İki Zararla Karşı Karşıya Kalındığında

Yazar: Muhammed Atta - Yazının Tarihi: 7 Ocak 2019 | 1 Cemaziyelevvel 1440 Pazartesi 08:29

sahiplerinin sürekli dillendirdikleri bir iddiaları var: “İdlib Musul olmasın!” İdlib’in Musul olmaması için önerdikleri çözümleri ise, İslami söylemlerden uzaklaşmak, dış güçlere daha fazla bağlanmak ve rejimle olan hatları mümkün olduğu kadar stabilize hale getirmektir. ’a tevekkülü hiç hesaba katmayıp dış desteklere güvenen bu tarafların rejimin baskısı sırasında nasıl tepki verdiklerini Ğuta, Der’a ve ’ta gördük. Bu bölgelerin tümü elle tutulur hiçbir mukavemet gösterilmeden Rusya ve rejimle uzlaşılarak teslim edildi. Aslında bu uygulamalardan, ‘İdlib’in Musul olmamasının’ manasının, ‘bölgelerin rejime teslim edilmesi’ olduğunu da çıkarabiliriz.

Ğuta ve Der’a’dan İdlib’e gelen muhaliflerin aktardığı tecrübelerden birisi de şuydu: Müslüman kanına girilmemesi korkusuyla demokrat gruplara karşı fiili bir tepki göstermediğimiz için bölge bu kimseler tarafından rejime bırakıldı. Eğer onlarla mücadeleye girip rejimle uzlaşılarına engel olsaydık, bölgelerin bu şekilde düşmesi mümkün olamazdı, hatta hiç düşmeyebilirdi.

Bu tecrübeyi kuzey bölgeleri hakkında ele alacak olursak; kuzeydeki uzlaşmacı gruplara sessiz kalınsaydı ve ‘fitne savaşına karışma’ korkusuyla gittikçe dışa bağımlı hale gelen, Astana ve Soçi mutabakatları ile bölgenin tesliminin zeminini oluşturan bu uygulamalara tepki verilmeseydi, kuzeyin akıbetinin de güneyden farlı olmayacağı ortadaydı.

Bu durumda ‘uzlaşmacı gruplarla karşı karşı gelme’ ve ‘özgür bölgelerin savaşsız bir şekilde rejime teslim edilmesi’ şeklinde beliren iki mefsedet/zarar bulunmaktadır. Usul kaidesi gereğince, bir yerde iki mefsedet bulunduğunda bunlardan en az olanının seçilmesi gerekir. Şüphesiz burada Rusya ve Nusayri rejimin bölgeleri ele geçirip küfür ve fesadı yayması, Müslümanları tutuklaması, eski muhalif ve devrimcileri katletmesi türünden mefsedetlerinin büyüklüğü diğer mefsedetle kıyas bile edilemez.

Diğer yandan mefsedet olarak görülen, uzlaşmacı gruplarla karşı karşıya gelinmesinin ardında, mefsedetten ziyade birçok hayırların gerçekleştiğine şahit olundu. Halka zulmeden, direnişçilere düzenleyen, Allah’a söven, bölgede fesat çıkaran grupların temizlenmesi başlı başına bir maslahat ve şer’i bir gereklilikti. Daha önce rejimle uzlaşan bu türden yapıların rejime milislik yapabilecek kadar alçaldıklarına tanık olduk.

Müslüman kanına girme meselesiyle ilgili olarak, Zenki hareketinin halkın yaşadığı bölgeleri rastgele bombalaması nedeniyle isabet alan sivillerin dışında, savaşla ilgisi olmayan halka neredeyse hiçbir zarar gelmemiştir. Bölgelerin birçoğu halkın ileri gelenleri ile iletişime geçilmesi sayesinde savaşsız bir şekilde düşmüştür. Düşen her bölge diğer bölgeleri tetiklemiş ve Zenki hareketi içerisinde bir çöküş yaşanmıştır. Bundan sonra da Etarib vb. bölgeler de çatışmasız bir şekilde yoluyla teslim olmuştur.

Yaşanan bu önemli gelişmelerden sonra sahanın neredeyse tamamının İslami proje sahiplerinin kontrolüne geçmesi ve demokrasi proje sahiplerinin Fırat Kalkanı bölgesine çekilmelerinin ne gibi maslahatlar sağlayacağı ise başka bir yazının konusu.

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’adır.

Muhammed Atta
: @Shamuna1440

 

 

Yazarlarımızın yazıları kendi sorumlulukları altındadır. Yayınlanan yazılarda yer alan fikirler metinlerde yer alan fikirler ’nın  editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bir Yorum Yazın