Kadın hakları, eşitlik ve i̇şsizlik

Yazar: velioglu - Yazının Tarihi: 25 Kasım 2017 | 7 Rebiülevvel 1439 Cumartesi 13:46

Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargâh edinin), ilk cahiliye (kadınları)’nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın… (Ahzab Suresi; 33)

İnsanlık her konuda olduğu gibi kadınlar konusunda da birçok sapmanın içine düşmüştür. İslam sağa veya sola sapan insanlığı doğru yola iletmek için gönderilmiştir. İnsanlığı kurtuluşa götürecek olan bu din vasat bir yoldur.

Günümüz toplumlarında kadınlar konusunda sapmanın en önemli sloganı “ Erkek eşitliği” söylemidir.

Kadın erkek eşitliğini savunanlara; Siz kadın ve erkeği hangi konularda, nasıl ve neye göre eşitliyorsunuz diye sorsanız. Bir cevap alamadığınız gibi ifrat veya tefride varan saçma sapan şeyleri telaffuz ettiklerini görürsünüz.

Örneğin;

Kadın, Erkek fiziksel olarak mı eşitleniyor?

Kadın, Erkek ruhsal olarak mı eşitleniyor?

Kadın, Erkek annelik ve babalık duyguları hususunda mı eşitleniyor?

Kadın, Erkek biyolojik ve üreme konusunda mı eşitleniyor?

Kadın, Erkek din hususunda mı eşitleniyor?

Kadın, Erkek yapacakları işler hususunda mı eşitleniyor?

Kadın, Erkek siyasi ve idari alanda mı eşitleniyor?

Kadın, Erkek kanun ve yasalar konusunda mı eşitleniyor?

Kadın, Erkek yetki ve sorumluluklar konusunda mı eşitleniyor?

Kadın, Erkek kısaca hangi konuda eşitleniyor?

Elbette bazı konularda Kadın, Erkek eşittir. Bazı konularda kadınlar, bazı konularda ise erkekler üstün vasıflarda yaratılmıştır.

Kadın, Erkek insan olmaları, Allah’a kul olmaları yönüyle eşittir. Ancak kadın hakları ve eşitlik hezeyanı yapanlar kadın erkek eşitliğinden kastettikleri şey bunlar değildir.

Onların eşitlikten kastettikleri kadını sıcak yuvasından çıkarıp sokağa salma davasıdır, Kadını tesettüründen soyup şehvet aracı yapma davasıdır, Kadını evinden çocuğundan koparıp ucuz iş gücü olarak kullanma davasıdır.

Allah Kadın ve erkeğe fıtratlarına (yaratılışlarına) uygun görev ve sorumlular vermiştir. Kadın, Erkek birbirinin rakibi değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Kim bunu değiştirmeye kalkışırsa Allah’ın yarattığı fıtratı tahrif etmiş olur.

Yukarıda sayılan hususların hiç birisinde kadın erkek eşit değildir. Bunu “ ni savunanlar da iyi biliyor.

Bu konuda örnek verirsek;

Kadın, Erkek kanun ve yasalar konusunda mı eşitleniyor?

Bu konuda da eşitlik söz konusu değildir. İster Allah’ın kanunu (şeriat) olsun, isterse insanların uydurduğu yasalar olsun, kanun ve yasalar önünde kadın ve erkeğin yetki ve sorumlulukları farklılık arz eder.

İslam şeriatında; Cihadın kadınlara değil erkeklere farz kılınması, miras, mihr, nafaka, cami, cuma, adet… Gibi birçok konuda kadın ve erkeğin yetki ve sorumlulukları farklıdır.

İnsanların uydurduğu kanun ve yasalarda; Kadınlara askerlik yaptırılmaması, doğum izni, süt izni, annelik izni, nafaka… Gibi birçok konuda kadın ve erkeğin yetki ve sorumlulukları farklıdır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Erkekler, hanımlar üzerinde âmir ve yöneticidirler. Çünkü Allah, bazılarını diğerlerinden daha üstün kılmıştır. Ayrıca erkekler, mallarından harcama yaparlar. (Nisa Suresi: 34)

Daha güçlü, cesaretli ve dayanaklı olan erkek, bu görev için daha uygundur. Yaratılışı gereği kadın duygusal, yufka yürekli, zayıf ve nârin olduğundan, aileyi veya toplumu yönetme ve onu dış tehlikelerden koruma görevi onun sırtına yüklenmemelidir.

Ayrıca erkekler, çalışıp para kazanmak ve mallarından harcama yaparak ailenin geçimini sağlamakla yükümlüdür. Yükümlülük ise aynı oranda yetki gerektirir. Aile reisi erkek olduğu gibi toplumun sevk ve idaresi de erkektedir.

Hz. Peygamber (sav.) ‘in, ‘İranlıların başına Kisra’nın kızı getirildi diye haber geldiği zaman Efendimiz: ”İşlerini kadına tevdi eden bir kavim felah bulmayacaktır’ demiştir.  (Buhari Fiten, Tirmizi Fiten, Nesai)

Allah erkekleri yönetici vasfında yarattığı halde kadının yönetici konumuna getirilmesi kadına, erkeğe zulümdür ve toplumun ifsad olmasıdır.

Bir kadının yetki sahibi, makam mevki sahibi olduğunu düşünün; Her gün her türden erkekle yüzleşip muhatap olması; Mahremiyetin, kadınlık fıtratının, edep ve hayâ duygularının törpülenmesi, parçalanması ve yok olması demektir.

İnşaatta çalışan, Kamyon süren, sokakları süpüren, fabrikada çalışan, ofiste çalışan, kadınlar… “Kadında erkekler gibi her işi yapar” diyerek fıtratı bozup toplumu ifsat eden haydutlar annelerimize, kızlarımıza, bacılarımıza en büyük kötülüğü yapanlardır.

Kadının eşya gibi alınıp satılması, mirastan mahrum bırakılması, kız çocuklarının öldürülmesi, hukuki haklardan mahrum edilmesi nasıl zulüm ve ifsad ise İdarenin kadına verilmesi ve kadının kadınlara mahsus olmayan işlerde çalıştırılması da zulümdür ve ifsadın ta kendisidir.

Kadın haklarını savunduklarını ve eşitlik iddiasını dillendirenler;

Genelev, pavyon, bar, gazete, televizyon, sosyal medya… Kısaca her ortamda kadının fuhuş metaı haline getirilerek namus ve şerefinin pazarlanmasını görmezler, konuşmazlar ve gündeme getirmezler. Çünkü onların derdi kadının hakkı hukuku değildir. Onların derdi şehevi arzuları, heva ve hevesleridir. Çünkü onlar toplumda ahlaksızlığın edepsizliğin ve fuhşiyatın yayılmasını isteyen aşağılık mahlûklardır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Müminler arasında ahlâksızlığın ve edepsizliğin yayılmasını isteyenleri gerek dünyada ve gerekse ahirette acıklı bir azap beklemektedir. Allah bilir, oysa siz bilmezsiniz. (Nur Suresi: 19)

Kadın haklarından, Kadın erkek eşitliğinden bahseden ikiyüzlüler; Ya kadınların namus ve şerefini pazarlayarak fuhuş metaı haline getirirler ya da kadını fıtratına uymayan işlerde çalıştırarak onların değişik şekilde helak olmasına sebep olurlar.

Kadın nerde ve nasıl çalışmalıdır.

Allah, kadınlara evlerinde oturmalarını emretmektedir; Çünkü onların asıl faaliyet alanı, dış değil, evin içidir. Ancak bazı iş kollarında ise kadınların çalışması gerekir. Çünkü bu işler kadınlara mahsus işlerdir. Bu işlerde erkeklerin çalıştırılması uygun değildir.

Kadın hangi işte ve nasıl çalışmalıdır, Birkaç örnek verirsek;

Kadın hastalar için; Doktor, ebe, hemşire, kadın doğum uzmanı,

Kadın ve çocukların eğitiminde eğitmen, hoca,

Yetim hanelerde bebek ve çocukların bakım ve eğitiminde,

Kız yurtlarında eğitmen ve görevli,

Kadınlar için kadın terzi,

Kadın ve çocuk giyim için kadın esnaf,

Kadınları ilgilendiren kamusal ve sosyal işler…

Buna benzer iş kollarında kadınlar çalıştırılmalı, Özel durum ve istisnai durumlarda erkekler destek olmalıdır.

Kadının çalıştığı iş ortamında mümkün olduğunca mahremiyet sağlanmalı. Her türlü istismar ve tacize fırsat vermeyecek güvenli ortam olmalıdır.

Çalışan kadının mesaisi mümkün olduğunca tam mesai değil yarım mesai olmalıdır. Bundan şu iki şey hedeflemeli.

  • Kadının çalışacağı iş kolları az olduğu için başka kadınlarında çalışması sağlanmalı.
  • Kadın çocuklarını ve evini ihmal etmemesi sağlanır. Çünkü kadının asıl işi çocukları ve evidir.

Kadın her işte, her ortamda çalıştırılırsa ne olur.

Deveyi çöl şartlarına göre, Kutup Ayısını iklim şartlarına göre, Balığı suda yaşam şartlarına göre yaratan Yüce Allah Kadın ve Erkeği de farklı görev ve sorumluluklar için yaratmıştır. Kadının faaliyet alanı evin içi, erkeğin faaliyet alanı ise evin dışıdır. Kadına ve Erkeğe fıtratına aykırı yetki ve sorumluluk verilirse birçok olumsuz durum ortaya çıkar.

İlgilinizi Çekebilir:  Piskopos Hanna: Filistin açık artırmada satılacak bir mal değildir

Kadın iş hayatına yoğun bir şekilde girmesi sebebiyle çalışan sayısı yükseldi. İşten daha fazla çalışmaya aday eleman ortaya çıktığı için çalışan ücretleri büyük oranda düştü. Çalışanlar değer ve statüsünü kaybederek asgari köle ücretine tabi, her an işsiz kalma riski olan bir konuma düştü.

Kadın ucuz iş gücü, vitrin ve kötü emeller için tercih edilen eleman oldu.  Asıl çalışması gereken erkekler işsizliğe mahkûm edildi. Erkek iş beklerken tarlada, fabrikada, dairede çalıştırılan kadın ifsadın ve çöküşün göstergesidir.

İşsiz olduğu için evlenemeyen veya düşük ücretle çalıştığı için evlenemeyen erkeklerin sayısı artmaya başladı. Evlilikler azaldı, evlenme yaşı yükseldi. Bu ise toplumda fuhuş ve ahlaksızlığın artmasına zemin hazırladı.

Çalışan kadın evleneceği zaman doğal olarak kendisi gibi memur, amir ve işi olan bir erkeği tercih ederek evlilik yaptı. Bu ise şu sonucu doğurdu; Toplumda bir kısım aileler çift maaşlı, bir kısım aileler ise sıfır maaşlı aile konumuna düştü.

Çift maaşlı aile; Kadın tam mesai çalıştığı için birçok sıkıntı ve geçimsizlikler baş gösterdi. Ev işi, bulaşık, temizlik, yemek, çocuk, paranın yönetimi, senin malın, benim param, bende çalışıyorum, bende senin gibi yoruldum, hayat müşterek, bende çalışıyorum benimde söz hakkım… Vs. derken sıkıntı, huzursuzluk, , cinayet, boşanan eşler ve ortada kalan çocuklar…

Sıfır maaşlı aile; işsiz olduğu için uzun süre evlenmeyi hayal bile edemeyecek, İş bulsa bile asgari köle ücretiyle geçinmek bile imkânsızken nişan, düğün, kira… Vs. yine evlilik hayallerini ertelemek zorunda ama şeytan beklemiyor. Evlenemeyen , işi olsa bile geçinemeyen aileler, fuhuş, hırsızlık, soygun, bunalım cinayet, intihar, cinnet, boşanan eşler ve ortada kalan çocuklar…

Kadınlar evlerinde otursaydı, Her aileye bir iş, bir dolgun maaş, Herkes hakkına razı olsaydı. Çocuklar anneleri ile mutlu,  Hanımlar evlerinde mutlu, Erkekler işinde gücünde mutlu olacaktı ama olmadı.

Çağdaş şeytanlara uyduk, eşitlik, adalet, özgürlük yalanlarına aldandık yasak meyveden yedik; Cennet misali, huzur dolu, sıcacık yuvamız tarumar oldu. Huzurumuz kaçtı, ailemiz dağıldı.

Oysa şu yaratılış fıtratı inkâr edilemez bir gerçektir.

Erkeğin iş sahibi olup hanımının, çocuklarının nafakasını kazanması erkeğin görevi aynı zamanda onur ve şerefidir.

Kadının evinin sultanı olması, anne olması, çocuklarını yetiştirmesi, erkeğine hizmet etmesi kadının görevi aynı zamanda onur ve şerefidir.

Çocuk için anne sütünün yerini hiçbir gıda dolduramadığı gibi annenin yerini de hiçbir bakıcı, asla dolduramaz. Çocuğun, kadının ve erkeğin huzur ve mutluluğu bu yaratılış hakikatinde gizlidir.

Kadının olmadığı ev sıcak bir yuva olmaktan çıkar otele dönüşür. Ev kadınla güzel, çocukla neşeli, erkekle güvendedir.

Çalışan kadın enerjisini işte harcadığı için evini ve kocasını ihmal eder. Böylece evde düzen ve huzurun bozulmasına, evliliğin sarsılmasına belki de yıkılmasına sebep olur. Çalışan kadınlarda boşanma oranlarının fazla olmasının temelinde bu vardır.

Kadın erkeğin hanımı olmaktan çıkar iş ortağı, şirket ortağı konumuna dönüşür. Ailede artık çift başlı bir durum baş gösterir.

Her gün 8-9 saat mesai 2-3 saat yol 10-12 saatini işte harcayan bir kadının ev işini kim ve nasıl yapacak hadi diyelim ev işi parayla yaptırıldı.

Günün 10-12 saatini işte harcayan ve tüm enerjisini tüketen bir kadın evine, çocuğuna nasıl ve ne zaman vakit ayıracak, Kocası için hangi enerjiyi kullanacak.

Kocası için süslenmesi gereken kadın sokak için, işyeri için süslenmeye başlar. Kadın artık izlenen, gözlenen vitrin konumuna düşer.

Mahremiyet ve güvenin olmadığı iş yerlerinde kadın istismara uğramakta.  Kadının her ortamda çalıştığı toplumlarda işte taciz vakalarının çok olması bilinen bir gerçektir.

Çalışan kadın yeterince çocuk doğurmaz, Toplum hızla yaşlanır, nüfus azalır ve tarih sayfasından silinmeye başlar. Çalışan kadınların fazla olduğu özellikle batı ülkelerinde nüfusun yaşlanması,  azalması ve aile yapısının yok olduğu görülmektedir.

Çalışan Kadın, Erkeklerin arasında kadınlık fıtratından soyutlanarak erkeklik psikolojisine girerek fıtratı bozulur.

Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile işsizlik büyük bir sorundur. Hiçbir ekonomi kadınların tamamını iş hayatına sürerek yüzde yüz istihdam sağlayamaz. Kadınların tamamını iş hayatına süremedikleri halde bile işsizlik önemli bir sorundur.

Kadına pozitif ayrımcılık hezeyanlarını dillendirenler çalışmayan kadınları da iş hayatına sürerek bu sebeple sayıları daha da artacak olan işsiz erkeklere ev işi ve çocuk bakıcılığı mı yaptıracaklar!

Kadınlar kendilerine mahsus işleri bırakıp yaratılışın erkeklere verdiği görevleri üstlenmeleri, Erkeklerin kendilerine mahsus işleri bırakıp yaratılışın kadınlara verdiği görevleri üstlenmeleri sebebiyle fert, aile ve toplumun yapısı tahrif oldu.

Müslümanların hanımları ve kızları değerlidir, narindir, mahremdir onlar her işte her ortamda çalışmaz, evlenir, evinin sultanı olur, muvahhid nesil yetiştirirler.

Bırakın çağdaşlar! her işte her ortamda çalışıp, evlenmesin, çocuk doğurmasın, köpek beslesinler.

Allah’ın insanlar için belirlediği hayat tarzını bırakıp tağuti sistemlerin uydurduğu hayat tarzını benimseyenler dünyada ve ahirette felah bulup kurtuluşa ermeleri mümkün değildir.

Yaptıkları bu tahrifata rağmen onlar çağdaş olduklarını, kadın haklarını savunduklarını, insan haklarını savunduklarını ve ıslah edici olduklarını iddia edeceklerdir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar. (Bakara Suresi 11-12)

Allah Teâlâ Müslüman kadınlara şöyle buyurmaktadır:

Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargâh edinin), ilk cahiliye (kadınları)’nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın… (Ahzab Suresi; 33)

Hz. Enes’den (ra.) dan rivayet edildiğine göre kadınlar Hz. Peygamber’e (sav.) gelerek şöyle bir şikâyette bulunurlar:

“Bütün sevapları erkekler kazanıyor: Savaşa gidiyorlar ve Allah yolunda büyük ameller işliyorlar. Savaşa gidenlerin sevabını kazanmak için bizim ne yapmamız lazım? ”

Hz. Peygamber (s.a) şu cevabı verdi: “Sizin aranızda evinde oturan, savaşa giden kadar sevap kazanır.”

Savaşa giden kimse, ancak, evinde her şeyin yolunda olduğundan, karısının eve ve çocuklara baktığından ve karısının, yokluğunda kendisini aldatmasının imkânsız olduğundan emin olursa huzur içinde savaşabilir. Savaşa giden kocasına bu emniyet ve huzuru veren kadın, evde oturduğu halde cihad etmiş sayılır.

Kısaca; Kadının işi, aşı ve cihadı kendi evidir, çocuklarıdır ve eşidir.

 

Kasım

Müsennif VELİOĞLU

 

 

Bir Yorum Yazın