‘Hizbullah’ hükümette yer alırsa bedelini kim ödeyecek?

fetih medya
Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 25 Mayıs 2018 | 10 Ramazan 1439 Cuma 17:22

Lübnanlıların ‘Demokrasi Şenliği’ diye nitelendirmeyi sevdikleri şey bitti ve parlamenter seçimler kimseye saklı olmayan gerçeği bir kere daha gözler önüne serdi: Ülke, baştan aşağı, mezhepçiliğin ve etnik ayrışmanın her türlüsüne batmış durumda.

Şimdi de yeni bir çatışma alanı daha doğdu, yeni bir oluşturma çatışması. Bu çatışma Lübnan’ın çok iyi durumda olduğu ve her şeyin olması gerektiği gibi olduğu yalanını ortaya çıkaracak.

Saad el-Hariri’nin hükümeti kurarken önüne çıkacak problemleri ve engelleri düşünürsek, ülkedeki konjonktürün ‘demokrasi şenliğinden’ önceki günlerine dönmesi zor gibi gözüküyor.

Bu zorlukların ilki, ‘Hizbullah’ın’ ana bakanlıkları alarak hükümette etkin bir rol oynamak istemesidir zira; ‘Hizbullah’a’ göre, kendisi ve müttefiki Emel Hareketi seçimlerde Şiilere tahsis edilmiş sandalyelerin çoğunluğunu elde ettiğinden hükümetteki rolünün temsil gücüyle orantılı olma hakkını elde etmiştir. Halbuki, bu iki parti psikolojik terörle, doğrudan silah gücüyle veya ‘ Şer’i teklif’ denilen ve fıkhi gerekçelerle bu mezhebe bağlı olan diğer düşünür veya partilerin seçimlerde boy göstermelerini önledi.

Engelin en büyük müsebbibi, ABD ve Körfez devletlerinin, ‘Hizbullah’a’ ve İran Devrim Muhafızları’nın gözetiminde gösteren parti ve İran yanlısı diğer örgütlere karşı yaptırımlar açıklamış olduğu dönemde Hizbullah’ın hükümete katılmak istiyor olmasıdır. Bir önceki yaptırımlar, alan komutanları ve finansörlere yönelikken, bu seferki yaptırımların kapsamı Hizbullah’ın ana liderlerini de kapsamaktadır. Bu seferki yaptırımları farklı kılan ‘Hizbullah’ın’ politik ve askeri kanatları arasında farklılık gözetmemesidir. Hal bu ki, parti, yandaşlarına yanlış bilgi vererek iki kanadı olduğunu savunmuştur. Artık, bu yaptırımlar sayesinde, politik irade ve savaş alanlarındaki komutanlar aynı kefeye konulacaktır.

Durum buyken akla şu soru geliyor: Lübnan’ın dostları olan Körfez ülkeleri ve uluslararası toplumun bu yönde bir kararı varken ve özellikle tüm ülkelerin bu partinin şemsiyesi altına girenlerin tümüne aynı şekilde davranılacağını ilan etmişken, ‘Hizbullah’ üyeleri hangi mantıkla yeni hükümette olarak yer edinecek?

Ardından başka bir soru gelecek: Hizbullah’ın Hariri hükümetine katılma bedelini kim ödeyecek?

‘Hizbullah’ bölgesel ve uluslararası baskılar altındayken ve İran ve ABD arasında şiddeti gitgide yükselen bir ortamına gidilmişken, bu tür bir kararın sorumluluğunu kim üstlenir?

Bu tür soruların hükümeti kuracakların kafasını meşgul etmesi gerekirken, Lübnanlı yetkililer yaptırımların kendilerini ilgilendirmiyormuşçasına veya yaptırımların başka bir ülkedeki partiye uygulanıyormuş gibi davranıyorlar.

Bu, eski bir Lübnan geleneğidir; problemler bir tarafa yığılı bırakılır, çözülmesi için uğraşılmaz, ve anına kadar ihmal edilir. Aslında ‘Hizbullah sorununun bu aşamaya kadar büyümesi bu tür bir ihmalin sonucudur. Devlet, görevi olan, partiyi silahsızlandırma işini yapmadı ve Şii mezhepli vatandaşları içinde görevlerini de ihmal ederek ‘Hizbullah’a’ yönelmelerini sağladı.

Lübnan Devleti yaptırım tehlikesinin kendisini doğrudan hedef almayacakmış gibi davranıyor. Devlet, ‘Hizbullah’la’ olan ilişkisine seçim sonuçlarına göre olması gerektiğini düşünüyor. Ama bu seçim sonuçlar sayesinde bu partinin ve kendisine yakın ve Hristiyan milletvekillerinin çoğunluğu elde ettiğini ve bunun krize neden olacağını unutuyor.

Kimse şu soruları sormuyor: ‘Hizbullah’ bu çoğunluğa hangi yolla ulaştı? Seçim süreci, diğer bölgelerde olduğu gibi, partinin hakim olduğu alanlarda da doğal demokratik bir şekilde yürütülseydi, bu sonucu elde eder miydi? Baskı ve altındaki sivil grupların dişlerine kadar silahlı bir partinin, velev ki halk nezdinde taraftarı bulunmasa, karşısında kazanma şansı nedir?

Bu gerçekler karar alıcılar tarafından göz ardı edilmekle birlikte, ‘Hizbullah’ın’ bakış açısı, hükümete katılımının uluslararası topluma karşı mücadelesinin bir parçası olduğu yönünde. ‘Hizbullah’ öne sürdüğü şartlarına sonuna kadar bağlı olacaktır. Parti yetkilileri, şu ana kadar yaptırımlar konusunda bir yorumda bulunmamışken, partiye yakın çevreler, partinin bakanlık taleplerinde daha sert olacağını ve bir sonraki hükümet için her zamankinden daha güçlü bir konumda olmak isteyeceğini, partinin hükümetteki etkinliğinin 2005 yılından bu yana gerçekleştirdiği katılımdan daha da yüksek olması gerektiğini söylüyorlar. Partinin, hükümet içindeki konumunu güçlendirerek, tüm bunları “direnişi” yeteneğini güçlendirmek için yapacağı söyleniyor. Başka bir deyişle, yeni hükümete aktif katılımının, Lübnan’daki pozisyonuna ve bağlı olduğu İran eksenine karşı bir “savaş” olarak göreceği açıktır.

İşte bu, ‘Hizbullah’ın’ politikası ve gelecek için yeni planıdır ve bu plan Lübnan’ı ekonomik ve politik bedeli ağır ve taşınılamaz olan bir çatışmaya sokacaktır.

Hariri, bir demecinde, ‘Hizbullah’a’ uygulanan yaptırımların hükümet kurulmasını hızlandıracağına inandığını söylemiş. Saad Hariri’nin yaptırımların ‘Hizbullah’ın’ şartlarını gevşeteceğini düşünüyor veya Lübnan ve hükümeti Araplar ve uluslararası toplum önünde zora sokmayacak ama aynı anda da Şiileri temsil edileceği hükümetin kurulması için uygun çözümler bulması için ‘Hizbullah’ tarafından Meclis Başkanı Nebih Berri’nin yetkilendirileceğini düşünüyor olabilir. Ama geçmiş tecrübelerden öğrendiğimiz kadarıyla, ‘Hizbullah’ kazanımlarını kaybetmemek için nasıl davrandığını unutmamalıyız, zira; bu parti, 2009 seçimlerinde olduğu gibi, işine gelince seçim sonuçlarına saygılı olmayacağını ilan edebiliyor, partinin istemediği kararların çıkmasını önlemek için ‘aksatıcı üçte bir’ icadını yürürlüğe sokabilir, veya en sonunda silahına sarılabilir.

Yukarıda anlattığımız tehlikeli durumlardan başka, ‘Hizbullah’, seçim sonuçlarıyla ilgili kendi yorumuna dayanarak, Lübnan’ın politikasını da yönlendirmeye çalışacaktır. Zira; Hizbullah, bu seçimin kendisinin ve müttefiklerinin bölgesel bir zaferi olduğunu ve Lübnan’ın bölgesel konumunu güçlendirdiğine inanıyor. Hizbullah Genel Sekreteri’nin ‘Yeni parlamentonun yapısı direniş seçeneğinin korunması için büyük bir güç ve aynı anda garantidir’ demeci bakış açısını özetlemektedir. Bir buçuk yıl önce ‘Hizbullah’ kendi adayını Cumhurbaşkanlığı pozisyonuna getirmiş olması ve Parlamento Başkanı Nebih Berri’nin sağladığı politik destek göz önüne alınırsa ‘Hizbullah’ın’ Lübnan için yeni politik destinasyonlar çizeceğini ve İran çıkarları gereğince, Lübnan’ın, artık anlamı kalmayan, uzak durma politikasının, yine ‘Hizbullah’ın’ bölge sorunlarına karışma ısrarıyla, yerle bir edileceğini tahmin edebiliriz.


Kaynak: Şark-ul Evsat

Gereksizse Sil

Bir Yorum Yazın