Dış desteğe bağlılığın akibet örneği: Ceyşu’l-İslam

fetih medya
Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 24 Nisan 2018 | 8 Şaban 1439 Salı 17:12

Sahadan Muhalif gruplardan Ceyş’ul İslam’ın dış bağımlılıktan kaynaklanan düştüğü girdabı anlattı. İlginize sunuyoruz:

Suriye devriminde silahlı mücadeleye katılan gruplar; bağımsızlaşmaya çalışarak kendi imkânlarıyla edenler ve imkânlarından faydalanmak için dış destekçilerin güdümüne girerek bağımlı hale gelenler olarak ikiye ayrıldılar. Bununla birlikte destekçiler de bu desteklerinin ardında çok farklı amaçlar güdüyorlardı. Örneğin ile Amerika’nın muhalifleri destekleme amacı aynı değildi. Veya ile Suudi Arabistan da desteklerinde aynı amacı gütmüyorlardı.

Suudi Arabistan, daha önce Bosna ve Afgan mücahidlerine karşı yürüttüğü siyasetinde bazı düzenlemelere giderek, Suriye sahasında ipleri daha fazla eline almayı amaçladı. Bu bağlamda Abdullah Alluş ile olan sıkı bağlantıları değerlendirilerek oğul Zehran Alluş Ceyşu’l-İslam grubunun başına getirildi. Ceyşu’l-İslam grubunun İhvan kökenli ÖSO gruplarına bir alternatif olarak Suud destekli Selefi bir yapı olarak çıkarıldığı ve ilerleyen süreçte bu iki akımın birbirleriyle çekişmelerinin zemininin hazırlandığı da dillendirilmekte.Fetih Medya

“Ilımlı İslam” projesi her ülkede farklılık göstermekte. Örneğin Türkiye’de bu işi ve Fetöcüler üstlenirken, Suudi Arabistan ve ’da bu proje Selefiler üzerinden yürütülmekte. Suriye ve Libya gibi savaş sahalarında ise her iki proje birden öne sürülmekte ve birbirleriyle çatıştırılmakta. Bu yapıların ortak özelliklerinden birisi ise, Uluslararası meşruiyete kavuşabilmek için taviz vermeye açık olmalarıdır. Nitekim Cenevre’den Astana’ya -ne kadar olumsuzluklar barındırsa ve ihanetler bulunsa da- tüm görüşme ve anlaşmalara katılmaları, diğer mücahid grupların aleyhine çıkan kararları onaylamaları, verilen bu tavizlerin sadece vahim birkaç örneğidir.

Suudi Arabistan’ın Suriye devrimini destekleme yönleri ve şekli gözlemlendiğinde, bu desteklerin şartlı ve belirli amaçlar doğrultusunda olduğu hemen fark edilebilir. Örneğin devrimin ilk dönemlerinde Suudi destekli hastanelerde mücahidlerin tedavi edilmesi yasaktı. Kendi finansları ile açılan okullarda Suudi programları uygulanmakta, bu programlarda İhvan-ı Muslimin ve diğer cihadi yapılar eleştirilmekte ve Suudi siyaseti ön plana çıkarılmaktaydı. Suudi Arabistan’dan gelen bazı hocalar, el-Kaide’yi Harici bir yapı olarak tanıtan, Seyyid Kutub’u tekfirci gösteren kitapları camilerde ve kamplarda ücretsiz dağıtıyorlardı. Suriye hakkında yürütülen siyasetin değişmesiyle, var olan destekler de ya çekilmiş ya da asgari düzeye indirilmiştir.

Bu oluşumların desteklenmesindeki amaç ise, cihadi gruplara gidecek olan potansiyelin farklı alanlara kanalize edilmesi ve uygun zamanlarda da amaçları doğrultusunda istihdam edilmeleridir. 7 yıldır devam eden Suriye savaşı boyunca bunun en belirgin örneğine, Doğu Ğuta’ya bağlı “” semtinin ve “Doğu Kalemun” bölgesinin anlaşma yoluyla teslim edilmesi olaylarında şahit olduk.

Daha öncesinde Ilımlı İslamcılığında samimiyetini göstermek için bölgelerinde bulunan mücahidlere savaş açan, tutuklamalarda bulunan, meydanlarda infaz eden ve “mermilerimizden 99’unu bunlara, birini rejime atacağız” diyen Ceyşu’l-İslam, rejimin ilerleyişi karşısında elle tutulur bir direniş sergilemedi. Rejime karşı barış çizgisinde olduğunu göstermek için “İdaretu’l-Murekkebat” operasyonunu başlatan ve beklenenin çok ötesinde zaferler elde eden grupları yüz üstü bırakarak ilerlemenin durmasına sebep oldu. Yine rejimin bölgeye yönelik başlattığı kapsamlı operasyonda, bir gün içerisinde 14 ilçeyi savaşmadan rejime terk ederek bölgede bir kaos oluşmasına neden olan Ceyşu’l-İslam, tüm bunları rejim ve Rusya gözünde bir ayrıcalık elde etmek için yaptı. Aynı sıralarda Suudi Arabistan veliahdı Bin Selman’ın, “Suriye rejimi kalacaktır” açıklamasında bulunması ise, Ceyşu’l-İslam’ın bu tutumlarının arka planına ışık tutmakta.

Ve son olarak, Ceyşu’l-İslam mücahidlere karşı ihanetler silsilesini, elinde bulunan askeri tersanesinin tümünü eksiksiz bir şekilde Nusayri rejimine teslim ederek taçlandırmıştır. Ceyşu’l-İslam’ın şer’i sorumlusu Abdurrahman Kâke Duma’yı rejime teslim edip kuzeye hareket ederken, “aşırıların köklerini kurutmaya geliyoruz” açıklamalarında bulunmuştur. Rus savunma bakanının açıklamasına göre, Duma’dan 17.000 silahlı militan ayrılmıştır.

Ceyşu’l-İslam’ın yaşadıkları İslami faaliyetlerde bulunan her yapı için ibretler içermektedir. ‘Özgür bölgeleri koruma’ gerekçesiyle destekçilerini ve Batıyı razı edebilmek için nice tavizler verdiler, düzenlenen görüşmelerde en önde bulundular ve her türlü ödünü vermeye razı oldular, mücahidlere karşı savaştılar, katlettiler ve hapsettiler… Sonuç olarak, elleri bomboş, hiçbir şey elde edemeden hüsran bir şekilde ortada kaldılar. Hiçbir şey elde edemedikleri gibi, sayfalarına da hainler olarak yazıldılar. Rusya’nın garantörlüğüne razı olup en-Nusra mücahidlerini bölgeden sürdüler, sonuç olarak zelil bir şekilde yurtlarını terk edişleri de aynı garantörün eliyle oldu. Destekçilerin örneği ise Rabbimizin şu buyruğundaki gibi oldu: “Şeytanın durumu gibi; çünkü insana “İnkâr et” dedi, inkâr edince de: “Gerçek şu ki, ben senden uzağım” dedi.” (Haşr: 16)

Muhammed Atta

Gereksizse Sil

Bir Yorum Yazın