yeni dünyada dekolonizasyon sonlandırılırken Filistin’de kolonizasyon bütün hızıyla devam ediyor. Savaş hukuku yok sayılıyor. Güvenlik Konseyi’nin hiç bir kararı uygulanmıyor. Dekolonizasyonla birlikte kabul edilen halkların geleceklerini belirleme hakkı Filistinliler söz konusu olduğunda anlamını yitiriyor.

 

 

 

Diplomatik çıkmaz sebebiyle, çelişkili görünmekle beraber, devletlerin ilgisi azalırken toplumların ilgisi artıyor. Sivil toplum örgütlerinin yürüyüş, dava, boykot, Mavi Marmara örneğinde olduğu gibi ambargoları delerek Filistin’e sahip çıkmaya çalışması küresel ölçekte yeni direnç noktalarının oluşmasına olanak sunuyor. Küresel ölçekte bir organizasyondan, bir sesten bahsetmek şu an için mümkün değilse de gelecek yıllarda çok daha etkili bir şekilde İsrail üzerinde etkisini hissettireceğini düşünmek mümkün. İsrail’de siyaset “yeni sağ” lehine yeniden dizayn edilirken hükümet kendi içindeki ayrıksı otları etkisiz hale getimek için baskı uyguluyor. Zor görünmekle birlikte kendi içinde bunu başarsa bile küresel ölçekte yükselen sesleri kısması mümkün görünmüyor.

 

 

Son kertede, diplomatik çıkmaza rağmen devletlerin yalnızca diplomatik yollardan İsrail’e baskı uygulamaya çalışması, herhangi bir yaptırım uygulamaması (ör. ekonomik yaptırımlar) İsrail’i rahatlatıyor. Küresel sistemin içinde bulunduğu kutupsuzluk hali, kaotik durum global çağda sivil topluma inanılmaz imkanlar sunuyor. Ancak bunun için herşeyden önce dağınık halde çarpan kalplerin küresel ölçekte tek sese dönüşmesi gerekiyor. Bu minvalde, Filistin konusunda, kısa vadede değilse de orta veya uzun vadede oluşacak (gerçek manada) bir “uluslararası kamuoyunun” diplomasiyi içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarabileceğini düşünmek mümkün.

 

 

Fetih Medya – Haber Merkezi

Bir Yorum Yazın

    • Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?