HTŞ mahkemeleşmeyi kabul etmiyor mu?

Yazar: Muhammed Bedi - Yazının Tarihi: 24 Şubat 2018 | 8 Cemaziyelahir 1439 Cumartesi 08:01

Önceki gün bir takım açıklamalar yayınladı. Şam da tanınmış kişilerin imzalarını taşıyan bu açıklamaları özetlersek, Heyet-i Tahrir-u Şam’ın şer’î mahkeme olmayı kabul etmediği ve “ileri sürdüğü mazeretler”in şer’i bir gerekçe olmadığı vurgulandı. Bununla birlikte HTŞ’nin mahkemeyi kabul etmemesinin ana nedeninin bir sonuca varılmayacağını iddia etmesi olarak gündeme getirildi. Denilene göre HTŞ yargı yapılabilmesi için kurulacak mahkemenin karşı tarafa herhangi bir yaptırım gücü olduğuna da inanmıyor.  Biz durumu kendisi de bir hukukçu olan ve ŞFC dönemlerinde istişare heyeti içerisinde bulunmuş, dönemlerinde olayların iç yüzünü öğrenebilmek için kendisine başvurduğumuz Muhammed Bedi’ye sorduk. Onun yazısı ile sizleri başbaşa bırakıyoruz:

Allah’a hamd Rasulüne salat ve selam olsun. Allah’ın selamı hidayete tabi olanların üzerine olsun.

Konuya gelince, maalesef Şam toprakları fitnenin öbek öbek yükselerek yayılmayı beklediği bir hal almıştır. Gün geçmiyor ki küçük sandığımız bir olay bizlerin yüreklerini parçalamasın ve dağlamasın. Fitne zamanı susanın hayırda olduğu bir zamandır. Oturan yürüyene galiptir. Ancak bu fitne dalgası susmak ile haksızlığı artıracak bir dalgadır. Haksızlık karşısında susan dil şeytandır. HTŞ bugüne kadar savaşsa dahi susmayı seçmiştir. Ne olursa olsun edep ve haysiyet çizgilerini aşmamak için çaba göstermiştir. Fakat bu çaba fitne sahiplerini arsızlaştırmaktan başka birşey getirmemiştir. Kardeş kanını hiçe sayan harici anlayışının farklı versiyonları mantar gibi çoğalmışlardır. Biz onları tek tek anmak kendimize düşman saymak istemiyoruz. Ve onları bağiler olarak nitelendiriyoruz. Ve men asa, asaaa / Kim azarsa sopayı hak eder.

 

Nuruddin Zengi ile arada çıkan çatışmada HTŞ çokça sabretti.( çizgisini korudu) Ebul Mücahid (Ebu Eymen)  (Allah onun şehadetini kabul etsin) şehid edildiğinde zaten gerginlik iyice arttı. Ve bununla yetinmeyen bu insanlar bu olayın ardında arsızlık etmeye başladılar. Özür dilemek, diyete razı olma yerine Ebu Eymen’in kendilerinden olduğunu bile iddia ettiler. Diğer yandan da onun dur ihtarına uymayarak kontrol noktasından  hızlıca devam ettiğini söylediler.  Eğer onlardan ise neden ihtar verdiler ve Ebu Eymen neden durmadı? Böylece kendileri ile çeliştiler. İşte bu yalancılar kendilerine hiçbir karşılık verilmediği halde arabayı delik deşik ettiler. Hemde eşi de yanında iken. (Allah bacımıza acil şifa versin)
Bu katillerden biz daha fazlasını gördük. Onlar  Tahrir-u Şam ile birleştiklerinde borç batağındaydı. Onları borçlarını Tahrir-u Şam üstlenmesine rağmen onlar ayrılık ilan ettiklerinde maddi hasardan başka ne verdiler? Onlar ile yapılan anlaşmayı da bozdular. Tahrir’e girişlerinde herkesin imza attığı bir şartname vardı. O imza ve ahde göre ayrılan grup hiçbir silah almayacaktı. Onlar silah almak şöyle dursun Tahrir-u Şam’a ait askeri techizatlar ve araçları da alarak ayrıldılar. Bunların tutarı bir milyon doları bulmaktadır. Eğer bir mahkeme kurulacaksa ve hak alabiliyorsa buyursunlar bu hakkımızı tahsil etsinler. Güç ve yaptırımları varsa dedikleri gibi hükme razı edebiliyorsa buna razı etsin ve bildikleri bu hakkı geri alsınlar. Bu iddiayı ortaya atanlar(Muhakemeye ve şeriate yanaşmadığımızı söyleyenler) o zamanlar bütün bu olaylar cereyan ederken Heyet içerisindeydiler. Olayları da biliyorlardı yakinen biliyorlardı. Bunların ikisi bu olaylardan iki ay sonra ayrılmışlardır. Kendilerine ses kayıtlarını ulaştıran ve ses kayıtlarını kaydedenlerin bunlar olduğunu bilmiyor mıydı..? Peki bu ses kayıtlarının çekilmesi hukuki miydi, şeriata uygun muydu ? Bunun yayılması caiz miydi? Hukuki yollar ile elde edilmemiş, şeriate uygun olmayan bir biçimde alınıp neşredilen bir delilin arkasından gitmeyi tercih ettiler ve ne amaçla çekildiğini hiçbir zaman sorgulamadılar. (Çev notu:Ayrılan Zengi komutanları ’ye ait telsiz konuşmalarını sızdırmışlardı. Şu habere bakınız)  Allah sonumuzu hayretsin. (inna lillah ve inna ileyhi raciun)
 “HTŞ mahkemeyi kabul etmiyor ve muhakemeleşmeyi reddiyor.” demek yanlış bir ifade mi?

İlgilinizi Çekebilir:  Irak'ta Sadr, İbadi, Hekim ve Allavi'den koalisyon ilanı

 

HTŞ çatışmalar durmadan ve bağiler aldıkları yerleri geri verip tutukladıkları HTŞ savaşçılarını bırakmadıkça muhakeme olunmayacağını söylüyor. Bu şeriatten kaçmak değildir. Bilakis bu şeriatın lazımıdır. Muhakeme esnasında pazarlık konusu edilmemesi için en önemli şarttır.

 

Zengi hareketine gelince onlar  şartsız muhakemeyi kabul etmektedirler. Ki ileri sürecek şartları da bulunmamaktadır. HTŞ savunma durumunda olup elindeki yerleri bağiler gasp etmiştir. Soruyoruz gaspa uğrayanın yönettiği toprakların iade edilmesini istemesi doğal ve şerî bir hak değil midir? Mahkeme bitecek, geçmişte olduğu gibi kalan yerler ve şeyler bu bağilere kâr olarak kalacaktır. Bu şeriatın lazımı mıdır? İmam Şerahsi’nin dediği gibi “Alimin sürçmesi alemin sürçmesidir. “Şu durum ise daha acıdır. Allah hepimize basiret versin. Herkes kendi kuyruk yarası için fırsat bulmuş gibi davranmaktadır. Bu vallahi kör cahile dahi yakışacak bir durum değilken biz bunu ummadığımız insanların üzerinde görüyoruz. İnna lillah ve inna ileyhi raciun.

O kişilere diyoruz ki sizin biat ettiğiniz ve sonradan “biz biatı şartlı olarak etmiştik bir fayda göremediğimizden biatımızı bozuyoruz” dediğinizden daha fazla Heyet-i Tahrir-u Şam’in sunduğu şartlar şeriate layık ve ehaktır. Hatta şeriatın kendisidir.

Peki geçmişte de bu böyle olmadı mı? Tecrübe edilmişi tecrübe etmeye ne hacet? Müslüman kanının durması adına haklı ve galib iken sulha önce yanaşan taraf kimdi? Ne var ki geri verileceği muhakemede kabul edilen yerler onlara  teslim edilmesine rağmen onların ahlakı ahde vefa edici olmadı. Bu adamların hiçbir zaman ahidlerine sahip çıkmadığını bile bile bunda ısrarcı olmak dikkat çekicidir.

Kardeşlerimizi almaları ve çatışmaları başlatmaları bilinen vakıadır.  Bunun için kendilerinden bu kişilere durumu itiraf edenler dahi olmuştur. Ancak niçin halen ısrarla ortada bir durum gibi vazedilmektedir… Kendisine sığınılacak Allah subhane vetealadır. Tek de kalınsa cemaat doğru yolda olandır…

 

Ve biz biliyoruz ki bunların azgınlıkları birilerinin izni iledir. Ve aynı birilerinin sundukları teklifleri geri çevirmemizin akabinde bunların hızlıca yaşanması rastlantı olmasa gerekir. Bizim dayanağımız Allah’tır. Mubarek Şam devrimine leke süren hiçbir anlaşmanın içerisinde yer almayacağınızın altını bir kez daha çizeriz. Ve bu çizgi Heyet’in ilk kurulduğu günlerden buyana belirgin olan bir çizgidir. Ne dedikoducuların dedikodusu (kıylu kal) ne de edebileceklerin yardımsız bırakması Allah yolunda çıkmış bu samimi insansıların amellerine gölge düşürmeye yetmeyecektir. Allah büyüktür. İzzet İslam’dadır. Her kim Allah’tan başkasının yanında izzet arıyorsa onun bulacağı zilletten başkası değildir.

 

وَالَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُوْلَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ

” Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü  de onlaradır.” Rad- 25

 

Muhammed BEDΠ/İDLİB
Bu yazı ’ya özel olarak Fetih ’nın talebi üzerine Muhammed BEDÎ tarafından kaleme alınmıştır.

 

Muhammed BEDÎ kimdir? ŞFC’nin bölge iştişare heyetinde yer alan Muhammed BEDİ Fırat Ünviversitesi’nde başladığı eğitimine, Dimeşk Üniversitesi’nde mastırı ile devam etti. Arap baharı sonrası yanlısı olayların çıkmasının ardından üniversitede gözaltına alındı. 6 buçuk ay Esed rejimi hapishanelerinde işkence altında kaldı. Halep’teki evi rejim tarafından vurulmuş ve bir çocuğunu kaybetmiştir. Şuan İdlip’te yaşamaktadır.

Bir Yorum Yazın