Dr. Zevahiri: Arap Devrimleri Neden Başarısız Oldu, Çözümü Nedir?-Tam Metin-

fetih medya
Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 29 Ocak 2018 | 12 Cemaziyelevvel 1439 Pazartesi 16:45

El Kaide Lideri Dr. Eymen Ez Zevahiri, Baharının yedinci yıldönümü nedeniyle bir konuşma yayınladı. ‘Yedi Yılın Ardından Kurtuluş Nerede?’ başlıklı açıklamanın Türkçe tam metnini ilginize sunuyoruz:

“Bismillah,

’a hamd olsun, ’ın Elçisine, ailesine, sahabesine ve onların yollarına uyanlara da selatu selam olsun.

Her bir yerdeki Müslüman kardeşlerim, esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.

Bunun ardından;

Bugünlerde Arap halklarının yöneticilerine karşı Tunus’ta başlayan, ardından Mısır, Yemen, Libya ve ’de devam eden devrimlerinin üzerinden yedi yıl geçti.

Suriye’deki hariç bu devrimlerin tümü bastırıldı, o da ‘uluslararası çözümler’in sarmalına girdi; Tunus, Mısır, Yemen ve Libya’da tağuti yönetimler geri döndü, hem de daha gaddar ve fasid olarak.

Halkın fesada, cürme ve adaletsizliğe karşı olan kininin kaybolmasıyla sonuçlanan bu acı tecrübeden ne öğrenebiliriz ve Müslüman halkların Şeriat yönetimine, fesadın kökünün kazınmasına ve Müslümanların beldelerini özgürleştirmeye olan isteği nasıl manipüle edildi?

Bu acı tecrübe üzerine enine boyuna düşünmeliyiz, düşmanın kendisine karşı toplandığı bu büyük devrimlerden dersler çıkaralım, o devrimler ki tüm dünyayı sarsmıştı, öncesinde Amerika’yı, Batı’yı ve doğuyu geri adım attırmış ve kendi içinde bitirmişti, sonrasında onlar bu seliyle karşı karşıya gelecek durumda olmadıklarını anladılar, bu devrimlerde, özgürlüğe, izzete ve Şeriat yönetimine giden yolunda kayboldular. Sonra pazarlık, komplo, sözleşme, maslahat ve siyasi taviz bataklığına sürüklendiler, sonra kaçınılmaz son ne oldu? Dinin ve dünyanın kaybolması (oldu).

Bu devrimlere yazık eden en önemli eksikliklerden biri ve ana nedeni liderlik kaynaklı. Bu konu, devrimlerin dalgalarına çapa vurdu; Müslüman kitlelerin başından beri devrim sloganlarında devam eden Şeriat kanunun uygulanması taleplerine –ki buna bağlılıklarına rağmen- bazı hareketler tarafından seçimlerle sömürülerek karşılık verilmesidir.

Şeriat kanunlarını uygulamaya çabalayacak olan İslami hareketlerdir; sonra anayasa hazırlanma safhasında gelindiğinde bu hareketlerin çoğu sözlerini yediler ve belli belirsiz metinler kâfi geldi. Fakat diğer bazı hareketler ise – Hareketi gibileri- Şeriat kanunlarından tamamen vazgeçtiler de sonrasında laik yüzleri ortaya çıktı.

Devrimde bir tek taş dahi atmamış, sadece beklemiş diğer bazı hareketler de yapmacık bir demokratik hal aldılar da Selefi oluşlarını ve Şeriat kanunu istiyor olmalarını istismar ederek güvenlik güçlerindeki mücrimlerin destekçisi oluverdiler ve askeri tağutların yardımcısı oldular; hatta İsrail’le barış anlaşmasına karşı olmadıklarını ve İsrail’e büyükelçi gönderilmesine de itiraz etmediklerini bildirdiler.

Bu liderler, ne bir İslami ne de bir küfri devrimi yönetemezler, çünkü sosyal bir değişim hareketi olan devrim fasid rejimi kökünden kazımayı ve yeni bir sistem kurmayı gerektirir.

Bunlar ise söz konusu liderlerle alakası olmayan şeyler. Onlar fasid rejimlerle anlayış içinde çoğu zaman mutabakat ve uyum içinde yaşayan ikizler gibiler. Fakat bu devrimci yaklaşım liderleriyle bilinmiyor. Onlar mücrimleri ve güvenlik güçlerinin cellatlarını övüyorlar, kendilerinin bunlarla bir çatışmadan, uzak olduğuna şahit olundu. Efendilerine itaate çağıran liderlere itaat etmeyin. Ya onlar iblisin askerlerinden biri ise topukları üzere geriye dönen, akidesinden cayan, cihattan beraatini ilan eden, yönetimdeki tağutlara meşru idareciler olduğu gerekçesiyle uysallığını belirten, onlardan uzaklaşmanım haram olduğunu söyleyen liderler üzerinde yeterince güç bulunmuyor.

Bununla birlikte bu liderler kendi bozuk psikolojilerini ve davranışlarını takipçilerine dayattılar ve pazarlık ve taviz bataklığına karşı halkın öfkesinden kaynaklı gidişatı saptırdılar.

Bu yüzden bu liderler güvenlik birimleri ve unsurları ve kuvvetlerine karşı tıpkı tarihte olduğu gibi binlerce kurbanın fedakarlığıyla devam eden direnişten ta ki bu iş dağılana kadar uzak durma eğilimi gösterdiler.

Bu liderler rejim güçlerine karşı çatışma direnişini engelleme arzusundaydılar. Onların şu aldatıcı sözlerini işittik: “Ordu ve halk, etle tırnak gibidirler.” bu, Amerikanlaşmış ordu sokaklara ancak muhalif kitleleri öldürmek için gelmesine rağmen (bunu söylediler.) Fakat Washington’daki mücrimlerin en büyüğü onlara bir emir vermedi ve krizi hile ve kandırmaca ile yürüttü.

Onları saptıran şu sözlerini de işittik: “Barışımız mermiden daha güçlüdür.” Allah Subhanehu ve Teala’nın şu sözünü görmezden geldiler: “Onlara karşı gücünüzün yettiğince kuvvet ve (cihad için) bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki, bunlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan ayrı sizin bilmediğiniz ama Allah’ın bildiği daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız karşılığı size verilir ve haksızlığa uğratılmazsınız.” Ve Allah şöyle buyurur: “ kalkıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.”

(Barışımız mermilerden daha güçlüdür) sloganının sonucu neydi? Bunun sonucu, mücrim mürted rejimin müfsid ajanlarının mermileri, direniş göstermemiş ve karşı koymamış binlerce barışçıl Müslümanı öldürdü ve rejim, diğer barışçıl sistemin geriye kalanı üzerinde güç kazandı. Böylesi psikolojik olarak hezimete uğramış liderler, Gannuşi’nin tekrarladığı gibi ve tavizlerin bir sonucu olarak kabullenen sloganlar atmaya meyilli idiler. Sonuç ise eski mücrimlerin öncekinden daha güçlü ve öncekinden daha katısı olarak geri dönmesi oldu.

Çünkü bu liderler, karşı karşıya olunan tağutların batıllarından daha zayıftılar. Onlar mücrimlerle içeride ve dışarıda yapılacak müzakere ve anlaşmanın uygulanmasını hızlandırmak, mürted mücrim, müfsid rejimin sembollerinin kendi ellerinde devam etmesi ve de dizginlerin kendi ellerinde kalmaya devam etmesi arzusundaydılar.

Bu liderler ayrıca başında Amerika gelmek üzere büyük mücrimleri razı etme arzusundaydılar ve imajını düzeltme peşindeydiler. Ve Muhammed Mursi’nin İsrail’e teslim olan mutabakatını ve de Amerika’yla yaptığı askeri ve güvenlik anlaşmayı kabullenişini gördük.

Gannuşi’nin İsrail’e normalleşmeye karşı çıkılacağından endişe ettiklerini söylediğini duyduk. Ve bu devrimlerdeki en tehlikeli hatalardan biri de bu liderlerin düşmanı, dosttan ayırt edememesi oldu; bu, halkın öfkesini yanlış yönlendirdi ve rotasını kaybetti.

Amerikanlılaşmış ordunun Tunus, Mısır ve Yemen’de İslam’ savaştığını, devrimleri koruyor şeklinde tanımlandığını ve de yöneticilerine ve idarecilerine boyun eğdiğini, onlara yakınlaştığını ve kendini sevdirdiğini gördük.

Muhammed Mursi’nin İçişleri Bakanlığındaki mücrimleri kendi yuvalarında ziyaret etmeye gittiğini ve onları zarar görmeyecekleri yönünde temin ettiğini gördük. Ve nifak idaresinin sarıklarını, araştırmacılarını gördük, onlar da bu gösterinin kutsiyetini savunuyor, methediyor, takdim ediyor ve irkiliyordu.

Uzun süredir bu müfsid rejimleri ifsad eden ve Müslümanlara karşı haddi aşan Laiklerin skandallarını gördük, bir araya gelip birbirlerine kur yapıyorlardı. Bir de devrimciler ve devrimin ortakları olarak anılıyorlardı.

Bu belaları razı etmek için feda edilen Şeriat davalarını gördük. Tunus’daki Nahda Hareketinin liderliği İslam Şeriat Kanunlarının anayasanın temelini oluşturması yönünde bir taleplerinin olmadığını açıkladılar ki böylece üzerinde ittifak ettikleri bir anayasaya erişebilsinler.

Müslüman Kardeşler Teşkilatı liderlerinden birinin ulusal ittifakı arzulayarak Şeriatın anayasanın temel kaynağı olması şartında kısıtlanacaklarını söylediğini gördük. Bu ittifakı sağlamak için ne yaptı?

Diğer bir büyük hata da liderlerin iman kardeşliği ve İslam beldelerinde birlik yerine laikleri ve Batılı mücrimleri razı etmek için ulus devlet slogan ve değerlerine öncelik verme eğilimi oldu, fakat onları razı edemediler.

Diğer bir büyük hata da halkın öfke seli yayıldığında birçok liderin bundan kazanım elde etme ve çıkar sağlama mücadelesi vermesi. Mısır’da İslami çalışmalarla bağlantılı akımların –realite ve Şeriat sınırlarıyla alakası olmayan fetvalar yayınlamasından sonra- zaruret bahanesiyle seçimlere girdiğini gördük. Sonra da onların –zaruret nedeniyle- birleşmediğini, ayrıldığını ve laiklerle ve de eski rejimin kalıntılarıyla birleşerek birbirleriyle mücadele ettiğini gördük.

Yemen’de Körfez paralarının siyasi parti liderlerini nasıl oynattığını, Husilerin nasıl da onların kardeşleri haline geldiğini, devrilenin yardımcısının devrilenin yerine nasıl getirildiğini ve değersiz dünyanın kazanımlarına olan düşkünlüklerini gördük.

Bugün Suriye’de muhalefet ve anlaşmazlıkların mantıksızlığını, savaşı ve haram olan kanın sırf serap olmuş bir güç mücadelesi için akıtılmasını görüyoruz. Ve dış ülkelerin finanse ederek ve terör listesine alma tehdidiyle savaşı nasıl da idare ettiğini görüyoruz.

İşte tüm bunlar ve diğer bazı şeyler Arap devrimlerinin başarısızlığının nedenleriydi.

O halde birkaç kelimeyle kurtuluş ve zaferin yolu nedir?

Kurtuluş ve zaferin yolu bilinçtir. Ümmete kendisine ne dayatıldığını ve vazifesinin ne olduğunu anlatacak farkındalığın artırılması için verilen savaş bizim üstesinden gelmemiz gereken en büyük mücadeledir. Hak ile batıl arasındaki farkın ne olduğu? Ve de düşmanın kim, dostun kim olduğu bilinci.

Ülkelerimizdeki fasid rejimlerle ve başlarında Amerika gelmek üzere büyük mücrimlerle anlaşmanın sadece dinin ve dünyanın kaybı olduğu yönündeki farkındalığı artırmamız gerekiyor.

Allah Subhanehu ve Teala, bize müfsid kimselerle dilimizle, sözlerimizle ve Sünnetle savaşmamızı emrediyor. “Size ne oluyor da, Allah yolunda ve ‘Ey Rabb’imiz! Halkı zalim olan şu kasabadan bizi çıkar; bize kendi katından bir veli (koruyucu, sahip) gönder, bize kendi katından bir yardımcı gönder’ diyen zayıf düşürülmüş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”

Eğer biz tevhid kelimesi etrafında birleşirsek, Kaşgar’dan Atlantik kıyılarına kadar, Kafkas dağlarından ’ye ve Orta ’ya kadar bir millet olarak toplanır ve farklı cephelerde olan ama tek olan bir savaşla Ümmetin cihadını yaparız. Terörist olarak sınıflandırılmaktan korkan sınırlı ve milli örgütlerle kendi savaşımızı vermeyiz.

Bu, içinde değerli alimlerin, mücahitlerin, kanaat önderlerinin, tüccarların ve hikmetli liderlerin bulunduğu tüm Ümmetin cihadı olur.

Savaşımızın uzun olduğunu ve bunun bir iman savaşı, silahlardan ve çarpışmadan önce şuur savaşı olduğunu, irfan ve eğitim savaşı, suikast ve ganimetten önce dünyada zühd ehli olmanın savaşı olduğunu bilmeliyiz.

Haydi birleşelim ve birbirimize yakınlaşalım; dengesizlikleri ve hataları düzeltelim, boşlukları dolduralım. Ve Rabbimizin bize zafer vaadini yerine getireceğine inanalım. Allah Subhanehu ve Teala buyurur ki: “Sana ganimetlerden soruyorlar. De ki: ‘Ganimetler Allah’ın ve peygamberinindir. Eğer mü’minler iseniz, Allah’a karşı gelmekten sakının ve aranızı düzeltin. Allah’a ve peygamberine itaat edin.” Ve buyurur ki:”Ey iman edenler, eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder.”

Dualarımızın sonu alemlerin Rabbi Allah’a hamd etmektir. Efendimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabına selatu selam olsun.

Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.”


Kaynak: Asyanın Sesi / Sorumluluk kaynağa aittir.

Gereksizse Sil

Bir Yorum Yazın