Çeviri-Yazı: “İslami Hareket’in Bilgesi: Dr. Eymen ez-Zevahiri”

fetih medya
Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 26 Kasım 2018 | 18 Rebiülevvel 1440 Pazartesi 03:50

Fetih Medya Yayın Ekibi olarak küresel çatışma ve krizlerin doğasını ve aktörlerini anlamak için farklı taraflardan şahsiyetlerin biyografilerini, fikir dünyalarını yakından okumak için çeşitli makaleler tercüme ettik. İlk olarak Ürdünlü adamı Ebu Katade el-Filistini’nin Dr. Eymen ez-Zevahiri hakkındaki makalesini ilginize sunuyoruz:

İSLAMİ HAREKETİN BİLGESİ : Dr. EYMEN EZ-ZEVÂHİRİ

 

Ebû Katâde el-Filistînî

 

“Diyalog için şahsiyet ikiye bölündüğü zaman insaf ortaya çıkar, daha iyi göreceğime inandığım için iki gözümle bakmaya çalıştım.”

***

Eymen aslandır, gücünü kuşanan

Yüce makamlarda sebatla oturan

***

“Bazen sahibini zayıflığından ve bazen de tasvir edilen şahsiyetin azametinden dolayı kelimeler anlatmaktan aciz düşer.”

***

Şeytanın ve ordularının yorumları üzerine bina edilmiş iman yasası, bir gün fakirlerin, bir gün gençlerin ve bir gün de marjinallerin tekeline koydukları bir anlayıştır. Aslına bakarsanız iman, rabbani bir bomba olup mütevazi kalplerle savaşır ve böylece her ikisi hayatın gülü ve onu orada büyük eylemlere doğru harekete geçiren mekanizma olması için birbirine bağlanırlar. Ben Dr. Eymen’i, onların hayallerinin sihrini işlevsiz kılan ve böylece onları yataklarında terleten kâbuslara çeviren bu ışık saçan boya zannediyorum. Bu genç, güzel ahlak ve ruh zenginliğine bezenmiş bir evden yayılan güzel kokuların kokusuyla ıslanmış yüce asil bir şerefle yoğrulmuştur. Bu genç, bu bombanın tabiatının ve oluşumunun sırrının sadık şahididir.

Ona nasıl bir sır yüklenmiş ki bu edebi, sükûneti ve ince ruhluluğu sağlam bir irade, keskin çarpışma gücü ve çetin bir savaşçının çınlamasını bir arada toplamıştır?!

Soyunun asaletine gelince, Şeyh Zevahiri’nin babasının babası Ezher’in şeyhliği ve babası ise Cezayir Üniversitesi’nin Eczacılık Fakültesinin dekanı oldu. Annesi Feâl Azzam el-Kiram’ın soyu ise, aralarından Abdurrahman Azzam adındaki zat Arap Birliği’nin ilk genel sekreteri mevkiine ulaşmıştır. Kim derdi ki mürted hükümetlerine karşı cihad eden örgütün üyelerinden birinin Kahire’nin zengin semtlerinden bir olan Maadi’deki bu yerli tabip olacaktır.

Mantıklı mı bu? Evet… Çünkü bu İman boyasıdır “Allah(ın boyasın)dan daha güzel boyası olan kimdir?” (Bakara: 138) İslami vakıamızda zamanın açığa çıkarıp olayların yönlendirdiği sorun hikmettir. Çünkü “küçükler unutulacak ve büyük insanları da hatırlatacak kabirleri olacaktır” kaidesine istinaden düşmanlarımızın bu bilge şahsiyetleri bombalamakta acele davranması çağın birçok bu eşsiz yiğitlerinin varlığının uzun sürmesine fırsat vermemektedir. Şayet Allah’ın bu dini ve adamlarını gözetmesi olmasaydı, bugün insanların kendi aralarında değiş tokuş yaptığı bir harika hikmet göremezlerdi. Her türlü kovuşturmaya, İman’ın gölgesinde yaşamış olduğu zamanın kısalığına, kâfirlerin onu asmada acele etmesine ve şehadetine rağmen Allah’ın bu gözetmesi Seyyid Kutub’a o muazzam ürününde yardım etmiş, bereketli kılmış ve balın evinin her tarafından aktığını ve bütün evi ve yolu kapladığını gördüğü rüyasının gerçekleşmesini sağlamıştır. Bu bal, kalemi ve kitapları olarak yorumlanmıştı. Allah ona rahmet etsin.

Dr. Eymen’i gördüğüm ve onunla yaptığımız eşsiz oturumdan bu yana ben, onu koruması ve hayatta kalması için Allah’a dua ediyorum. Çünkü ben, onda hikmeti hak etmesini ve özellikle Cihad hareketinde olmak üzere İslamî eylemlerde önderliği gördüm. Bu parlak zekâ, bu derin sükûnet, bu büyük tevazu ve ve komutan olarak zengin tecrübeler, aktif, kederli ve sessizlik bu eşsiz şahsiyetteki bilge liderliği meydana getiren değerlerdir.

Sonra ondaki harika edebi zevke ve kuvvete ve müziksel estetiğine şaşırmamak elde değil. Şeyh şiiri sever, öyle ki Arap şiirinde yenilikçi akımın efendisi olan Ebu Temmam et-Tai’nin Hamaset divanını ezberlemiştir. Çünkü yapmış olduğu yazılı veya sözlü beyanlarında şiirle delil getirmemesi çok azdır.

Hikmetin Zevki Bu Eşsiz Şahsiyettedir

– İslam ehlinin hepsini sever, işte bundan dolayı da meseleleri, kaynağı rakibiyle giriştiği yarıştan veya kargaşadan doğan şahsi sorunları dert edinmeyecek kadar çok büyüktür. Bunun için bilge şahsiyeti, şaibelerden arınmış bir kalbi, nezaketi ve her türlü şüpheden arınmış ibareleri kendinde toplamıştır.

– Ona göre Cihad, kimsenin tekelinde olmayıp ümmetin projesidir ve bütün meseleleri de çok önemlidir. Çünkü bazılarına göre cihad, küçük bir merkezi ıslahı için hisbe eylemi veya gerçekleşen bir zulme karşı intikam almaktır. Dr. Eymen, sana cihattan bahsettiği zaman cihad meselesinin ümmetin meselesi olduğunu, buna binaen Filistin’in her zaman göz önünde bulundurulması gerektiğini ve Amerika’nın yıkılışının önceliklerin başında geldiğini, evrensel adaletin gerçekleşmesi sancakların odak noktası olduğunu ve insanlığın mutluluğu toplumların hedefi olduğunu bilmen gerektiğine ikna ederdi. Allah şahit ki ben, Dr. Eymen dışında bu özelliği mevcut cihad eden örgütlerin liderlerinin hiçbirinde görmedim.

– Efsanevi Anka kuşunu duydunuz mu? Yunan efsanesi şöyle anlatır; bu kuş her kesildiğinde tekrar hayata dönüyor ve her öldürülüşü onun gücünü daha da artırıyor. İşte bu zat da böyledir. Özellikle en eski hareket olması hasebiyle Mısır’daki cihad hareketi çok ağır şartlardan her geçtiğinde bu zat hariç akranlarının birçoğu uzleti veya diyalog yolunu tercih etmişlerdir. Her merhale bir öncekinden çok daha ağır olmasına rağmen düşmanları veya arkadaşları yolun burada bittiğini zannederken o yepyeni bir yapıyla tekrar dönüyor ve düşmanına karşı daha ağır çarpışıp ve daha güçlü hücum ediyor. İşte bu özel ilahi vergi olan tertemiz hikmetin özelliğidir.

– Hikmet, şehvetin esaretinden kurtulmak ve zühttür. Zühd ise, ancak iktidar ve nefse sahip çıkıp arzularına engel olmakla olur. Doktor, bunu güzeliyle ve acısıyla şahsında kuşatmış olup, kâfirlerin mütedeyyinler hakkında iddia ettiği gibi acziyetten kaynaklanmamaktadır. Aksine bu, insanın Allah’ın kulu olduğu, ona, bu dinin dünyaya ve insanlığa yüklemiş olduğu önemli sorunları kendine dert edinmesi gerektiği ve yine bu sorumlulukları canı, ailesi ve malı hususunda başına gelecek sonuçlara bakmaksızın sadakatle yüklenmesi gerektiği inancından kaynaklanmaktadır. İşte bu şahsiyet, bunların hepsini sahip olduğu inancından ve bunun hak olduğuna dair kanaatinden kaynaklanarak takdim etmiştir.

– Doktor, birkaç vesileyle kendisinin Üstad Şehid Seyyid Kutub’un yazdıklarının ürünü olduğunu belirtmiştir. Aslında Seyyid’in yazdıklarını okuyan, ondaki yitmişliği, tutkunluğu, doğruluğu ve kuvveti görürdü. Onun dediğine göre şiir daima fıkhî temellere oturtulmaya muhtaçtır. Hiç şüphesiz Seyyid, Kuran nassının önünde oturmuş heyecanlarını yazmakta ve onun yazdıkları ilahi nurun karşısındaki tertemiz aynanın yansıttığı duygulardır. Böylece okuyucu tutukluyor ancak Selef’ten miras olarak kalan akidevi konular ve fıkhi hitap hususunda noksanlık vardır. İşte bu noktada İbni Teymiye ve Muhammed bin Abdulvehhab’ın (Allah ikisine de rahmet etsin) ve onların yazdıklarıyla aynı minvalde dolaşanların eserleri bu boşluğu doldurmak için devreye girmektedirler. Böylece Selefi ekolun erkânından kalma fıkhi ve akidevi temellere ve derinliğe dayandırarak Seyyid Kutub’un eserlerindeki halka birçoğunun yanında tamamlanmış oldu. O, bu düşüncelerin harika ve sapasağlam meyvesidir ki biz bunu her iki payandadan birinin üzerine bina edenlerde çok üstün ve kâmil manada gördük. Doktor, bu her iki özelliği kendinde toplamada ve her iki alanda da şahsiyetin kemalinin zirvesindedir.

– Yüceliği zuhur eden her düşünce, mucit bir aklın ve bilgeli bir iradenin otoritesi altına girmediği müddetçe donuk kalmaya devam edecektir. Birçoğuna göre Cihad, hutbelerinde lisana ve düşlerin emellerine canlılık katan güzel bir şiardan başka bir şey değildir. Bu kimseler, Cihadın vakıasındaki acıları, zorlukları ve sabrı kabul etmedikleri gibi ayıplarlar. Onlar, güzel bir hayal kurarlar ama bu hayalin vakıalarına inmesine razı olmazlar. Onlardan, operasyonun çizgilerinden bir çizginin dahi gerçekleştirilmesi talep edildiğinde bu konudaki sorumluluğu (hiç gerçekleşmeyecek bir hayal gibi)  hemen ümmetin veya (kendileri cihad etmeye başkalarından daha önceliğe sahip oldukları halde) yöneticilerin üzerine atarlar. Gerçekten Doktor, her zaman ümmetin yaşadığı bu öldürücü şizofreniyi ıslah etmek için çalışıyordu. O, cihad düşünün her aşamadan türeyen ölüm ve gibi her türlü engellere meydan okuyarak gençlerin yaşadığı bir vakıa olması için çalışması Doktorun hikmetinin göstergesidir. Bunun bir sonucu olarak birçoğu bunlara göğüs gerdi. Diğer bazıları da, bunun pratik bir metoda dayanmayan birbirine zıt pozisyonlardan müteşekkil olduğu görüşünü benimsemiştir. Onların bu sözü, hayat hakkındaki metotsal yetersizliklerinden ve onlardan sonrakilerin de ve biyografiye önem vermelerinden kaynaklanmaktadır. Çünkü onlar, eylemlerin akide olduğunu zannetmekte ve bu eylemlerin hayatın birbirine girmiş çizgilerden meydana gelen hayat olduğunu da anlamamışlardır. Bu çizgilerden bazısı başka zaman arka sırdayken bugün en önde, bazısı da başka bir gün en öndeyken bugün arka taraftadır. İşte burada içine iki tarafın da karıştığı pratik hikmet zuhur ediyor:

1- Gözden düşürmek ve yerle bir edip yıkmak için her küçük hatayı izleyip şişirmeye çalışarak sürekli eleştirmek için var olan kıskanç düşman… Hikmet sahibi bir kimse, hesaplamalarında bunu umursamaz. Onlar ise, tevhidi iddialardan arındırmayı isteyen temiz ve samimi bir kimsenin rolünde veya İslamî eylemlerde tükenmişliği arzulayarak İslam’ın merkezine paralel bir yerde dururlar. Hakim bir kimse ise, böylelerinin hareketten çok uzak olduğunu hatta sadece sözde fenomen olduklarını çok iyi bilir.

2- Hareket ve Akide’yi ayırt edemeyen cahil bir kimse… Oysa akide, maslahatların ve fetvaların değişmesini sağlayan yükümlülüklerin müdahil olmadığı düşünce halidir. Hareket ise, bu konuda tam ters noktadır. Yani o, maslahatların bazen müdahil olduğu bazen de çeliştiği ve yükümlülüklerin çıktığı gibi bazen de içine sirayet ettiği bir vakıadır. İşte bu selefin bazısının, “zaman ve mekânın değişmesiyle fetva değişir” şeklinde belirttiği kaidedir. İşte bu ayırımı yapamayacak cahiller, akılları bunu anlamayacak kadar küçük ve anlayışları bunu kavramayacak kadar kıttır. Maalesef onlar, cihadî akımın içinde hasta ruhlular olup, onlara bu kaideler anlatılsa felsefe zannederler ve bunun, maalesef geçmişte fakihlerden sonra bu fıkıhla amel edenlerin melekesi iken bugün sadece terimler ilmi olan Usul-u Fıkh’ın önemli meselelerinden olduğunu bilmezler.

Doktorun Seyyid Kutub’un yazdıklarıyla etkilendiği gençlik dönemi, kendisi gibi gençlerle eylem planlamak için buluşması, Enver Sedat’ın ölümünden sonra mücahidlerin saffında fitne, imtihan ve diyalog aşaması gibi aşamalar yaşamıştır. Yine cihad etmek için Afganistan’a gitmesi, orda örgütün içinde yaşadığı fitne ve bunun akabinde dağılmalar ve bölünmelerin olduğu aşama, ağır şartlar altında tekrar sıkıntılı inşa dönemi, Taliban hükümeti gölgesinde Şeyh Usame bin Ladin’le buluşması ve Amerika’yla savaş aşamaları gibi… Doktora cihad eden İslami Hareketin içinde Hikmet makamını kazanmasını sağlayan olaylar ve sonuçlarla ve tecrübelerle dolup taşmış birçok merhaleden oluşan pratik dönemler yaşamıştır. Gençler ve onun deneyimine ve hikmetine ne kadar da muhtaçtır!

Allah, Doktoru korusun ve Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in azametli ümmeti için azık kılsın!

Diyalog

Şeyh: Ey genç, inanıyorum ki bu içinde özel bir hayatın olduğu yapraktır.

Genç: Evet, ey şeyhimiz. Doktor benim de kanaatimce böyledir. Doğru söyledin, fakat onun hakkında yazılan “Zevahiri, tanıdığım gibi..” eser üzerine ne dersin? Şeyhim, bu esere iki açıdan değinmek gerekir.

– Nedir onlar?

– Birincisi, kitabın yazılmasını sağlayan neden ve başlığıyla alakalıdır. İkincisi ise, ondaki bazı aşamalarla ilgilidir.

-Birincisini açıkla da sende ne varmış görelim.

– Ey Şeyhim bilindiği gibi, İslam merkezinde İslam için çalışan onunla içselleşmiş bir şahıs hakkında bir eser daha önce yazılmamıştı. Ancak bu zatı kapsamlı bir şekilde tanımak, onun hayatındaki hikmeti ve bilgeliği ortaya koymak için yaptığı bu çalışma hariç. O, o zamanlarda her şekliyle tağutlarla büyük bir çatışma içerisindeydi ve o avukat yazdığı bu eserle tağutlara hizmet etmek için bu eseri kaleme aldı. Ben her ne kadar hem yazarın hem de kitaba takdim yazanın – ki ikisi de avukattı – Doktorun şahsına zarar veremeyecek kadar küçük olduklarına inansam da, böyle insanların boynuzları çok zayıf ve cılızdır. Fakat bu kitap, aksi durumda bilinen bir zattan ilmi bir çalışmadan uzak bir şekilde intikam alma gayesiyle yazılmış anormal bir hale ve hastalıklı bir kimliğe sahiptir.

Bu, kitabın başlığı ve içeriğinin İslami yapıyla uyuşmayan anormal halidir. Kitabın yazılmasını sağlayan etken, Doktor, avukat hakkında işin başında adlandırdıkları gibi Mısır İslamî Cemaat arasında iddia edilen ateşkesin vaftiz babası demişti. Daha sonra da bu sorumluluğu üzerlerinden atmışlardı. Doktor “Peygamberin (Saallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Sancağı Altında” adlı eserinde bu avukatın rolüne değinmişti. Bunun üzerine avukat, hemen iddiaları sahibine iade babında bir risale yazarak Doktoru yaralayacağını zannediyordu. Daha sonra da kitaba takdim yazan gelir kinlerini daha da artırmak için rezaletlerini yükseltir. Bu onların söyledikleri ey Şeyhim.

– Görüyorum ki çok ağır ibareler kullanıyorsun, daha yumuşak bir şekilde kitabın eksi yönlerini anlat.

– Risaleyi yazan şahıs, Doktor hakkında asılsız şeyler iddia ediyordu. Onu bazı olayları yorumlaması laiklerin yorumlarına benzemektedir. Doktorun Afganistan’a yolculuğunu ve rejimlerle olan çatışmayı körüklemesini mahkemede kardeşlerine karşı tanıklık yapmasından sonra türeyen psikolojik rahatsızlık şeklinde yorumlamıştır. Bu, şeytani bir analiz olup bunu (hadisenin doğruluğunu zanneden ve içerdiği hakikatleri göz ardı eden) İslam’ı ve ondaki tövbe meselesini hiç bilmeyen biri söyler. Çünkü Müslüman, bu laik bilginde var olan reddiyelerden tövbesi sayesinde korunarak merhamet olunmuştur. Çünkü böyle bir analiz, ne geçmişte ne de çağdaş İslami ortamlarda bulunamayacak bir şeydir. Ancak avukat, bununla yüksek bir yerden atlamayı istemiştir fakat kafası üzerine yere çakılmıştır. Daha sonra avukatın (ki analist olmuştur!…) bu hastalıklı kişiliğinin varlığını, Doktor hakkındaki “kahramanlık rolünden asistan rolüne” dönüşmesi şeklindeki ibaresi daha da perçinleştirmektedir. Aslında bu şahıs iki şeyden etkilenmiştir: ya –kahraman, asistan ve yarımcı asistan- kavramlarının yaygınlaştığı film eleştirisi havasında okumasından ya da hastadır ve hastalığı yüzünden başkaları hakkında beyanatta bulunuyor. Her ikisi de faciadır. Peki ya Doktor, kahraman mı veya asistan mıdır? Doktor hep olduğu gibidir. Allah’a hamdolsun ki İslami aktivitelerde böyle kavramlar yoktur. Doktor, kendisini şuanda İslam gençliğinin zihninde olduğu gibi her türlü doğallığa sahip bir asker olarak kabul etmiştir.

– Gencin sözlerini duyduğunda şeyhin yüzüne gülücükler yayılıyordu. Genç cümlesini her bitirdiğinde şeyh şöyle derdi; sertliğiyle beraber sözlerinin doğruluk payı vardır, eğer ibarelerindeki sertliği bir kenara bırakıp daha mutedil bir eleştiri yaparsan insanlar sözlerini kabul ederdi. Korkarım ki yarın büyüdüğünde bu sözlerinin bu sertliğinden dolayı özür dilemek zorunda kalabilirsin.

– Genç şöyle cevap verdi: sözlerimin doğru olması benim için yeterlidir. Bir de insanların bu avukatı bundan daha fazlasını hak ettiğini ve onun bu kitabı yazmasındaki gayesi Doktorun sırtından geçinerek zindanın dışında kalmasını sağlayacak vergiyi ödemek olduğunu bilmesi benim için önemlidir.

– Bu, ilim ve eleştiriyle alakası olmayan ceza gerektiren bir mesele olup beni ilgilendirmemektedir. Ben kendimi ilim ve eleştiriye soyutladım. Sen onu dilediğin gibi cezalandır, çünkü zaten sen onu cezalandıracak ve yaralayacaksın. Fakat bunları bırakalım da senin Doktor hakkındaki görüşüne dönelim. Sanki sen, ona büyük bir sorumluluk yüklüyorsun, öyle değil mi?

– Evet, öyledir Şeyhim. Çünkü Doktorun sırtında çok büyük bir emanet vardır, o da sahip olduğu bu pratik hikmeti cihad gençliği için kayda alması gerekiyor.

– Doktor Eymen, bunun bir kısmını “Peygamberin Sancağı Altında” adlı eserinde tebliğ ettiğini zannediyor musun?

– Sizinle açık konuşacağım ey Şeyhim. Bu kitabı okuduktan sonra şok oldum. Çünkü o, tanıdığım Doktora ve kapasitesine layık olmayacak kadar her yönden çok zayıf kalmıştır. Beni ikna edecek mazeret bulsanız da ben kaleme alınması ve kaynaklarının azlığı vs. hususlarda zayıflığını ortaya koyan birçok kusur bulurum. Fakat ümmetin hakkı onu bu sorumluluktan muaf tutmayacak aksine onun boynunda bir sorumluluk olarak kalmaya devam edecektir.

– Peki öyleyse, o zaman Doktor bu sorumluluğun bir kısmını senin istediğin gibi nasıl üzerinden atabilir ey yaramaz genç?!

– Ey kerem sahibi Şeyhim, ben yazmanın zorluğunu ve yoruculuğunu ve Doktorun konumunu da biliyorum. Bugün birçok kimsenin de yaptığı bir metot vardır ve oldukça başarılı, pratik ve arzu edilen faydayı da sağlıyor. Bu şöyledir, bazı uzman ve tecrübeli kardeşler Doktora sormak için birkaç tane soru sorar ve Doktor da kendi sesiyle bu sorulara cevap verir. Bu da zarurete, ihtiyaca ve konulara göre ya otuz saat, ya elli veya da yüz saat süreliğine kaydedilecek uzunlukta olur. Daha sonra da bu kayıtlar yazıya dökülür, benzer konular bir araya toplanır ve bunların toplamında bir özet meydana getirilir. Sonra da tashih edilmek üzere sahibine müracaat etmesi için verilir ki bunun akabinde seri bir şekilde ansiklopedik harika bir eser yayınlanmış olur.

– Bu yeni metodu benim gibi eskiler kabul etmez.

– Ey Şeyhim, daha önce bilginin sizin ve metodun benim olduğunu belirterek bana bu hakkı verdiniz. İnanıyorum ki bu Şeyhlerimizin ve bilgelerimizin aktif olmalarını gerçekleştirir. Çünkü onlardan birçoğu, bundan önce zamanın yetersizliğinden ve yazmak için gerekli uzun gayretin olmayışından dolayı , hikmeti ve görüşlerini yazmaktan uzak durmuşlardır. Onlar, zihinlerinde birçok proje olmasına rağmen, bu projelerin uzun soluklu olmasından dolayı sürekli zihinlerde kalmaya devam edecek ve göründüğü kadarıyla ilerde de gerçekleşmeyecektir.

– Ey genç, sanki sen bizim eski sikke olmamızı istiyorsun.

– Aksine siz bir madensiniz. Fakat izin verin de sizin için yeni bir formülasyon gerçekleştirelim ey Şeyhimiz! –Genç bunu söylerken gülüyordu-

– Başka bir mesele daha var ki o da şudur; Seyyid Kutub (Allah ona rahmet etsin) hakkındaki konuşmanda ve okuyucunun şahsında bıraktığı harika etki ve idrak ve kişisel strüktürün tamamlanmasında muhtaç olduğu şuura değindin… Peki, bu sözüne bir tecrübeyle delil getirmez misin?

– Sen de bilirsin ki ey Şeyhim, Seyyid ayrımcılık ve duygusal izolasyon gibi genel ibareler ve büyük başlıklar kullanmaktadır. Bunun üzerine birileri de gelip bütün soyutlanmışlığı ve genelliğiyle bu metinlerden pratik bir fıkıh elde etmek için ele alır ve senin de gördüğün gibi şu iki neticeye varır:

Ya çerçeveden bütünsel yabancılaşmaya veya kısmi yabancılaşmaya geçer ve bunların da hayat hakkındaki fıkıhlarının gerçekleşmesinin zorluğundan, yaratılış kanunlarının dışına çıkmasından ve hikmete muhalefet etmesinden dolayı ya unutulduklarını veya inzivaya çekildiklerini görürüz.

Diğer bir grup da taşımış oldukları büyük arzuları onları peşlerinden sürüklemektedir. Onlar, Şehid Seyyid Kutub’un pratik deneyimler sonrasında ortaya atmış olduğu bu başlıkların sınırlı olduğuna ve bunların hiçbir zaman şeri istekleri ve gereksinimleri gerçekleştirmeye uygun olamayacağına inanıyorlardı. Bu sebeple de bunları eleştirmeye başladılar. Bana göre her iki sınıf da hatalıdır. Çünkü Seyyid, hiçbir zaman eylem ve şubelerini lakayt bir şekilde fırlatıp savurmaz aksine kitaplarını sadece iki mesele içerisinde derleyip toplar:

Birincisi: Dâhili tasavvuru sis ve farklı karışıklıklardan soyutlamak ve bu da bilimsel ve hayali bir yapıdır.

İkincisi: Bu dine yüce güveni gerçekleştirmeye bağlı ve onun dışındakilerden arınmış kişisel bir yapı oluşturmakla ve zenginliğin ve izzetin imanla olduğunu bu kimliğe dikte etmektir. Hiç şüphesiz bu çok yüce ve büyük bir şeydir. Fakat Seyyid, buna değinmemiştir, aslında niçin onun “eylem” olduğunu iddia edebilir ve bu nasıl olur? Bu mesele Sünnet’te ve Siyer’de açıklanmış olup Seyyid’in bu konuda yeterli çalışmaları yoktur. Fi Zilal adlı eserinde bundan dolaylı bir şekilde bahsetmiş, fakat herhangi bir projenin yapı taşlarını oluşturan alfabesini anlatacak düzeyde değildir. İşte burada bu önemli roldeki boşluğu doldurmaları için fakih, müfekkir ve siyasetçinin rolü ortaya çıkmaktadır. İşte bunun için kendilerine herhangi bir organizasyondaki bir amelin projesini veya güncel meselelerden herhangi bir tanesine takdim etmesi için bazılarının Seyyid’e gelmelerine çok şaşırıyorum. Tabii ki bu, Fi Zilal’de bazı fıkhi tercihler yer almakla beraberdir. Fakat ben, Seyyid’in, tefsir hakkında tercihler yapabileceğini kabul etmekle beraber fıkhi tercihleri yapabilecek düzeye ulaştığına inanmıyorum. Ancak Seyyid’i sevmemiz, onun her dediğinin karşısında gözlerimizi kamaşacak duruma koymamalıdır. Allah ona rahmet etsin ve mükâfatını bol versin.

– Doktor Eymen’den sonra portresini göreceğimiz bu yeni kişi kimdir?

– Bana birini belirlememi mi istiyorsun ey Şeyhim?

– Şam Suriye’sinde cihad eden İslam Hareketin yiğitlerinden birine değinseydin ya?

– Emrin başım gözüm üstüne ey Şeyhim! Hadid ile başlayayım mı?

– Ne güzel bir seçim yaptın, onun portresinde buluşmak üzere? Bakalım ne anlatacaksın?!

 

Bu makale Abdullah Demir tarafından Fetih Medya için tercüme edilmiştir. Kaynak göstermek şartıyla yayınlanabilir. 

Gereksizse Sil

Bir Yorum Yazın