ERGENLİK ve EVLİLİK

Yazar: velioglu - Yazının Tarihi: 8 Nisan 2018 | 22 Recep 1439 Pazar 10:31

Tarihe baktığımızda insanlar ergenlik yaşına ulaştıkları zaman veya daha ileri yaşlarda sorunsuz evlendiklerini görürüz. Ancak son yüzyılda 18 yaş altı çocuk sayılarak yeni bir anlayış ve icat edildi. Bu anlayış insanlığa ne kazandırdı veya ne kaybettirdi bunun irdelenmesi gerekir.

Evlilik yaşını kim ve nasıl belirleyecek yâda bunu belirleme hakkı kime ait?

Aile, fıtrat nedir bilmeyen, heva ve hevesine göre tabu değiştiren, yazar, çizer, feylesoflar mı bunu belirleyecek?

Ekranlarında, sayfalarında kadın pazarlayan, ahlaki ve insani vasıflardan nasip alamamış boyalı basın ve mı bunu belirleyecek?

Bar, pavyon, kerhane, meyhane ruhsatı verip insanlığın namus ve şerefini pazarlayan devlet ve medeniyetler mi bunu belirleyecek?

denilen ahlaksızlığı kabullenip destekleyen insanlıktan çıkmış sürüler mi bunu belirleyecek

Arzu ettiğini yasalaştırıp etmediğini lağveden, bugün ak dediğine yarın kara diyebilen, hüküm koymada Allah ile cedelleşenler mi bunu belirleyecek?

Batı denilen batıl medeniyetlerden ithal edilen kanun ve kıstaslar mı bunu belirleyecek?

Daha doğrusu; Neye ve nasıl inanacağımızı, evleneceğimizi, boşanacağımızı, mirasımızı, mihrimizi, ibadetimizi, hukukumuzu, aile yaşantımızı, hayat tarzımızı… Kim ve nasıl belirleyecek?

Yaratan yarattığı şeyi bilmez mi? İnsanı bir damla sudan yaratan, sonra onu aşamadan aşamaya geçirerek, varlık sebebine uygun mükemmel bir şekilde var eden, bedenini ve ruhunu, hem kendi içinde, hem de dış dünya ile uyumlu ve ölçülü yapan, en güzel surette şekillendiren. Allah İnsanın neye ihtiyacı olduğunu, nasıl yönetileceğini, nasıl terbiye edileceğini, nasıl ıslah edileceğini en iyi bilendir.

Âlemlerin Rabbi olan Allah; yegâne sahibiniz, efendiniz ve yöneticinizdir. O yerleri, gökleri yaratan ve sayısız nimetlerle donatan, yarattıklarını başıboş ve sorumsuz bırakmayandır. Aksine gerek evreni idare etmek, gerekse kullarına hayat programı, kanun, düzen belirleme yetkisi sadece kendisinde olan kâinatın mutlak hâkimi olandır.

Allah mümin erkeklere dörde kadar evlenmeyi helal kıldı, Hz. Peygambere ise ona mahsus olmak üzere çok sayıda kadınla evlenmeyi helal kıldı. Hz. Peygamberin veya bir Müslümanın birden fazla kadınla evlenmesini eleştirmeyi, kınamayı ve bu hususlarda ileri geri konuşmayı Allah Teâlâ yasaklamıştır. Allah’ın helal kıldığı bir şeyi eleştirmek, kınamak ve bu hususta ileri geri konuşmak kâfirliğin alfabesidir. Bu Müslümana yakışan bir ahlak değildir. Kâfirler; Dini, peygamberi ve onun ümmetini aşağılamak, itibarsızlaştırmak ve insanların gözünde düşürmek isterler.

Allah Teâlâ müminler hakkında şöyle buyurmaktadır;

Ancak, nikâh sözleşmesi yoluyla sahip oldukları eşleri ya da erkeklerin, sahip oldukları savaş esiri cariyeler hariç; çünkü onlar, hanımlarıyla veya cariyeleriyle olan ilişkilerinden dolayı asla kınanmazlar. (Mümin’un Suresi: 6)

Onlar, iffet ve namuslarını titizlikle koruyanlardır. (Mearic Suresi: 29)

Ancak nikâh sözleşmesi yoluyla sahip oldukları hanımları ya da cariyelik sözleşmesi yoluyla sahip oldukları savaş esiri cariyeler hariç. Çünkü onlar, hanımlarıyla veya cariyeleriyle olan ilişkilerinden dolayı asla kınanmazlar. (Mearic Suresi: 30)

Ama her kim evlilik dışı yollara tevessül ederek veya sapıkça ilişkilere yönelerek Allah’ın belirlediği bu çizginin ötesine geçmeye kalkışırsa, işte onlar, sınırı aşan ve kınamayı, cezayı hak eden azgın kimselerdir! (Mearic Suresi: 31)

Dolayısıyla, meşru yollarla cinsel duyguları tatmin etmek kişiyi hiçbir zaman Allah’tan uzaklaştırmaz. Çünkü İslâm’da ruhbanlık yoktur.

Çok eşlilik Allah’ın helal kıldığı bir şeydir. Hiçbir sebep ve hikmeti olmasa bile Peygamber veya sıradan bir Müslüman arzu ederse birden fazla kadınla evlenebilir. Bir kadınla evlenmek nasıl helal ve normal bir şeyse birden fazla kadınla evlenmekte aynı şekilde helal ve normal bir şeydir. Bu konuda kimse kınanmaz ve engellenmez.

Bununla beraber Hz. Peygamberin evliliklerinden çıkarılması gereken dersler ve hikmetler elbette olacaktır. Bunların birkaçını kısaca zikredelim.

* Hz. Peygamber’in eşleri, kadın ve aile ile ilgili İslami hükümlerin öğrenilmesini ve ümmete nakledilmesini sağlamışlardır.

* Hz. Peygamber’in eşleri, herkesin şahit olamayacakları hadis/sünnetleri naklederek İslami hükümlerin öğrenilmesini sağlamışlardır.

* Bekâr bir erkeğin dul ve çocuklu bir kadınla evlenebileceği.

* Bir erkeğin kendinden büyük bir kadınla evlenebileceği.

* Fakir bir erkeğin zengin bir kadınla evlenebileceğini örnek olarak görebiliriz…

 

Hz. Safiye

Medine Yahudilerinden Nadir oğullarının reisi Huyey bin Ahtab’ın kızı olan Hz. Safiye, Harun bin İmran’ın soyundandır. Hz. Peygamber, onu cariye olarak satın alıp azad ettikten sonra cariyelik bedelini mehir sayarak kendisiyle evlendi. Bunun üzerine ashap, Hz. Safiye’nin akrabalarını serbest bıraktı ve onlar da Müslüman oldular. Bu evlilik ile hem birçok kişinin Müslüman olması sağlanmış, hem de bir cariyeyi satın alarak cariyelikten kurtardıktan sonra ödenen bedeli mehir sayma konusunda ashabına örnek olmuştur.

Ayrıca Hz. Safiye’nin Yahudi asıllı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Hz. Peygamber’in insanlar arasında ırkına göre bir ayrım yapmadığını ve kavmiyetçiliği ayaklar altına aldığının müstesna bir örneğidir.

 

Hz. Zeynep Binti Cahş:

Hz. Peygamber’in halası Ümeyye’nin kızı olan Hz. Zeynep validemiz, önce Resulullah’ın evlatlığı Hz. Zeyd ile evlenmiş ve aralarındaki uyumsuzluk nedeniyle boşanmıştır. Arap geleneklerine göre evlatlığın boşanmış eşi, gerçek oğlun boşanmış eşi gibi kabul ediliyordu. Oysa İslamiyet hem evlat edinmeye son vermiş, hem de evlatlığın boşanmış eşinin gerçek oğlu gibi sayılma geleneğini ortadan kaldırmıştı. Ancak insanlar bu yeni hükmü kabul etmekte zorlanıyorlardı. Cenab- Hak, Hz. Zeynep’in Resulullah ile evlenmesini ayet ile emretti:

“…Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlatlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.” (Ahzâb Suresi: 37)

Resulullah, bu evliliği “Bizim nikâhımızı, Allah Teâlâ kıydı”  diyerek müstesna tuttuğu bir evlilik olup yanlış bir geleneği de iptal etmiştir. Bu evlilikteki başka bir hikmet ise, evliliklerde denklik (küfüv) prensibine riayet edilmesi gereğidir.

 

Hz. Aişe

Rasûlullah’ın en yakın dostu, Hz. Ebû Bekir’in kızıdır. Peygamberliğin 4. yılında Mekke’de doğmuştur.

Hz. Peygamber ile nikâhı hicretten önce Mekke’de kıyılmıştır. Bu sırada yaşı küçük olan Hz. Aişe’nin fiili evlilik hayatı ise hicretten sonra (hicretin 2. senesi Şevval ayında) başlamıştır.

Hz. Aişe ile Rasûl-i Ekrem arasındaki aile bağı sevgi, anlayış ve hürmet esası üzerine kurulmuştur. Kendisine büyük bir yakınlık ve sevgi gösteren Hz. Peygamber ile koşu yarışı yaptığı, O’nun omzuna dayanarak Mescid-i Nebevî’de mızraklarıyla savaş oyunları oynayan Habeşlileri seyrettiği bilinmektedir. Hz. Peygamber de onunla birlikte olmaktan, özellikle gece seyahatlerinde kendisiyle sohbet etmekten, onun sorularına cevap vermekten hoşnut olmuştur. Hz. Aişe, zekâsı, anlayışı, kuvvetli hafızası, güzel konuşması, Kur’ân’ı ve sünneti en iyi şekilde anlamaya çalışması gibi vasıflarıyla Hz. Peygamber’in yanında müstesna bir mevki kazanmıştır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra 47 yıl sonra 66 yaşında etmiştir.

Hz. Peygamberin diğer hanımları ile yaptıkları evliliklerine baktığımızda sevgi ve rahmetin yanında bir tabuyu yıkmak için, yâda bir anlayışı, ahlakı öğretmek için evlendiğini görebiliriz. Allah resulü Hz. Aişe ile 9 yaşında neden evlendi bunun sebebi ne olabilir?

Allah Resulü bu asırda ortaya çıkacak olan bir tabuyu yıkmak için yol göstermiştir diyebiliriz. Bu asırda uydurulan 18 yaş altı çocuktur ve evlenemez anlayışı bu asrın tabusu ve fitnesidir.

Gençler buluğ çağına ulaştıkları halde evlenmek isteseler de evlenmeleri bu anlayışa göre yasaktır. Hatta bu evliliğe aracılık yapan, nikâh kıyanlar yasalara aykırı evlilik yaptırdıkların için cezalandırılır. Fıtri olarak ergenlik kızlarda 9-12, erkeklerde 12-15 yaşlarında başladığı halde 18 yaş altı çocuk sayılarak evlenmeleri engellendi.

Aynı gençler evlenmeyip gayrı meşru ilişki yaşasalar –yaşıyorlar– normal karşılanıyor. Başkasının namusu; manita, ve zinanın ismi; aşk, zina arkadaşının ismi; /kız arkadaş, olarak adlandırılıp teşvik ediliyor.

Zina suç olmaktan çıkarılmış, Hatta bazı toplumlarda Lut Kavminin yaptığı ahlaksızlıklar yasallaştırılacak kadar ahlaki değerler yok edilmiş ve havanlardan daha aşağı bir seviyeye düşürüldü.

Hz. Peygamber evlilik yaşının 18 değil kişi ergen olduğu zaman başlayabileceğini minimum evlenme yaşının kızlarda; 9-12, erkeklerde; 12-15 yaşında başlayabileceğini fiili olarak göstermek ve 18 yaş tabusunu yıkmak için bu evliliği yapmıştır.

Hz. Peygamber kıyamete kadar gelecek olan bütün insanların peygamberidir. Allah Teâlâ gelecekte nelerin yaşanacağını en iyi bilendir.  Allah daha iyi bilir; Allah Teâlâ Peygamberin eliyle gelecekte uydurulacak olan 18 yaş tabusunu taa o günden yıkmak için peygamberine Hz. Aişe ile evlenmesini işaret etmiştir.

Bu evlilik ile kızlarda minimum evlenme yaşının en alt sınırı çizilmiş ve evlenme yaşının 9 yaşında başlayabileceği gösterilmiştir. Başka bir ifade ile cevazın en alt sınırı çizilmiştir. Dokuz yaş sıcak iklimlerde minimum ergen olma yaş seviyesidir, Türkiye şartlarında bu yaş sınırı minimum 12 yaşıdır, kutuplara gidildikçe bu yaş 14 yaşına kadar çıkabilir. Erkekler ise kızlardan ortalama 2 yaş sonra ergenliğe ulaşır.

Evlilik yaşında fıtri esneklik sağlanmaz 18 yaşına kadar evlenmeyi yasaklar ve toplumun algısına bu bunu yerleştirirseniz birçok harama kapı açmış olursunuz. Cinsel arzu ve isteklerini evlilik ile gideremeyenler evlilik dışı şeylerin peşine düşecektir.

İlgilinizi Çekebilir:  FETÖ tutuklularına AİHM'den bir ret daha

Ergenliğe ayak basarak kulluk sorumluluğu başlayan bir kişi çocuk değil mükelleftir.  Helal haram her şeyden sorumludur. Sorumluluk ise aynı zamanda yetkiyi gerektirir. Helal ve haramdan sorumlu olan bir insan eğer zina gibi bir duruma düşme riski varsa yâda şiddetle evlenmeyi istiyorsa; biraz daha bekle, biraz daha sabret… Gibi nasihatlerde kar etmiyor ve deyim yerindeyse; “ateş bacayı sarmışsa” o kişinin evlenmesine mani olunmamalı. Evlendirilmezse ne olur; Ne olmaz ki her şey olabilir, Olacak şeyler ise hiçte hayırlı olmaz.

Bu din bir kadının veya erkeğin kendi rızası ve onayı olmadan nikâhının yapılmasını anne ve babaya dahi bırakmamıştır. Nikâhta evlenecek iki tarafında rızası ve onayını şart koşmuştur. Bununla da kalmayıp velisiz nikâh da geçersiz sayılarak nikâh kontrol altına alınmıştır.

Bir kısım gaddar ve zalim insanların kızlarını (hangi yaşta olursa olsun) istemedikleri biri ile evlendirmeleri, para karşılığı satmaları İslam’ın kabul etmediği aşağılık bir suçtur. Bu tür yanlış işler bahane edilerek helal olan şeyler yasaklanamaz. Allah’ın Resulü bir babanın kızının onayını almadan yaptığı nikâhın iptalini o kıza bırakarak gönülsüz ve zorla evlendirmelerin önünü kapatmıştır. Bu tür olaylar ve kadınların fuhuş hanelerde pazarlanması İslam’ın değil tağuti sistemlerin ürettiği bir pisliktir.

Bu büyük bir imtihan sebebidir. Nasıl ki; Hz. İsa Babasız doğduğu için insanlar Hz. İsa sebebiyle ifrat ve tefrite düşerek sapıtıp cehenneme yuvarlandıysa. Hz. Aişe’nin 9 yaşında evliliği de insanlar için büyük bir imtihan sebebi olmuştur.

Bir kısım insanlar; sahih hadisleri, tarihi vakıaları ve insanın fıtri yapısını inkâr ederek, hadis inkârcılığına, sonra İslami hükümleri yok saymaya başladı. Sahih kaynakları bırakıp ne üdüğü belirsiz uydurma şeylerin peşine düştüler.

Bir kısım insanlar ise buna benzer meseleleri bahane ederek Peygambere, sahabesine, hanımlarına iftira atıp, küfredecek kadar aşağılık mahlûklar oldular.

 

İbretlik bir olay;

Komşumuzun 12 – 13 yaşlarında bir kızı vardı. Komşu kızı, erkek arkadaşlarıyla parkta, sokak da gezdiği diğer komşu kadınlar tarafından annesine uyarı ve nasihat babında iletildi. Ancak kızın annesi bu durumu kabullenmeyip sert tepki verdi.

Aradan birkaç ay geçti komşunun kızı kayboldu. Polis, karakol, arama derken komşunun kızı ve erkek arkadaşı başka bir şehre evlenmek için kaçtıkları anlaşıldı. İki kaçak bulunup getirildi. Ancak bir problem vardı. Kızın dört beş aylık hamile olduğu öğrenildi.

Kanunen 18 yaş altı çocuk ve evlenemez, kaçak ve fiilen evlilik 12-13 yaş bu durumda çözüm ne olacak. Kanuna göre 18 yaşına kadar bekleyeceksiniz evlenemezsiniz mi diyeceksiniz

Komşumuz ne yaptı derseniz; Polis, yargı ve aileler kanunu kitabına uydurup İstanbul da düğün yaptılar. Atsan atılmaz, satsan satılmaz misali kaçak işe razı olmak zorunda kaldılar. Toplumda buna benzer olaylar her gün yaşanmaktadır.

Kitabına uydurulmayıp kanun uygulansaydı ne olurdu; Erkek birkaç yıl hapis yatacaktı, kız ise devlet korumasında kaldığı yurttan nasıl ve nereye kaçacağının planını yapacaktı. Zararın neresinden dönersen kardır hesabıyla olay resmi makamlarla beraber kapatıldı. Komşu ise birkaç ay sonra torun sevmeye başladı. Hani kanunen 18 yaşın altı çocuktu(!) Çocuk doğuran çocuk olur mu?

Bu olay gibi toplumda her gün onlarca hadise yaşanmaktadır. Gayrı meşru doğum yapanlar, yaptıranlar, kötü yollara düşenler vs. Tüm bunların sebebi, müsebbibi kim? Allah’ın şeriatını ve insan fıtratını görmezden gelip, yüz çeviren gurur ve kibir ile yasa yapmaya kalkışanlar ve onları destekleyip tabi olanlardır.

Önce gençliği ifsad ettiler; Karma eğitim, kız/erkek arkadaş, müstehcen filimler, kadınların tesettüre riayet etmemesi,  şehevi arzuların azdırılması, edep ve hayâ duygularının yok edilmesi… Gibi sebeplerle gençliğin ahlakı bozuldu ve gayrimeşru haram yollar teşvik edildi.

Haramlara bulaşmamak için evlenmek isteyenler ise 18 yaş tabusu ve evliliklerin zorlaştırılması ile karşı karşıya bırakıldı.

Gençler harama bulaşmamak için kendi istekleri ile evlenmek istiyorlarsa buna engel olunmaması gerekir. Kişinin biraz daha olgunlaşması, biraz daha ileri yaşlarda evlenmesi belki daha güzel olabilir. Ancak her insanın fıtratı aynı değildir. Bu arzu ve istek kimilerinde çok daha erken yaşlarda başlar ve zapt edilemez düzeyde olabilir.  Ergenliğe girdiyse evlenme arzusu, ısrarı varsa yapılacak tek şey tarafların evlenmelerini sağlamaktır. İslam bunu emreder, fıtrat bunu gerektirir.

18 yaş altını çocuk sayanlar, 18 yaşına kadar kimseyi evlendirmeyiz deyip yasa çıkaranlar, 18 yaşın altında ki suçlulara cezai müeyyide uygulamayanlar yaratılış fıtratını yok sayıp toplumu ifsad edenlerdir.

Tarihe ve İnsana baktığınız zaman 18 yaş kavramının büyük bir yalan olduğunu görürsünüz. Bu yetmezmiş gibi birde bitmeyen ergenlik geçiş süreci uyduruldu.

Sorumsuz, başıboş, amacı ve hedefi olmayan bir gençlik yetiştirmek istiyorsanız; Önce 18 yaş tabusunu yasallaştırıp beyinlere işleyin, sonra bitmek bilmeyen ergenlik geçiş efsanesini eğitim camiasına, aileye ve topluma pompalamanız yeterlidir. Artık nesliniz 14 yaşından başlayıp 20 yaşına kadar hatta 25 yaşına kadar ergenlik geçiş süreci yaşadığı için neslinizi yok sayabilirsiniz. Ergenlik çağını atlatıp bir türlü adam olamayan daha doğrusu adamdan sayılmayıp, adam olmasına müsaade edilmeyen kayıp bir gençlik.

Böylesine bir kavramı veya benzer manayı kasteden en ufak bir işaret ne Kur’an-da nede Sünnet/Hadis te bulamazsınız.

Birde İslam şeriatının egemen olduğu dönemlerde, Ümmetin yetiştirdiği gençlere bir bakalım;

Abdurrahman Nasır 21 Yaşında:

Onun döneminde Endülüs İslam Devleti altın çağını yaşadı. Ayaklanmaları bastırdı ve Devletinin güçlü devletlerden olması amacıyla eşsiz bir ilmi reformu gerçekleştirdi.

 

Fatih Sultan Mehmet 22 Yaşında:

Zamanının en iyi komutanlarının bile alınmasının neredeyse imkânsız olduğunu düşündüğü Bizans’ın başkenti Konstantine’yi fethetti.

 

Bin Zeyd 18 Yaşında:

Ordusunda; Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve sahabenin ileri gelen büyükleri olduğu halde kendi zamanındaki yeryüzünün en büyük ordularından biriyle çarpışmak üzere İslam ordusuna komutanlık etti.

 

Muhammed Kasım 17 Yaşında:

Sind eyaletini (Pakistan’ın içerisinde Hindistan’la sınırı olan bölge) fethetti. Zamanının en büyük komutanlarından birisiydi.

 

Sa’d Bin Ebi Vakkas 17 Yaşında:

Allah yolunda ilk kan akıtan kimsedir. Aynı zamanda Hz. Peygamberin (sav.)’in şura meclisindeki 6 kişiden biriydi. Peygamberimiz (sav.) onu işaret ederek şöyle derdi: Herkes kendi adamını göstersin, bu benim adamım. Derdi.

 

Erkam Bin Ebi Erkam 16 Yaşında:

13 yıl boyunca Mekke’de evini Peygamber Efendimiz (sav.)’ e karargâh olarak açtı.

 

Talha Bin Ubeydullah 16 Yaşında:

Asrısaadetin en cömertlerinden biriydi. Bir savaşta Hz. Peygamber (sav.)’i korumak için ölüm üzerine biat etti. Ona gelen okları eliyle engelledi. Elleri de tutamayınca bizzat vücudunu Efendimize (sav.)’e siper etti.

 

Zübeyr Bın Avvam 15 Yaşında:

Hz. Peygamber (sav.)’in havarisi ve insanların en şeceatlisi olarak bilindi.

 

Mu’az Bin Amr Bin Cumuh 13 Yaşında ve

Mu’az Bin Affan 14 Yaşında:

Bedir savaşında müşriklerin lideri olan Ebu Cehili öldürdüler.

 

Zeyd Bin Sabit 13 Yaşında:

Vahiy kâtibi oldu. Süryaniceyi ve İbraniceyi 17 Gecede öğrendi ve Hz. Peygamber (sav.)’e tercümanı oldu. Kur’an-ı Kerim’in toplanmasında büyük katkıları oldu.

 

İmam Ebu Hanife 4 yaşında:

4-5 yaşlarında Kuranı Kerim’i ezberlemiş ve Arapça’nın inceliklerini öğrenmiştir. İmam Ebû Hanîfe Hazretleri İlmi, zekâsı, ahlakı, zühd-ü takvası fevkalâde idi. İçtihadındaki yükseklik, mezhebindeki kolaylık ve mükemmeliyet bütün Müslümanlarca kabul edilmiştir.

 

İmam Malik 17 Yaşında:

İmam Malik, Son derece zeki ve çalışkan bir insandı daha 17 yaşındayken ders okutup, fetva verecek seviyeye gelmiştir. Pek yüksek bir ilme, parlak bir zekâya, büyük bir zühd ve takvaya sahip idi.

 

İmam Şafii 7 Yaşında:

İmam Şafiî yedi yaşında Kur’an’ı ezberlemiş, on yaşında da İmam Malik’in Muvatta adlı eserini ezberlemiştir. İmam Şafii’nin birçok eseri vardır. İmam Şafii, büyük bir âlimdir, büyük bir müfessir ve muhaddistir. Tıp ilminde, şiir ve edebiyatta da ihtisas sahibidir.

 

İmam Ahmed b. Hanbel 15 yaşında;

İmam Ahmed b. Hanbel fetva verecek seviyede bir âlim olduğunda henüz 15 yaşında idi. Binlerce talebe yetiştirmiştir. Üç yüz binden fazla hadis ezberlediği rivayet edilmiştir. “El-Müsned” adındaki hadis kitabında otuz bin hadis vardır.

 

Bu büyük insanlar ve onların asırlar dolusu takipçileri hiçbir zaman veya yıllarca süren ergenlik geçiş efsanesi gibi şeyleri tanımadılar. Son yüzyılda uydurulan bu tabular nesilleri ifsad etti, gençliği yok etti.

Çocuklarınızın gönlüne özgüven ve izzet tohumları ekin, Onlara Allah’ın kitabını öğretin, Peygamber ve ashabının sevgisini aşılayın, Onlara çocuklar gibi değil büyük işler başaracak olan adamlar gözüyle bakın ve onlara bu nazarla muamele edin.

Ve emin olunuz ki “18 yaş” veya “ERGENLİK ” safsatası büyük bir yalandan başka bir şey değildir.

Ebu HÜSEYİN

Nisan 2018

 

Bir Yorum Yazın