Ebu Katade El-Filistini’nin kaleminden : “BİZ BÖYLEYİZ”

Yazar: Muhammed Atta - Yazının Tarihi: 15 Aralık 2018 | 8 Rebiülahir 1440 Cumartesi 06:03

BİZ BÖYLEYİZ

Ebu Katade El-Filistini

Bazıları “Biz böyleyiz!” sözünü tekrarlamaktan hoşlanır. Bu, bozuk hasletleri bulunan Araplardan olmamızdan başlayıp, sorunlarımızı halletmeyi düşündüğümüzde “” olmayıp “Cebriye” oluşumuza kadar bizim kötü niteliklerimizi ihtiva eden bir olgu gibidir.

Darbeler böyle başlıyor. Bizde bulunan ve diğer toplumlarda bulunmayan yüce davranışları böyle öldürüyorlar. Ben inanıyorum ki, sadece ahlakla ilgili bir istatistik çıkarılacak olsa, kesinlikle biz kazanırız. Muasır tarihimizdeki yüce şahsiyetleri araştıracak olsak, ortaya diğer tüm toplumlardan daha zengin olduğumuz sonucu çıkar.

Bunu narsizmin kuruntularıyla, kendini yüceltme vehmiyle ya da diğerlerini bilmediğimden değil, bilakis ümmetimizin ve diğer ümmetlerin durumlarını idrak ederek söylüyorum.

Bu ümmet hakkında konuşan herkesin sözlerinin girişine, bu ümmetin tarihteki en yüce ümmet olduğu ve yiğitlerinin en yüce yiğitler olduğu ile başlaması gerekir. Ben geçmiş gitmiş tarihten bahsetmiyorum, bilakis içerisinde yaşamış olduğumuz şu anki zamandan söz ediyorum.

Bizim ‘diğerlerinden daha eksik olduğumuz’ ve ‘zafer etkenlerinin bizde gerçekleşmesi için içerisinde bulunduğumuz durumun silinmesine ihtiyaç duyduğumuz’ kuruntusunu yapan, diğerlerinin durumlarının bilinmemesi ve diğer ümmetlerin tarihlerine bakışımızın bozukluğudur. Örneğin, Yahudilerin bizim beldelerimizde bir kurmaları nedeniyle, onlar daha iyi biz ise daha kötüyüz. teknolojide ilerledi, biz ise geri kaldık; öyleyse onlar hayır biz ise şerriz. Böylece bizde, kendimizi dövme, tüm değerlerimizi yerme ve içimize yeis ekme durumu belirdi ki bunların hepsi de fasit ve zalimce hükümlerdir.

Ancak her şeyden önce uyarıda bulunulması gereken önemli bir mesele vardır: Bu, içimizdeki “güzellik” etkenidir. Yola başlamamız için bundan uzaklaşmamız gerekir.

“Güzellik” kelimesinin sözlük anlamını kast etmiyorum, insanların iyi niyetlileri nitelemede kullandıkları anlamı kast ediyorum. Ancak bu güzellik birçok kez yerinde olmamıştır.

Bizim sorunumuz, diğer taifelere karşı şefkatli bir anne gibi oluşumuzdur. ve Hristiyanlara karşı zimmet ehli muamelesinde bulunduk. Yani onlar bizim himayemiz, gözetimimiz ve şefkatimiz altındalardı. Taifelerden en asgari olanı aldık; hakiki olarak varlığın mirasçısı olduğumuz ve cüzlerin içinde bulunduğu büyük olduğumuz hissiyle onların tevbelerini kabul ettik ve onlara iyi davrandık. Bizim durumumuz, bolluk içinde yetişen ve tembelliği öğrenen kimse gibidir. Bu kimsenin rızık ve hayat için çabası zayıf olacaktır. Zira onun rahat yaşamını bu zayıflık sağlamaktadır. bir olayda büyük bir enerjiye ihtiyaç duyduğunda ise, buna alışkın olmadığı için onu içinde bulamaz.

Hiçbir gün gözettiklerimizin ve himaye ettiklerimizin, sadece düşmanların bize doğru yaklaşmasıyla vahşi kurtlara dönüşebileceğini zannetmedik.

Başkalarının tebessümlerinin bir aldatmaca olabileceği ve onlara sunduklarımız karşılığında söylenen teşekkür sözcüklerinin kuzu postu altında yalanları olduğu hiç aklımıza gelmedi.

Bu durumu hala yaşamaktayız.

Otoriteye ve yönetime ulaşmak için cahili demokrasiye inanan cemaatlerin, nasıl bu yalana inandıklarına, diğerlerine karşı nasıl “güzellikle” muamelede bulunduklarına ve diğerlerinin bu iddia ve yalan ile nasıl aldattıklarına bir bak!

Cemaatlerin, ’nin “İslam Devrimi” iddiasını nasıl tasdik ettiklerine bak! Sonra onun ve taifesinin habisliklerine, bu güzelliği nasıl kullandıklarına ve nihayetinde ümmetin bu gafletinden ötürü büyük bedeller ödemesine bak!

Bizim her zaman sorunumuz, “güzel” olmamız, yani saf olmamızdır. Analık çağının geçtiğini ve kanın dışında hiçbir şeyin yarar sağlayamayacağı bir düşman karşısında olduğumuzu idrak edemedik. Az bir hayat belirtisinin bırakılmasının bile hata olacağı bir düşman karşısında olduğumuzu… Bizim sorunumuz, kandan korkmamızdır. Kesin bir şekilde ortaya çıktı ki, diğerinin kanını akıtmaktan en fazla korkan biziz.

Görüş kalıplarımızı yeniden düzenlemeliyiz. Çünkü bizler, vakıamızın genişliği nedeniyle bin yenilgiye tahammül edip ölmüyoruz, ümmetimizde diğer ümmetlerde bulunmayan var olma gücü bulunmakta ve asla diğer toplumlarda bulunması tasavvur edilemeyecek bir direniş gücüne sahibiz; tüm bunlarla birlikte şu anda bizler yönetici değiliz, komuta kademesinde de değiliz. Ümmetleri yönetmedeki hakkımız çalındı. Bunların yanında canlandırmamız gereken yeni manalarla karşıkarşıyayız:

“Eğer onları savaşta yakalarsan, onlara yaptıklarınla arkalarındakini dağıt.” (Enfal: 57)

“Yeryüzünde çokça savaşıp zaferler kazanıncaya kadar bir resulün alması yaraşmaz.” (Enfal: 67)

“Yeminlerini bozan ve peygamberi sürüp çıkarmaya kalkışan ve bununla beraber ilk olarak sizinle kendileri başlayan bir kavim ile savaşmaz mısınız?” (Tevbe: 13)

Düşmanımız, içimizde, aynı battaniyede akrep, yılan ve kurtlarla birlikte yaşamaya çağıranlardır.

Büyük düşmanımız, düşmanımızı, hakları bulunan yurttaşlar olarak adlandıranlardır.

Eksiğimiz, büyük akıllar, şaşırtıcı fedakarlıklar ya da yüce alimler değil; bilakis eksiğimiz, Allah düşmanlarına karşı şefkate gelmeyen nefislerdir.

Biz böyleyiz!

Mütercim:

 Telegram: @Shamuna1440

Bir Yorum Yazın