BAŞARILI DARBEDEN BAŞARISIZ DARBEYE

Yazar: Musa Yıldız - Yazının Tarihi: 11 Kasım 2018 | 3 Rebiülevvel 1440 Pazar 07:21

Şimdi sizinle iki zihniyeti, o zihniyetlerin muayyen pratiklerini ve söz konusu olacak zihniyetler üzerinden basit bir çıkarım yapmak istiyorum.

Öncelikli olarak öyle bir zihniyet düşünün ki pratikleriyle; bir toplumun yüzyıllardır sahip olduğu siyasal, sosyal ve kültürel birikimini çöpe atmaya kalkışsın ve bunda bir anlamda başarı elde etsin.

Mesela o zihniyetin pratikleri şu şekilde olsun:

– Müslümanların sahip olduğu 600 yıllık hilâfet devletine son verip yerine din ve devlet işlerini birbirinden ayıran sistemini getirip Cumhuriyeti ilan etsin.
– Bu zihniyet egemen olduğu toplumun dinini aşağılayıp, bu dinin işlev gördüğü kurum ve kuruluşlara savaş açsın. Yani medreseleri, camiileri vs. ve ibadet merkezlerini yakıp yıkıp ortadan kaldırsın.
– Bu zihniyet, egemen olduğu toplumun dilinin fonksiyonlarını değiştirerek , siyasal ve kültürel birikimine yapsın.
– Savaş açtığı dinin din önderlerini, aydınlarını, yazarlarını ve o dinin müntesiplerini tutuklatıp idam etsin.
– Egemen olduğu toplumun dilini ve ırkını inkar etsin. Ve kendisini, o toplumun yaşam biçimini, giyim ve kuşamını değiştirebilecek yetkide görsün.
– Mesela Müslümanların ezanını Arapçadan Türkçeye çevirsin. İbadetlerin fonksiyonlarını değiştirmeye kalkışsın. Buna karşı çıkanları irticacı olarak ilan edip cezalandırsın.
– Egemen olduğu toplumun dinini tahrip etmekle kalmayıp aynı zamanda tahrif de etsin. Ve o tahrif zamanla o toplumun zihninde kendi dininin gerçekliği halini alsın.
– “Türkçe konuş çok konuş” diyerek başka halkların ırkını inkar etsin ve kendini en üstün ırk olarak görsün. Kendi dili dışında yazılan bütün kitapları, söylenen bütün ezgileri, anlatılan bütün masal ve hikayeleri yasaklasın.
– Mesela “andımız” gibi bir metin yazdırıp onu her gün eğitim merkezlerinde okutsun.

Sonra da ABD Büyük Elçisi bu zihniyetin pratiklerini olumlu bularak takdirle karşılasın!

Şimdi de ayrı olarak öyle bir zihniyet düşünün ki:

– Müslüman olduğunu iddia etsin ve İslam dinini kendi düşünceleri ile tahrif etsin. Mesela Kelime-i Şahadetteki “Muhammedun Resulullah”(Muhammed ’ın elçisidir) bölümünün zorunlu olmadığını iddia etsin.
– Bu zihniyet Müslüman olduğunu iddia etsin ama Hristiyanların Papa’sına “İslam’ın yanlış anlaşıldığını söyleyerek amacının üç büyük din inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik inşa etmek” olduğunu ifade eden bir mektup yazsın.
– “Dinler Arası Diyalog” adı altında Hristiyan ve Yahudilerin de cennete gideceğini iddia eden bir proje üzerinde çalışmalarını sürdürsün.
– Bu zihniyet ABD ve diğer dış günler ile bir olup yönetime darbe girişiminde bulunsun, ve darbe sürecinde yüzlerce masum insan hayatını kaybedip yüzlercesi de yaralansın.
– Hem akidevi olarak hem de siyasi olarak her anlamda savaş halinde olsun.

Darbe başarısız olduktan sonra da, bu zihniyetin önderi rahat bir şekilde ABD’de hayatına devam etsin!

Peki bunlar hangi zihniyetler?

Evet, değerli okuyucular bence de aynı şeyi düşünüyoruz. Birinci zihniyetin adı “Kemalizm”, ikinci zihniyetin adı ise “Fetöizm”dir. Bizler olarak bu iki zihniyeti çok iyi tanıyoruz.

Sizinle söz konusu zihniyetleri, tafsilâtlı bir şekilde konuşma gereği duymuyorum zira her iki zihniyet de malumunuzdur fakat dikkatleri bir yönü ile bir tarafa çekmek istiyorum:

Sizce bu iki zihniyetten hangisi diğerinden daha zararlı, daha acımasız ve daha zalim?

Bu soruyu bir zihniyeti meşrulaştırmak veya pratiklerini basite indirgemek amacıyla sormuyorum. Zaten öyle anlaşılmasını gerektirecek bir geçmişimiz de yok hamdolsun. Bizler akidemizi, zamana ve şartlara göre şekillendirmiyoruz. Akidemiz, zaman ve mekana göre değişiklik arz edecek basitlikte değildir.

Evet soruyorum: Sizce bu iki zihniyetten hangisi diğerinden daha zararlı, daha acımasız ve daha zalim?

Bence benimle aynı görüştesiniz; elbette ki birinci zihniyet, her anlamda ikinci zihniyetten daha zararlı, daha acımasız ve daha zalimdir. Peki neden Fetö örgütünü eleştirerek ettiğimiz kadar, Kemalizm’i ve pratiklerini konuşup etmiyoruz? Konuşanlar konuşuyor fakat konuşmayanlar neden konuşmuyor?

Fetö terör örgütüne üye olanların hepsi tutuklanıp içeri atılıyor ama Kemalizm’e karşı hiç bir yaptırım söz konusu olmuyor. Elbette yaptırım söz konusu olamaz çünkü ülkenin sistemi bizzat bu ideolojiye göre işlev görüyor.

Bırakın bu zihniyete karşı tavır ortaya koymayı, tam tersi bu ideolojinin önderi toplumda kahraman olarak itibar görmektedir. Allah’a, Resulüne ve dinine savaş açmış olan bu ideoloji, eğitim adı altında okullarda çocuklarımıza enjekte ediliyor.

Mesela bugün() Edirne’de 21 yaşındaki E.Ş., “Atatürk ilah değildir” dedi, “Atatürk’e hakaret” suçlamasıyla gözaltına alındı! Peki neden göz altına alınıyor? Atatürk ilah olduğu için mi göz altına alınıyor yoksa olmadığı için mi? Anlamış değiliz!

Fetö terör örgütü üyesi olduğu için bir çok kişinin görevine son veriliyor. Tamam bu anlaşılır fakat neden heykellerin ve Kemalizm’in özel günlerinde saygı duruşuna durmayalar sistem tarafından dışlanıp, etiket sahibi ise etiketinden, görevinden oluyor? Neden Kemalizm’in çarkında dönmek istemeyen etiket sahibi insanların görevine son veriliyor? Bugün saygı duruşuna durmadı diye neden bir öğretmenin görevine son verdiniz? Vicdan sahipleri bu soruların cevabını versin lütfen….

Bakınız PKK’yı konuştuğumuz kadar, Fetö’yü konuştuğumuz kadar bu ülkede Kemalizm’i konuşup işlevsiz kalması gerektiğini dile getirirsek; bir çok sorunumuz çözüme ulaşacaktır.

Her zülüm kendi isyancısını veya kıyamcısını doğurur. Şeyh Said, despot bir yönetimin doğurduğu kahraman kıyamcısıydı. PKK, despot bir yönetimin doğurduğu “celladına benzeyen” bir isyancısıydı. Yani sorunlar temelden çözüme kavuşturulmalıdır. Böylece Fetö de biter PKK’da biter.

Fetö ve PKK terör örgütlerini konuştuğumuz kadar Kemalizm’i de konuşalım. Çünkü onun pratikleri, bu iki terör örgütünün pratiğinden çok daha berbat. PKK’nın 40 yılda öldürdüğü masum insanı, döneminin despot Kemalist rejimi Dersim’de(Tunceli’de) bir günde öldürmüştür. Kim daha zalim! Zamanının despot mi yoksa kendi muhalefetini kendisi oluşturmuş olan despot yönetimin kuklası PKK mı?

Ben PKK ve Fetö’ye, Kemalizm’den daha fazla nefret besleyenlerin samimiyetinden kuşku duyuyorum. Üç zihniyette zulüm ve zalimlik anlamında aynı kefede ama sizin vicdanlarınız olması gereken samimiyette değil!

Samimî olduğumuzu düşünüyor ve bu anlamda bir çok sorunumuzu çözüme kavuşturmak istiyorsak; mezkûr bakış açısını görmezden gelemeyiz.

Musa Yıldız

Bir Yorum Yazın