Muhaysini ve Ulyani’nin Ahrar’a kadılığını nasıl yorumlamalı?

Yazar: Ebu Bekir Suadî - Yazının Tarihi: 4 Mart 2018 | 16 Cemaziyelahir 1439 Pazar 09:20

Nureddin Zengi grubu ile birlikte  Cephetu Tahrir-u (CTS)’yi oluşturan Ahrar-u Şam  Zengi -HTŞ arasındaki savaşa Sukur-u Şam ile birlikte Zengi tarafında iştirak etti.  HTŞ’ye karşı veren Ahrar-u Şam ele geçirilen bölgelerde beraber oluşturulan CTS grubunun aşırıkları içerisinde yer aldı. Muhacirlere karşı gerçekleştirilen bu hak gasplarında bazı Muhacir’lerin evleri ateşe verildi, tutuklandılar ve darb edildiler. Tarafsız oldukları ve CTS’ye karşı savaşmadıkları ortaya çıktığında ise iş işten geçmiş, salınıveren muhacirler tehdit ve endişe oluşturmaya başlamıştı. Bunun önüne geçmek için Ahrar-u Şam yetkilileri bir takım önlemler aldı.

Muhacirlerin her birinin evlerin altından beyanatlar atıldı.  Bu beyanatlarda her hangi bir hak gaspından şikayetci iseniz bu numaradan bize ulaşın yazıyordu : 0 538 697 3617. Ne var ki Muhacirler buna yanaşmadı. Ellerindeki silahların bir kısmına el konulmasına karşın tehdit oluşları devam ediyordu. İşte tam bu sırada Ahrar yetkilileri Suud asıllı iki muhacir davetçinin kapılarını çaldılar. Abdullah Muhaysini ve Muslih Ulyani…

Kendilerinden bölgedeki muhacir huzursuzluğunun giderilmesi için kurulan mahkemede kadı olarak görev yapmalarını istediler. Ve bu iki ilim ehlinden olumlu yanıt aldıklarında ise geçtiğimiz salı günü (27 Şubat 2018) CTS adına Muhacirlere yönelik “Muhacir kardeşlerimizin durumuna ilişkin açıklama” adı altında aşağıdaki beyanatı yayınladılar.
Fetih Medya
Muhacirlerin tansiyonunu düşürmek için yayınlanan bu beyanatta, CTŞ savaşçılarının yaptığı hak tecavüzlerini açıkça ikrar edilip kabul ediliyordu. ( 3. paragrafın başı) ancak tüm bu yapılanların hilafına , Muhacirlerin baş tacı olduğuna vurgu yapılarak, Muhacirlerle aradaki sorunun giderilmesi için muhacirlere yönelik müşterek mahkeme ofislerinin oluşturulacağı ve bu muhakemelerde bağımsız olan kadılar Muhaysini ve Ulyani’nin kadı olarak katılacağı vurgusu yapılıyordu. (altta sarı ile işaretlenen bölüm)

Fetih Medya
Kendileri gidip bunu Muhaysini ve Ulyani’den istemelerine rağmen özellikle “kadılık yapmalarını kabul ediyoruz” şeklindeki ibare ipin kimlerin elinde olduğunu gösteriyordu.

HTŞ’nin savaştığı Cephetu Tahrir-u Suriye /CTS grubunun,  HTŞ’nin elindeki bölgeyi ele geçirerek buradaki muhacirleri susturmak ve taraf olmasını engellemek amacıyla yapılan bu çalışmanın bir benzerine geçmişte de tanıklık etmiştik.

Nitekim o zaman Ahrar ile çıkan çatışmada ilim ehli bu davetçiler HTŞ muaskara ve ribat bölgelerinde savaşçılara “bu savaşa katılmamalarını ve kardeşlerine çekmemelerini” öğütlüyorlardı. Zaten Şeyh Cevlani’nin bu durumda telsizlerden bu kimselerin muaskara sokulmamasını bildirmiş, gelirlerse kapıların açılmamasını emretmişti. İşte o dönem ikilem arasında kalan HTŞ savaşçıları birer birer gözleri önünde yitirdikleri kardeşlerini görünce vaizlere kulak vermekten vazgeçtiler. Durumdan istifade ederek olanca gücüyle vuran  Ahrar’a karşı ilerleme kaydip, Ahrar’a kaptırılan tüm bölgeleri geri aldılar.

Zaten bu süreçte Ahrar ile HTŞ arasındaki çatışma esnasında HTŞ’den ayrılan Zengi grubu, ortak telsizlerdeki kayıt(etmemeleri gereken konuşma)ları Muhaysini ve Ulyaniye ulaştırmışlardı. HTŞ adına kadılık görevi yürüten bu iki güzel davetçi Cevlan’nin “içeri sokmayın”, “gelirlerse de geri çevirin” konuşmalarını onur meselesi yapmışlar ve HTŞ’den ayrılık beyanlarını vermişlerdi.

Muhaysini ve Ulyani HTŞ’den ayrıldıklarını beyan ettiler

Meselenin detayları aşağıdaki yazıdan öğrenilebilir:

Şer’iler ve askeri heyeti karşı karşıya getiren son fitnenin tahlili

Bütün bunlardan görülmektedir ki savaşın seyri, yavaş yavaş değişmeye başlamıştır. Husn-u zan ile yaklaşıp muhacir tarafı olarak görmeye çalışsak da taraf olanın kadı olamayacağı hakikati bu hüsnü zannımıza galip gelmektedir. Kaldı ki ilgili beyanatta açık açık kadılık görevi yapacakları yazılmıştır. Eğer avukatlık(muhamilik) yapacaklar idi ise,  bu beyanatı yalanlamaları veya tekzip etmeleri gerekir idi. Ancak her iki şeyhten bu yönde kendilerine ait herhangi bir açıklama gelmiş değil.

Her ne kadar olaya bir taraf olarak muhacirleri temsilen katılmış gibi bir izlenim oluşturmaya çalışılmışsa da bazı mantıki gerekçeler bu izleniminde üstesinden gelmeye yetmektedir.  Çünkü onlar bu hareketleri ile ele geçirdikleri bölgelerde kendini sağlama almak isteyen CTS’ye hizmet vermiş, durumdan rahatsız olan Muhacirler ile CTS arasında arabuluculuğa girişerek tarafsızlıklarını yitirdikleri görülmüştür.

İlgilinizi Çekebilir:  Kıyamet günü, cennet ve cehennem gerçek mi yoksa birer sembol müdürler?

Bu açıdan herhangi bir gruba katılıp kadılık yapmak ile her hangi bir grubun istediği üzere onların maslahatı adına kadılık yapmak arasında sadece nüans farkı vardır.

Bölge için konu olan-fakat diğer yerlere pek taşınmayan- bir başka mesele de İdlib muhasara altındayken yaşanmıştır.
Ocak ayında gerçekleşen bu durum özellikle ve İdlib kırsalındaki bazı grupların için yerlerini terkederek ’e birlik kaydırmaları ve Ebu Zuhur’da adeta tek başına mücadele veren HTŞ’yi yanlız bırakmış olmalarıdır.

Konuyla ilgili HTŞ gruplara ribat bölgelerini terketmemeleri hususunda çağrı yapmış, ancak yardım alabilmek ve adam başı 200 USD kapabilmek için gruplar çoktan yerlerini terketmiştir.  Afrin’de Türk Ordusunun önünde yeteri kadar (’dan kaydırılan)  ÖSO birliği zaten bulunmaktadır. Materyalist unsurlarını rahatlıkla dağıtacak muhimmat ve sayıda bulunmaktayken yardıma ihtiyaç duyulan İdlib’in kırsalı neden terk edilmiştir?  Bu sebepten dolayı Ebu Zuhur hava alanı beş ay süren şiddetli bir çatışmanın sonucunda Zalim birliklerinin eline geçmiştir. Konuyla ilgi HTŞ İBA’ya hayıflanma dolusu bir beyanat vermiştir. ( https://t.me/Ebaa_Agency/4149 )
Fetih Medya

İlgili yazı, bir çok fedakar gencin yitirildiği ve sert çatışmaların yaşandığı Ebu Zuhur Hava Limanı savaşında başarı göstermiş Komutan Maysara El Humusi’nin şu serzenişi ile bitmektedir:

 Ebu Zuhur havaalanı çevresinde yapılan savaşlara eş zamanlı olarak, Afrin şehrinin PKK milislerinden özgürleştirilmesi  adına savaş ilan edildi. Binlerce savaşçı bu ilana karşılık verdi. Yoksa Afrin, farklı bölgelerden 5 milyonun üzerinde göçmenin yaşadığı Suriye’nin kuzeyinde yer alan devriminin son kalesi İdlib şehri ve kırsallarından daha mı önemli idi?

HTŞ’nin bölgede yalnız konularak Ebu Zuhur’un kaybedilmesinin ardından ilginç bir aprogram yayını yapıldı. Programda açıklamayı yapanlar Şeyh Abdullah el-Muhaysini ve Şeyh Muslih Ulyani idi. Diğer grupların Afrin operasyonuna katılmasının buradaki direnişi zayıflatmadığını ileri sürüyorlardı.

Muhaysini ile birlikte program sunan Ulyani, Muhaysini’nin Afrin açıklamasından sonra şu ilginç sözleri sarfetti:(Yukarıda Türkçe video eklendi – bknz  1:27 dakika)

“Diğer bir konu insanlar Hama’da ki ve İdlip’te ki kayıpları bazı grupların oradan çekilip Afrin operasyonuna gitmesine bağlıyorlar. Halbuki grupların yaptıkları cihada fedakarlıklara baktığımızda bunun doğru olmadığını görmekteyiz. Gruplar buradalar bilakis operasyon odaları kuranlar var. İdlip’te Hama kırsalında aktifler, zalim Nusayrilere karşılık veriyorlar. Denildiği gibi Afrin operasyonuna gidip buraları terk ettikleri doğru değil. Diyoruz ki gruplar buradalar Medya kameralarını Afrin operasyonuna çevirdiği için buraları satıp Afrin’e gittiler demekte. Bu ise tamamen vakıadan uzak bir değerlendirmedir. Sahada olanlar bunun doğru olmadığını anlarlar.”

İnna lillah ve inna ileyhi raciun.
Acaba 5 aydır aralıksız Esed rejiminin önünde direnen komutan Maysara El Humusi  saha dışından mı konuşmaktadır? En sevdiği kardeşlerini kuşatmayı yarmak üzere cesaretlendiren bu komutan adam fazlalığından mı istişada baş vurmuştur. (O saldırıda 150 kadar rejim milisi ölmüştü) Açıklamasında El Humusi “Tren yolunun doğusundaki grupların yerlerini terkettiğini” söylerken,”destekçi grupların azlığı nedeniyle” derken yalan mı söylemektedir? Bütün bunlarla da yetinilmemiş   iş yerine dedikodu üretenler, bu insanları sadece yalnız bırakmamışlar üstüne üstlük  bölgeyi teslim etmekle itham etmişlerdir.

Peki biz kime inanacağız? Doğru sözlü davetçilere mi?Yoksa canını feda eden müminlerden o erlere mi?
Vallahi yukarıdaki örnek insanlara alanlarını ilgilendirmeyen konulara girmelerinin ne kadar tehlikeli olduğu göstermeye artar ve yeter. Şeyh Cabir’in dediği gibi kalplerin kaymaması bizim doğruluğumuz ile alakalıdır. Allah ayaklarımızı sabit kılsın. Rabbim hakikati göstersin… Allahumme amin…

 

Ebu Bekir Suadî / İdlib
03-03-2018

* Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Fetih Medya’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir. 

Yazarın Diğer yazısı:

Dr. Eymen Ez-Zevahiri’nin konuşmasına içeriden bir bakış

Bir Yorum Yazın