Eymen El-Zevahiri – Karalamalara Cevap: “Allah’tan Başkasına Boyun Eğmeyeceğiz!”

Fetih Medya
⇨Fetih Medya Haber Merkezi - Haberin Tarihi: 6 Ocak 2017 | 8 Rebiülahir 1438 Cuma 16:56

Lideri Eymen El- Zevahiri son zamanlarda DAEŞ ve paralel çizgideki güdümlü yayınların örgütü hakkındaki “karalama kampanyaları”na “Allah’tan başkasına boyun eğmeyeceğiz” başlığı ile yayınladığı 14 dakikalık ses kaydında cevap verdi.

son dönemlerdeki direniş gruplarına karşı atılan iftiralara da ışık tutar nitelikte. İki part halinde yayınlayacağımız konuşma metninin birinci bölümünü ilginize sunuyoruz:

 

“Yeryüzündeki bütün kardeşlerimi  Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Esselamu aleykum ve rahmetullahi  ve beraketuhu.

Allah’ın, El Kaide cemaatinin de içinde bulunduğu yeryüzündeki mücahitlere bahşettiği nimetlerinden bir tanesi şu oldu; dünyadaki zalim mütekkebbirlerin tamahlarına karşı gerçek tehdit oluşturmayı başarabildiler. Aynı şekilde İslam ümmetini ve dahi dünyadaki  diğer mazlumları (gaflet uykusundan) uyandırmada, haklarını talep etmede,  şirki,  aşırılığı, zulmü ve düşmanlığı def etmede baş rolü üstlendiler. Bundan dolayıdır ki El Kaide hakkında karalama, korkutma ve nefret ettirme kampanyaları başlatıldı.

-Bizim hakkımızda iftiralar uydurdular!

Bu karalama kampanyalarına malesef  Ebu İbrahim el-Bedri de katıldı. Bizim tağutları tekfir etmediğimiz,  çoğunluğun peşinden gittiğimiz ve Muhammed ’yi övdüğümüz; onu, ümmetin beklediği kişi ve kahramanlarından saydığımız iddiasında bulundu.

Bununla da yetinmediler, benim Hıristiyanların yönetimde olabileceğini söylediğimi öne sürdüler.

Benim söylediğim ise bambaşka bir şeydi. Ben, onların ülkede bazı şeyler yapabileceklerini; yani çiftçilik, ticaret ve mülk edinme gibi haklarının olduğunu ve onların haklarının “İslam Şeriati” çerçevesinde korunması gerektiğini söyledim.

Onlar yalanlarında ısrar ettiler. Hatta bizim Şiiler’i tekfir etmediğimizi söylediler.  Halbuki biz onlara (hilefet ilanlarından) bir yıl önce bununla ilgili ( amelinin genel yönlendirmesi ile ilgili) faliyet belgeleri göndermiştik. O belgelerde  yazılı olanları anlamadılar.

Ayrıca ben onlara defalarca mescitleri, çarşıları ve türbeleri “bobalamamaları” için risaleler gönderdim. Onlara, Irak’taki güvenlik güçlerine ve Şii milis güçlerine yoğunlaşmalarını söyledim. Bunlara açıkça itiraz etmediler.  Ama onların tamahlarının (isteklerinin) ve masum insanların kanlarını dökmelerinin  karşısında durunca ve bu tarz eylemlerini  yasaklayınca, bizim Şii’leri tekfir etmediğimizi  iddia ettiler. Halbuki ben konuşmalarımda Ehl-i Sünnet alimlerinin Şia’nın avamı hakkındaki sözlerini aktarmıştım. Aynı zamanda, çoğunluğu Şii olan Irak ordusunu,  polislerini ve Şii milisleri hedef almalarını belirtmiştim. Kimsenin görmezden gelmemesi için özellikle bu konuların altını çizerek belirtmiştim. Ama insan kör olursa elden ne gelir ki?

– Amerika’nın saldırgan tavrını El Kaide’ye bağlama ve  karalama çabaları

Sanki cihadın amacı Amerika’yı razı etmekmiş gibi veya zafer bu yolla gelecekmiş gibi; bizim hakkımızda  “Amerika ‘nın sizi terör örgütü ilan etmemesi, hedef  almaması  için El Kaide’den uzaklaşın.” şeklinde karalama kampanyaları başlattılar. Sanki  El Kaide kurulmadan önce  Amerika Müslümanlara katliam yapmıyormuş gibi; El Kaide, Amerika  ve fesatçı işbirlikçilerine düşman olduğu için, suçluymuş gibi gösterdiler.

-Amerika El Kaide yokken de bombalıyordu.

Amerika  Vietnam’da 5 milyon insanı katletti. Attığı “Napalm Bombası” sebebiyle yarım milyon bebek özürlü olarak doğdu. Bu bomba nedeniyle daha önce olmayan çeşit çeşit kanser hastalıkları ortaya çıktı.

Onlardan önce; ikinci dünya savaşında  Japonya’ya attığı “nepalm / ateş bombaları” 400 bin insanı öldürdü.

Japonya’ya olan savaşın galip tarafı kendisi olmasına rağmen sırf savaşı daha hızlı bitirmek için, Hiroşima ve Nagazaki’ye “atom bombası” atarak 150 bin insanı katletti.

Amerika  Alman sivillere yönelik,  Hamburg’a attığı “nepalm / ateş bombasıyla”, bir gecede 60 bin kişiyi öldürdü. Sonra bir gecede aynı bombayla  Dresden’de 135 bin kişiyi daha katletti.

Amerika eski ABD Dışişleri Bakanı  Madeleine Korbel Albright’a,  Amerika’nın  Irak’a uyguladığı ambargolar sebebiyle ölen yarım milyon çocuk sorulduğunda “Zaman onu gerektiriyordu.” diye cevap vermişti.

ve 2. Kuveyt savaşında  ise kim bilir o bombalardan kaç tane atıldı.

Bütün bunları Amerika sosyalist  Vietnam’a, komünistlere ve Hristiyanlara   karşı kullandı. El Kaide’yle alakası olmayan milliyetçi, laik Saddam’a karşı kullandı. Çünkü bunlar onun isteklerini yerine getirmiyor, muhalif kanatta yer alıyorlardı.

O zaman şunu görüyoruz ki: El Kaide’ye özel bir şey değil! Bilakis kim karşı tarafta duruyorsa herkese uygulanıyor.

Eğer ki Amerika, ne istediyse veren Muhammed Mursi’ye tahammül edemiyorsa, El Kaide’ye veya Allah’ın dininin, şeriatının hakim kılınmasına çağıran, Kudüs’ü ve diğer İslam ülkelerini kurtarmak için mücadele eden diğer mücahitlere tahammül ve merhamet gösterir mi?

O zaman mesele güneşin aydınlığı gibi açık. Ne söyleminin, ne batı menşeli  siyasetçilerin, ne de işbirlikçi aracıların oyunlarının esirleri olmayalım.

Yalancı grupların El Kaide hakkında atmadığı iftira kalmadı. El-Kaide’nin  Afgan- savaşı sırasında Amerika tarafından kurulduğunu söylüyorlar. Suudi Arabistan’ın bizi paralarıyla kurup techiz ettigini iddia ediyorlar. Rafiziler ve yeni türeme Sufiler bizi Amerika ve İsrail’in kurduğunu söylüyorlar. Onların propagandaları sırf yalandır! 11 Eylül gazvelerinin siyonizmin işi olduğunu söylüyorlar! Bu eylemler gerçekleştirilerek, İran’ın (sözde İslam ‘Şii’ devriminden beri, 15 yıl boyunca söyleyip durduğu ama gerçekleşmeyen, “Amerika’yı vururuz”) yalan söylemleri  bitirildi.

Ve daha sonra İran-Amerika ilişkileri hiç olmadığı kadar gelişti. Sonunda Müslümanlara karşı Afganistan, Arap Yarım Adası ve Şam diyarında birbirlerinin müttefiki oldular.”

 

 

***/2/***

Körfez bölgesinde bulunan Amerikan üslerinin kapıcıları ve hizmetçileri, bizim İran’ın işbirlikçisi olduğumuzu ve İran’ın çıkarlarını gerçekleştirdiğimiz ithamında bulundular. Son olarak da bizim Amerika’nın düşmanı olmamız nedeniyle bizden sakındırdılar. Bizimle birlikte yürüyenlerin bizim suçlarımızın mirasçısı olacağını söylediler.

Şeyh Usame (rahimehullah) mücahidleri bir araya getirmeye çalıştığında, ona hükümetleri ve orduları tekfir edenlerin etkisi altında kalan aşırılardan olduğu ithamında bulundular. Sonra bunun tam aksine yine aynı kimseler -yeni Haricilerin gürültüleri arasında- Usame b. Ladin’in menhecinden sapan mürtedler oldular. Bunu, onları övdükten ve açıklamalarında onları da anmalarını istemelerinden sonra yaptılar. Çünkü bizler onların iftiraları gereğince, riddet hükümlerini açıklamada yumuşamışız, çoğunluğun arkasına takılmışız, Şia’yı tekfir etmemişiz, Muhammed Mursi’yi desteklemişiz, ayaklanmalardan önce ve sonra tağutların ordularını ayırmışız. Böylece -seleflerinin küfür gördüğü- tekrarla kasıtlı yalan söyleyerek seleflerinin önüne geçmişlerdir.

Bu şekilde bir yalandan zıttı bir yalana, bir iftiradan zıttı olan bir iftiraya yalan denizi dalgaları arasında yalpalanıp dururlar. Mahlûkatın en şereflisi Muhammed (s.a.v.) şair, sihirbaz ve delilik ile itham olunmuşsa, münafıklar ve onlardan sonra gelen Rafıziler onun temiz ırzına iftirada bulunmuşlarsa, Rafıziler sahabenin çoğunu tekfir ettilerse, Hariciler sahabeleri tekfir edip onlara karşı savaşmışlarsa, -İbrahim el-Bedri’yi halife yapan Saddam ordusunun emekli subaylarının ve istihbaratının örnek aldıkları- Haccac b. Yusuf Kufe’deki hasımlarından kendisinin küfrüne tanıklık etmeyenleri öldürdüyse; bizler ne peygamberlerin (a.s.), ne sahabelerin (r.anhum) ne de tabiinin (rahimehumullah) kurtulamadıkları iftiralardan nasıl kurtulabiliriz.

İlgilinizi Çekebilir:  İsviçre'de baltalı saldırı: Yaralılar var

Bu nedenle burada hızlı ve kısa bir şekilde el-Kaide’nin Müslüman ümmetine ve tüm dünyaya mesajının ne olduğunu açıklamak istiyorum. Ancak başlangıç olarak üç noktaya değinmek istiyorum:

Birincisi: Bizler masum değiliz, bilakis doğru yapan ve hata eden beşerleriz. Verilen nasihatlere kulak asmalıyız. Vakıayla örtüşmesi ve şer’i delillere dayanması şartıyla ümmetimizin bize nasihat ve irşadda bulunması bizim haklarımızdandır. Her halükarda inşallah bizler ikna olsak da olmasak da nasihatlerden istifade ederiz. Hatta –başlarında cihad ehli olmak üzere- İslam için çalışanlar arasında dini desteklemek için en doğru menhec ve en doğru üsluplar hakkında diyaloglarda bulunmak istiyoruz.

İkincisi: İslam’ı desteklemek için çalışma yollarından seçtiklerimiz, -örneğin ümmetimizi, cihadlarındaki öncelikleri olarak asrın Hubel’i Amerika’yı vurmaya çağırmamız gibi konular- eylemsel birer içtihattır inen vahiy değildir. Bu konularda mücahid kardeşlerimizin ve diğer Müslüman kardeşlerimizin istişare, nasihat ve önerilerini kabul ederiz. Şeriatın emirlerine bağlı ve yasaklarından uzak olduğu sürece eylemsel alanımızda bu önerilere göre şekilleniriz.

Üçüncüsü: Bizler menhecimizi ve davamızı defalarca açıkladık. -Mağrib’den Hind kıtasına kadar- kardeşlerimiz bu konuda detaylı açıklamalarda bulundular, deliller getirip şüpheleri reddettiler. Geriye mübarek bir ürün, bir davet mirası ve övülen bir ilim bıraktılar. Aynı şekilde çağrımızın ve mesajımızın temellerini, “İslam’ın desteklenmesi” ve “Cihad çalışmasında genel öneriler” açıklamalarında olduğu gibi başka beyanatlarda da özetledik.

Ancak ümmetimize ve tüm dünyaya mesajımızın kısaca hatırlatılmasında bir beis yoktur. Zira hatırlatma müminlere fayda verir.

***

Allah’tan yardım isteyerek diyorum ki, ümmetimize ve tüm dünyaya mesajımızın temelleri şunlardır:

Birincisi: Allah (subhanehu)yu tevhide ve yalnızca ona ibadet etmeye, şeriatıyla hükmolunmaya, dua ve ibadetlerde birlemeye davet.

İkincisi: İslam şeriatıyla hükmolunmaya ve bunun dışındaki ilkelerden, inançlardan ve kanunlardan oluşan hükümleri reddetmeye davet. Bu hükümler, yönetimi halka veren toplumların hâkimiyeti ya da ikinci dünya savaşında galip gelen devletlerin kurdukları ve ‘Birleşmiş milletler’ olarak adlandırdıkları uluslararası düzen hâkimiyeti olması arasında bir fark yoktur.

Üçüncüsü: Kuranı-Kerim’in, sünneti mutahharanın, raşid halifelerin, sahabeyi kiramın ve haklarında Resulullah’ın (s.a.v.) “Asırların en hayırlısı benim asrım, sonra onlardan sonra gelenler, sonra da onlardan sonra gelenlerdir.” buyurduğu üç asrın açıkladığı şekilde, ümmetin tevhid kelimesi etrafında birleşmesi.

Dördüncüsü: Yurtlarının asli kâfirlerin ve mürtet uşaklarının işgallerinden özgürleştirilmesi için Müslüman ümmet arasında cihad farizasının ihya edilmesi.

Kâfirlere Müslümanların beldelerini işgal hakkı veren tüm uluslararası sözleşmelerin, ittifakların ve kararların reddedilmesi. (Örneğin İsrail’in ’i işgali, Rusya’nın orta ’yı ve Kafkasya’yı işgali, Hindistan’ın Keşmir’i işgali, İspanya’nın Sebte ve Meliliye’yi işgali, Çin’in doğu Türkistan’ı işgali gibi.)

Ümmetimizin mücahidlerini, asrın Hubel’i Amerika’ya ve müttefiklerine karşı cihadı, güç yetirebildikleri kadar önceliklerine almaya çağırma. Tabi bunda cihadın maslahatlarını gerçekleştirecek olan her cihad sahasının koşullarına riayet edilmelidir.

Beşincisi: Buna ek olarak, Müslüman esirlerin kurtarılması için elden gelen tüm çabaların ortaya konulması.

Altıncısı: Müslümanların servetlerinin düzenli olarak yağmalanması uygulamalarının durdurulması için çalışılması.

Yedincisi: Diktatör ve müfsit tağutlara karşı ayaklanmalarında Müslüman halkların desteklenmesi, halkların şeriat ile hükmolunmanın gerekliliği hususunda bilinçlendirilmesi ve İslam âleminin vekâlet hükmünden kurtulabilmesi için henüz ayaklanmayan halkların öncekilere uyması için teşvik edilmesi.

Sekizincisi: Mücahidlerin birliğe ve aralarında yakınlaşmaya çağrılması, Haçlı-laik-Safevi-Budist hamleler karşısında, yardımlaşma, dayanışma ve birbirlerine destek olmaya teşvik edilmesi.

Dokuzuncusu: Müslümanların seçimleri ve rızaları üzerine kurulan, adaleti yayan, şurayı tesis eden, İslam düşmanlarına karşı cihad eden, hakları sahiplerine iade eden, mazlumlara yardım eden, milliyetçi devleti, vatan bağını ve işgalcilerin dayattıkları sınırları tanımayan, Müslüman beldelerinin birliğine ve aralarını eşit kılan kardeşlik bağına iman eden nübüvvet menheci üzere bir hilafetin kurulması için çalışılması.

Onuncusu: Müslümanlara eziyetten uzak durulması ve bombalama, öldürme, kaçırma, malın ya da mülkün telef edilmesi şekilleriyle şeriatın saldırıda bulunmasını yasakladığı herkese karşı eziyetten men edilmesi.

On birincisi: Müslüman olsun kâfir olsun- zulme uğrayanlara ve saldırıda bulunanlara karşı mazlumlara ve mustazaflara yardım edilmesi. Gayri Müslimlerden bile olsa onlara yardım edenlerin desteklenip teyit edilmesi.

Eğer bunlar suçsa, bunlar bizim övünç kaynağımız, izzetimiz ve kıyamet günü için hazırladığımız azığımızdır.

Amerika’ya deyin ki, / Allah’tan başkasına boyun eğmeyiz!

Allah yolunda cihad eder./ Bükülmeyiz korkmayız.

Geriye dönmeyiz, / Korkanlar dönse de.

Dünyaya aldananları, / Onun için çalışanları,

Ve ona tamah edenleri, / Seslice ilan edeceğiz,

Görenlere ve duyanlara. / Hainlere savaş açtık.

Ve onların  yardımcılarına. / Ümmetinin yemeğini çalan,

Halkı alçaltan ya da ezenlere. / Küfür milletini meşrulaştıran,

Onlara dua eden ve rükû edenlere. / Şeriat hâkim olana dek.

Buna çağırır buna boyun eğeriz. / Mescidi-Aksa’yı özgürleştireceğiz.

Harameyni’de. Geri dönmeyeceğiz. / Ve ümmetimizin tüm beldelerini,

Ve esirlerimizi. / Raşid halifelikten başkasına razı olmayacağız,

Dağınıklığımızı birleştirecek olan. / Amerika’nın burnunu yere sürteceğiz,

Ona tabi olanların da. / Hoşlanmasalar da onlara duyuracağız;

Allah’tan başkasına boyun eğmeyeceğimizi!

Dualarımızın sonu, hamd âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Efendimiz Muhammed’e, ailesine ve sahabelerine salat ve selam olsun.

Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh.

 

Çeviri: 1. Bölüm: Enes Türkmenoğlu
2. Bölüm: Muhammed Atta

Fetih Medya – Özel Haber

Bir Yorum Yazın

    • Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?