Orgeneral Ümit Dündar 15 Temmuz gecesini anlattı

Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 19 Ekim 2016 | 18 Muharrem 1438 Çarşamba 11:18
15 Temmuz gecesi 1. Komutanlığı’nda görevli olan, kalkışmasının ardından Genelkurmay İkinci Başkanlığı’na getirilen Org. Ümit Dündar, Meclis Araştırma Komisyonu’na bilgi verdi.

Darbe kalkışmasının yaşandığı 15-16 Temmuz gecesi 1. Ordu Komutanlığı’nda görevli olan, darbe kalkışmasının ardından Genelkurmay İkinci Başkanlığı’na getirilen Org. Ümit Dündar, Meclis Araştırma Komisyonu’na bilgi verdi.

Meclis’e sivil kıyafetle gelen Dündar, 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ile telefonda görüşmediğini; Cumhurbaşkanı tarafından sabaha karşı Genelkurmay Başkanlığı’na vekâlet etme emri verildiğini; Cumhurbaşkanı’yla 16 Temmuz sabahı Atatürk Havalimanı’nda görüştüğünü ve kendisine bilgi verdiğini söyledi.

15 Temmuz akşamı 18.15 sıralarında karargâhtan ayrılarak konutuna geçtiğini belirten Org. Dündar, saat 21.40 civarında İstanbul İl Emniyet Müdürü tarafından arandığını söyledi.

’de yer alan habere göre, Dündar şunları anlattı:

“İl Emniyet Müdürü’müz Beni Aradı”

“İstanbul İl Emniyet Müdürü’müz Beylerbeyi ve Çengelköy bölgesinde bazı normal olmayan ve askerlerin de karıştığı bazı olaylar olduğunu ifade etti ve bilgim olup olmadığını sordu. Olaylardan bilgim olmadığını, gerekli araştırmayı yapıp kendisine döneceğimi ifade ettim.

Ordu karargâhındaki nöbetçi heyete ve Beylerbeyi ile Çengelköy’e yakın olan Deniz Eğitim Komutanlığı var, oranın nöbetçi âmirine emir vermesini ve Çengelköy bölgesinde ne gibi olaylar olduğunu belirleyerek bana rapor etmesini istedim.

Oradan cevap almadan İstanbul İl Emniyet Müdürü’müz beni tekrar aradı. Boğaz Köprüsü’nün üzerinde 2 Mercedes marka askerî aracın ve askerlerin olduğunu ve ellerinde de silâh olduğunu, yine bu konu hakkında da bilgim olup olmadığını sordu. Yine bu konu hakkında da bilgim olmadığını ifade ettim.”

“Bölgeye Gitmenin Uygun Olacağını Değerlendirdim”

“Ancak kendisiyle yaptığımız konuşmada, endişeli bir durumun olduğunu hissettim. Kendisi de zâten bana ‘Endişelenecek bir durum var mı?’ diye sorduğunda da benim de herhangi bir bilgim olmadığını ancak olayın ciddi olabileceği, bölgeye derhâl gitmemin uygun olacağını değerlendirdim.

Kendisine nerede olduğunu sorduğumda, Boğaz Köprüsü’ne doğru intikal hâlinde olduğunu bana ifade etti. Bunun üzerine ben de Boğaz Köprüsü’nün Anadolu Yakası’ndaki ayağında olacağımı, oraya geldiği taktirde durumu değerlendireceğimizi ifade ettim.”

“4 Telefondan da Cevap Alamadım”

“22.20 civarında konutumdan hareket ettim, tek araç, sivil kıyafet giydim, bir koruma ve şöförümle birlikte. Hem Emniyet Müdürü’müzle bir araya gelip durumu değerlendirelim, hem de Boğaz Köprüsü’ndeki olaya belki ferdî olarak müdahale etmem sonucunda önleyebileceğimi düşünmüştüm.

Yolda giderken İstanbul’daki gelişmeleri üst makamlara rapor etmek maksadıyla sırasıyla, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı’mızı, Genelkurmay 2. Başkanı’mızı ve Genelkurmay Başkanı’mızı ile arayarak bunu rapor etmek istedim. Ancak 4 telefondan da cevap alamadım.

Cevap alamayınca durum daha da endişeli ya da sıkıntılı bir görünüm kazanıyordu. Bu arada Çengelköy ve Beylerbeyi tarafında olan durum nedir gibi endişe taşıdığım için, yolda giderken Kuleli Askerî Lisesi Komutanı’nı arama ihtiyacı hissettim. Komuta devir teslimi perşembe günü yapılmıştı. Dolayısıyla yeni telefon yoktu ama eski komutanın telefonu olduğu için muhtemelen makam telefonunu kendi aralarında değişmişlerdir düşüncesiyle o telefonu çevirdim. Telefonu çevirdiğimde eski Kuleli Komutanı çıktı. Kendisi ile görüştüğümde yeni gelen komutanın anlam veremediği bazı şeyler yaptığını, dolayısıyla gelişmelerden kuşkulu olduğunu ifade eden cümleler kullandı. Açıklayıcı bir husus vermediği için telefonu kapatıp köprüye doğru intikale devam ettim.”

“Kendi Aracımla O Araçların Yanına Doğru İlerledim”

“Boğaz Köprüsü’ne geldiğimde Emniyet Müdürü’müzle bir araya geldik. Onunla kısa bir değerlendirme yaptık. Karşıdaki araçlar da zâten görüş mesafesindeydi. Gene de olayın sonucundaki resme benzer bir tablo zihnimizde yaratılmadığı için belki müdahale ile önlenebilir düşüncesiyle, kendi aracımla o araçların yanına doğru ilerledim. Ama oraya gittiğimizde oradaki kişilerin, asker kılığına girmiş teröristlerin diyelim, havaya ateş ettiklerini, dostâne bir tutum sergilemediklerini görünce tekrar Emniyet Müdürü’müzün yanına geldim.

Bu arada gelen bilgilerden ’da da bazı gelişmelerin olduğunu duyunca olayın çapı ve ne şekilde olduğu artık yavaş yavaş zihnimizde canlandı. Olayın içindeki belli bir grup tarafından yapılan bir hareket olduğu kanaati bende oluştu. Bu arada Boğaz Köprüsü’ne giderken Merkez Komutanı’mızı aradım ama kendisiyle görüşemedim. Kendisi bir başka bölgedeymiş. Onun yardımcısı olan, ondan sonra gelen albayımızı aradım. Onun derhâl Boğaz Köprüsü’ne müdahale edecek şekilde hazırlık yapmasını talep ettim. İstanbul’daki kuvvetlerin komutanı olan tümgeneralimiz Yavuz Türkgenci var, kendisini arayarak birlik komutanları ile temas kurup, birliklerin ne durumda olduğunu bana rapor etmesini ve kendisinin de Boğaz Köprüsü’ne gelmesini emrettim.

22.45 ya da 22.50 civarında hem Yavuz Türkgenci ve hem İstanbul Vali’miz geldi yanımıza. Dolayısıyla olayın başlangıcında küçük bir kriz masası gibi üçümüz, Emniyet Müdürü’müz, ben ve Vali’miz bir araya geldik ve durum değerlendirmesi yaptık.”

“5 Birliğimizin Darbe Girişimine Katılmakta Olduğu Bilgisini Aldık”

“Öncelikle yanımda olan ve 3. Kolordu’ya vekil olan, Kolordu Komutanı’mız izindeydi, onunla yaptığımız değerlendirmede İstanbul’daki 5 birliğimizin darbe girişimine katılmakta olduğunu, bazı unsurlarıyla, bilgisini aldık.

Bunun üzerine benim Ordu Komutanlığı’ma bağlı olan iki birliğim daha var, Çorlu ve Gelibolu’daki iki korgeneralimizi aradım. Birliklerde hareketlenme olup olmadığını öğrenmek ve karar vermek amacıyla.

Çorlu’daki komutanımızdan darbe girişimini yapanların sahte emrinin kendilerine ulaştığını öğrendim. Sahte emrin yayımlandığını duyunca kafamızda yüzde yüz darbe girişimi olduğu kesinlik kazandı.

Hem Çorlu, hem Gelibolu’daki kolordu komutanlarımız bu sahte emri uygulamayacaklarını, emir komuta sistemi içinde kaldıklarını açıkça ifade ettiler. Ben de kendilerine birinci öncelikle kendi birliklerine sahip olmalarını, kışlalardan çıkmayarak kesinlikle İstanbul’a doğru gelmemeleri gerektiği konusunda emir verdim.

Hatta eğer ihtiyaç olursa bir kısım birlikleri de hazırlamaları konusunda emir verdim.

İstanbul’daki birliklerin dışında İstanbul’u takviye edecek, Trakya’dan gelebilecek olan birliklerin gelmesini önleyecek olan Tekirdağ Çerkezköy’de tugayımız var, o tugayımıza da Yavuz Paşa vasıtasıyla emir vererek onların gerekli hazırlığı yapmasını, gerektiğinde İstanbul’a intikal etme hazırlığında olmalarını emrettik.”

“İçimiz İstanbul Açısından Rahatladı”

“Yaklaşık 23.45 civarına kadar Vali’miz, ben ve İl Emniyet Müdürü’müz, 3. Kolordu Komutan Vekili’miz Boğaziçi Köprüsü bölgesinde kaldık. Daha sonra oranın güvenli olmadığı, daha güvenli bir yerde çalışmamızın uygun olduğunu değerlendirerek bir başka bölgeye geçtik. Yavuz Paşa ve Emniyet Müdürü’müz Boğaz Köprüsü’nde kaldı.

Yaptığımız ilk değerlendirmelerde köprüde ve daha sonrasında darbe girişimine katılan birliklerin de içinden belli bir kısmının iştirak ettiğini öğrenince biraz daha içimiz İstanbul açısından rahatladı. Bizim için önemli olan hem daha fazla birliğin kışladan çıkmasını önlemek, hem de Trakya’daki birliklere sahip olmak şeklindeki genel stratejiyi belirledik.

Yavuz Paşa’nın verdiği emirle, hem 2. Zırhlı Tugay dediğimiz Kartal-Maltepe’deki hem de Hasdal tarafındaki tugayın kışlasında kontrolü ele geçirmek maksadıyla kendisi görevlendirmeleri yaptı.

Birçok kişi ile telefon ile görüştüm. Bu kişiler içinde eski Genelkurmay Başkanı’mız Necdet Özel Paşa ile de iki ya da üç defa görüştük. Kendisi tarafından bazı konular gündeme getirildi. Sayın Genelkurmay Başkanı’mızın, resmin ne olduğunu görmek anlamında, hangi birliklerin ve kimlerin bu faaliyetlere iştigal ettiği konusunda soruları oldu.”

“Televizyonda Bir Konuşma Yapmamızın Uygun Olacağını Değerlendirdik”

İlgilinizi Çekebilir:  Orduların 'insansız silah teknolojisi' yarışı

“Bu arada Vali’miz ile yaptığımız görüşme sonucunda televizyonda bir konuşma yapmamızın uygun olacağını değerlendirdik. Önce kendisi, sonra ben açıklama yaptık.

Bu görüşmeler esnasında Ege Ordu Komutanı’mız Abdullah Recep beni aradı. Kendisi tarafımdan yapılan açıklamanın iyi olduğunu ifade etti ve kendisinin de açıklama yapacağını ifade etti. Kendisi ile değerlendirme yaparken onun ve benim temasta olduğumuz komuta kademesi içerisinde daha kıdemli birisi olmadığı konusu gündeme gelince 2. ve 3. ordu komutanlarımızın açıklama yapmasının uygun olacağını değerlendirdik.

3. Ordu Komutanı’yla görüştük, 2. Ordu Komutanı’mız ile de iki defa görüştük. Sonra gelinen nokta itibariyle Ege Ordu Komutanı ile 2. Ordu Komutanı’mızın telefonlarını Valilik vasıtasıyla TV kanallarına ilettik.”

“Cumhurbaşkanı’mızın Direktiflerini Almak Maksadıyla Hava Alanına Geçtik”

Dündar, daha sonra sorular hâlen tutuklu olan 2. Ordu Komutanı’yla ilgili olarak ise “2. Ordu Komutanı’mızla 1 mi 2 defa mı görüştüm, hatırlamıyorum. 2. Ordu Komutanı’mızdan dönüş alamadım. Bizdeki bilgi eterne edildiği şeklindeydi. Bu konuya ne kadar girdiğini değerlendirmem mümkün değil.” dedi ve anlatımını şöyle sürdürdü:

“Çorlu ve Gelibolu kolordu komutanlarının da açıklama yapmasını sağladık. Benim açıklamamın yanında, onların da açıklama yapması tamamen artık TSK’nın bu işin içerisinde olmadığı konusunda halkımıza ve milletimize yeterli güvenceyi verdiğini değerlendiriyoruz.

Çorlu’ya bağlı Lüleburgaz bölgesindeki bir birlikte bir hareketlenme oldu. Başlangıçta bir birlik çıkarken Kolordu Komutanı’mız devreye girerek onu önledi. Arkasından bir başka birlik İstanbul istikametinde hareket etti. O hareketi önlemek için Vali’miz Valisi ile Kolordu Komutanı ile görüşmek suretiyle gişelerde önlenmesi konusunda tedbirler alındı. Bir bölük kadar birliği de İstanbul yoluna çıkararak onların yolunu kesmek üzere tedbir aldık. Gişelerde kaldılar.

Gelibolu kolordu bölgesinde oraya Çanakkale’deki tarihî yerleri gezmek ve etüd yapmak maksadıyla gelen Harp Okulu öğrencileri vardı. Onların bir hareketlenmesi oldu, onları da Kolordu Komutanı’mız durdurdu.

Saat 6.30 civarıydı. Vali’mizle birlikte Cumhurbaşkanı’mızın gelmiş olduğu hava alanına doğru gidip, Cumhurbaşkanı’mızın yanına katılıp, hem kendilerini durum hakkında bilgilendirmek, hem de direktiflerini almak maksadıyla sayın Vali’mizle birlikte deniz yoluyla karşıya, oradan da hava alanına geçtik.

7.30-8.00’den sonra da sayın Cumhurbaşkanı’mızın ve Başbakan’ımızın verdiği direktifler doğrultusunda Akıncı veya Mürted Hava Üssü’nün uçaklar tarafından kullanılamaz hâle getirilmesi, kontrolün ele alınması önem taşıyordu.

Saat 11 gibi de basına yaptığım bir açıklama var. O açıklamayı müteakip bir sıkıntı kalmamıştı.”

“Benim Emir Subayım da Firar Etti”

Dündar’ın milletvekillerinin soruları üzerine yaptığı diğer açıklamalar ise özetle şöyle:

“Cumhurbaşkanı’nın uçağının İstanbul’a geleceğinden hiçbir bilgim yoktu. Kendisi karar verdi, nasıl verdi, bilmem mümkün değil. Sayın Cumhurbaşkanı’mız büyük bir risk alarak oraya indi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral ’ın Akıncı’dan kurtarılmasına da müdahelem olmadı.

TSK içinde mensubu olduğu yönünde istihbarat birimlerine gelen duyumlar mutlaka oluyordur. Kimlerin bunun içinde olabileceği konusunda tahminlerimiz oluyordu ama darbeye dönüşebileceğini tahmin etmiyorduk. TSK’nın toplumun genel yapısından etkilenmiş olduğunu dikkate almak gerekiyor. Dönem içerisinde ’ye bakışı dikkati almamız lazım. 1980’li yıllardan itibaren çalışma içerisinde olan mevcut insan kaynağını değerlendiriyor. TSK’dan atılanların hiçbirisi TSK’dan aldığı eğitim çerçevesinde bu örgüte katılmış değil. Tamamı TSK eğitimi öncesinde bu örgüte katılmış. TSK’da personel temini esnasındaki ve alındıktan sonraki personelin takip edilmesinde sıkıntıdan söz edilebilir.

Yurtta Sulh Konseyi kimlerden oluşuyor, hiçbir fikrim yok. Şu âna kadar da açıklığa kavuşmadı. Darbe girişimi konusunda da önceden hiçbir bilgimiz yoktu.

Çekirdek kadro konusunda somut bilgiye sahip değilim.”

“Moda Deniz Kulubü’ndeki düğünden haberim yoktu. Dâvetli olmadığım için bilmiyorum. Dâvetiye almadım diye hatırlıyorum. Kuvvet Komutanı’nın özel programı olmadığı için iştirak etmemiz gerekmez. Darbe olacağına dâir bilgimiz olmadığı için özel bir tedbir de alınmamıştı.

Benim emir subayım da firar etti. Şu ânda yakalanmadı. Tuzla tarafında oturuyordu. Benim konutumun olduğu Fenerbahçe Orduevi’ne gelmiş. Ben orada olmayacağı düşüncesiyle astsubay korumamı alıp çıktım. Konutu 22.20 civarında terk ettikten sonra 4-5 kişi eve gelerek beni aramış.

Darbe girişimi sırasında benim içinde olduğum hiçbir pazarlık söz konusu değil. Komutanlarla ilgili pazarlık olacağını da şahsen düşünmüyorum. Darbe yanlısı kimseyle görüşmedim, telkin almadım.

Darbe riskinin kalmadığını değerlendiriyorum. FETÖ’ye yönelik çalışmalar savcılık ve TSK’da titizlikle devam ediyor. Olumlu sonuç vereceğine inanıyorum. TSK’da darbenin ‘d’si kalmamıştır.

Darbeye karşı bir hazırlığın olmaması da mümkün mü, değil mi, bilmiyorum. İçimizden bir grubun böyle menfur darbe girişimine katılacağını, hattâ halkımızın üzerine ateş açacak kadar gözünün döneceğini hiç düşünmedik.

Darbenin kırılma noktası o gece diğer ordu komutanlarımızın da darbeyi kınamaları oldu. Halkın kuşkuları zihinlerden silindi. Darbe saat 03.00 için planlanmış. O akşam Genelkurmay Başkanı’mızın emirleri üzerine, darbeciler ifşa olacaklarını düşünerek bir ân önce harekete geçip endişeye düşmesi de kırılma noktası oldu.

Boğaz Köprüsü’ndeki planlamaları bana göre tek ayağın tutulmasıydı. O görüntüyü vererek kendi amaçlarına ulaştıklarını değerlendiriyorum. Baştan beri planlamanın öyle olduğunu değerlendiriyorum.

Dış bağlantı konusunu müsâde ederseniz cevaplamayayım.”

Fetih Medya – Haber Merkezi

Bir Yorum Yazın