Bağdadi’nin Türkiye’yi tehdit ettiği son ses kaydının tam metni

Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 5 Kasım 2016

Musul’dan DAEŞ’i çıkarma operasyonu devam ederken, örgütün lideri Ebubekir el Bağdadi’nin bir ses kaydı yayınlandı. “Türkiye dinsizlerle işbirliği yapıyor” diyen Bağdadi, militanlarına Türkiye’ye saldırı çağrısı yaptı.

DAEŞ örgütünün medya kanalı el Hayat Medya Bağdadi’nin konuşmasını tam metin olarak yayınladı. Bağdadi konuşmasında özellikle Suudi Arabistan ve Türkiye’ye militanlarına hedef gösteriyor:

Ebu Bekir El-Bağdadi’nin Bu, Allah’ın ve Resulünün Bize Vaad Ettiğidir” Başlıklı Konuşması:

Tarih: 03.11.2016 M – 03.02.1438 H

Hamd, Allah’a mahsustur. O’na hamdediyor, O’ndan yardım istiyor ve O’na istiğfar ediyoruz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden Allah’a sığınırız. Allah kimi hidayete erdirirse onu saptıracak yoktur, kimi de saptırırsa onu doğru yola iletecek yoktur. Şehadet ederim ki; Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir. O’nun bir ortağı yoktur ve şehadet ederim ki; Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve elçisidir.

Ve sonra;

Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Mü’minler, düşman birliklerini görünce, ‘İşte bu, Allah’ın ve Resulünün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resulü doğru söylemişlerdir’ dediler. Bu, onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı.” [Ahzab, 22]

Doğrudur! Muhakkak ki o, Allah’ın vaad ettiği vaadi ve doğru olan haberidir. İşte bugün küfür âlemi toplandılar ve çağrıda bulundular. Koalisyon kurup toplandılar. Tüm tuzaklarını toplayıp bir araya geldiler. Tuzakları, ortakları, müttefikleri ve dostları İslam’a ve ehline karşı savaşmak içindir. Mü’minlere ve dinlerine karşı; gerek kara,  gerek hava ve gerekse de tüm denizdeki savaş aletleri ve askeri teçhizatlarından güç yetirdikleri şeylerle ellerinden geldiği kadar tuzaklar kurdular.

Tüm bunları, Allah’ın nurunu hızlı bir şekilde söndürmek ve yeryüzünde Allah’ın dinine ve yoluna düşmanlıklarından ötürü yapmaktadırlar. Ayrıca tüm bunları, İslam ve sünnet ehline, hilafetlerinin, güçlerinin ve önceden olduğu gibi onlara temkinin ve kuvvetin geri dönmesinden korkup dehşete kapıldıkları için yapmaktadırlar. İslam Devleti’nin bugün girdiği bu alevli çarpışma, kuşatıcı savaş ve büyük cihad, Allah’ın izniyle ancak bize sabit bir iman ve kökleşmiş bir yakin katmaktadır. Tüm bunlar, Allah azze ve cellenin kullarına vaad ettiği güçlü bir zaferin mukaddimesinden ve apaçık fetihler öncesi harikulade olaylardan başka bir şey değildir. Bizler, Allah’ın kitabına ve bu ümmetin düşmanlarıyla yaptıkları uzun cihadların tarihine baktık ve düşmanlarımızın helak ve yok olmalarının yakın olduğunu ifade eden apaçık ayetler gördük. Ve bu da Allah’a, Resulüne ve dinine karşı savaşa başladıkları, bunu ilan ettikleri, kullarına ve dostlarına eziyet ettikleri ve Allah’ın dilediği kullarını varis kıldığı topraklarından onları çıkarmaya çalıştıkları gündür.

Allah Tebareke ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Seni o yerden (Mekke’den) sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı.” [İsra, 76]

Zaferimizin başlangıcı, en şereflisi ve en büyüğü; düşmanlarımızın üzerinde oldukları şeyin doruk noktası olan toplanma, gruplaşma, kibirlenme ve çokluklarıdır. İşte orada Allah azze ve celle kullarını savunacaktır. Kuvvetinin, izzetinin ve kudretinin eseri onların üzerine inecektir.

Allahu Teâla şöyle buyurdu: “Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. Dedi ki, ‘Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur. Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler. Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz.’ Böylelikle biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık. İşte böyle yaptık ve onlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık. Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular. İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa’nın adamları: ‘Gerçekten yakalandık’ dediler. Musa, ‘Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir’ dedi. Bunun üzerine Musa’ya, ‘Asan ile denize vur’ diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi. Ötekileri de oraya yaklaştırdık. Musa’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. Sonra ötekilerini suda boğduk. Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi. Şüphesiz ki; senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Şuara, 53-68]

Ve Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle dedi: “Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu ve günahkârlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir. [Yusuf, 110]

Ey Allah’ın kulları! Müslümanların cemaati, imanı için insanların karşısına çıkıp onlarla mücadeleye hazırlanmadıkça ve batıl ehlinin tüm kuvvetleriyle karşılaşmadıkça Müslümanların cemaatindeki iman olgunluğa erişmez. Müslümanların cemaati, bu cihad ve bu mücadelede imtihan tokmakları ve eziyet acısı için ortaya çıkar ve hezimet ve zafer üzere buna sabreder. Öyle ki; ona korku ve sarsıntı isabet eder. Daha sonra Allah’ın izniyle sabit kalır kuşkulanmaz, istikamet üzere kalır geriye dönmez ve raşid imanının yolunda ilerler. Eğer bu kâfir topluluk ve bu cihad olmamış olsaydı, iman artmayacak bilakis zayıflayacaktı. Kalpler ıslah olmayacak bilakis fesada uğrayacaktı. Aynı şekilde nefislerin bozulduğunu, gayretlerin gevşediğini ve imanın solduğunu görecektik. Rahatlıkla imtihan olunduğumuzda durum böyle olur. “Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.” [Bakara, 251]

Yahudi, Hıristiyan, Rafızi, ateist, mürted ve Allah’ın düşmanı tüm küfür ümmetleri; Ninova’nın hilafet gölgesi altında Müslümanların üslerinden bir üs, fenerlerinden bir fener olduğunu görünce, mallarını, medyalarını, askerlerini ve mühimmatlarını Ninova vilayetindeki Müslüman ve mücahidlerle savaşmak için hazırladılar. Müslümanların orada emin ve izzetlice yaşamaları onların uykularını kaçırdı. Orada, insanlar için İslam’ın hükümlerinin yaşandığı bir örneğin oluşması onları yordu ve bitirdi. Orada insanlar, İslam’ı görüp yaşıyorlar, gölgesinde gölgelenip hayrından ve bereketinden nimetleniyorlar. İşte bu, onların en çok korktukları ve çekindikleri şeydir. Çünkü bu, İslam’ın nüfuzunun yayılmasının, alanının genişlemesinin ve insanların bu dine girmesinin yoludur.

Ey Ninova halkı ve özellikle ey Mücahidler!

Allah için Allah’ın dinine sahip çıkın! Düşmanlarınıza karşı cihadınızda ve savunmanızda sakın zayıflık göstermeyin! Çünkü bu zayıflık, İslam’ın bağlarını kırar ve Hakk’ın nurunu söndürür.

Ey Muhacir ve Ensar topluluğu!

Basiretiniz üzere yürüyün! Gayretiniz üzere şiddetli sıkıntılara sabrettiğiniz gibi sabredin! Bugün ve bugünden sonra sanki dağılmış saçlar toplandı, hayır ve adalet birleşti ve hak batılı defetti. İşlerde akıbet olarak sabır hayırlıdır. Allahu Teala şöyle buyurdu: “O topluluk yakında bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” [Kamer, 45] Ve şöyle buyurdu: “Siz güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu. Bu, mücrimler hoşlanmasa da Allah’ın hakkı ortaya çıkarması ve batılı ortadan kaldırması içindi.” [Enfal, 7-8]

Ey Hilafetin askerleri!

Amerika ve dostlarının uçaklarının karşısında durduğunuzda, yerin ve göğün hükümdarlığını elinde bulundurana tevekkül edin ve sabit kalın. Çünkü “Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın.” [Hud, 56]

Allah bize yeter ve o ne güzel vekildir, deyin. Bu, İbrahim’in ateşe atılırken söylediği sözlerdir. Muhammed s.a.v bu sözleri, insanlar O’na, “İnsanlar sizin aleyhinizde toplanmışlar, onlardan korkun” dediklerinde söyledi. Bilin ki; eğer gökyüzü yeryüzünün üstüne çakılıp birleşse bile Allah, her ikisinin arasında mü’minlerin teneffüs edecekleri bir yer açacaktır.

Ey Fedailer bölüğü! Ey İstişhadçılar kafilesi! Ey saldırı seriyyeleri! Ey güzellik ve ziyadesinin talipleri! Ey şehidlik talebeleri! Ey Rıdvan ve cennetlere koşanlar!

Allah’ın bereketi üzere yola koyulun. Muhakkak ki, savaş sizin savaşınızdır. Kâfirlerin gecelerini gündüze çevirin! Yurtlarını yıkıp yerle bir edin! Kanlarını nehir gibi akıtın! Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerin arkadaşlığıyla bu, en hayırlı nasip ve büyük kurtuluştur. Bunlar ne güzel arkadaştır. Her birinizin lisan-ı hali şu olsun; “Rabbim! Razı olman için acele ettim.” İslam ve Müslümanlardan ötürü Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın. Sizler, kâfirlere korkuyu tattırdınız. Burunlarını çamura batırdınız. Nefislerimizle size feda olalım… Allah’tan sonra en güzel destek ve dayanak oldunuz, en güzel kol ve takviye oldunuz ve olmaya da devam ediyorsunuz.

Ey Irak’taki ehlisünnet!

Her seferinde yine akletmeyecek misiniz? Zillet ve horluğu yuttunuz. Hatta bunu güdüp sizden önceki israiloğulları gibi sizde şaşırıp kaldınız. Rafızilerin sizi azabın en kötüsüne uğrattığını görmüyor musunuz? İslam Devleti ile savaş bahanesiyle yurtlarınıza saldırıyorlar. Daha sonra erkeklerinizi öldürmeden, kadınlarınızı ve zürriyetlerinizi bazen esir almadan, bazen de onları yurtlarından sürmeden yurtlarınızdan ayrılmıyorlar.

Irak’ın şehirlerinin ehlisünnetten boşaltıldığını görmüyor musunuz? Oraların, Allah’ın en rezil yaratıkları ve yere ayak basan en aşağılık mahluklarıyla yabanileştiğini görmüyor musunuz? Bayraklarına bakın, onlar sizinle savaşıyorlar! Şiarlarını dinleyin, onlar beldelerinizi kuşatıyorlar! Sizleri yurtlarınızdan çıkardıklarında yaptıklarını bir düşünün! Çağrılarını duyun! Onlar, Irak’tan Şam’a, Necid’ten Yemen’e kadar tüm ehlisünnetin topraklarına saldırı çağrısını haykırıyorlar.

Ey ehlisünnet!

Liderleriniz, tarihin tanıklık ettiği en düşük ve en alçak hıyanet şekliyle mıntıkalarda zulmetmektedirler. Davanızı sattılar ve işlerinizi ve topraklarınızı düşmanlarınıza teslim ettiler. İşte ateist kâfirler, kindar Nusayriler ve müşrik Rafıziler, pis ve batıni toplantılarında tüm âlemin görüp işittiği sahnelerde sizin mıntıkalarınızı paylaşıyorlar. İşte Halep… Kâfir ve Mecusi Rusların desteğiyle Nusayrilerin en şiddetli ve en büyük saldırısı oraya yöneldi. Bu saldırıyla, alternatif Nusayri varlığını ayakta tutmayı hedefliyorlar. Bunu da İslam Devleti ile savaşmakla meşgul olan ve destekçileri ve efendileri olan küfür devletlerinin maslahatı yolunda Allah’ın yeryüzündeki hükmünü izale etmek için çabalayan mürted sahavatın hainliği içerisinde yapmaktadırlar. Rumların planları bitmedi. Onların tuzakları, Muhammed s.a.v.’in yarımadasında bile akıp devam ediyor. Ve bunu da Rafızileri oraya musallat etmek için Al-i Selul hükümetinin beldeyi laikleştirmek, ehlini küfre düşürmek, rezilliği aralarında yaymak ve şeriat ve ehlinin görüntüsü sayılacak her şeyi kaldırmak için çalışmakta olduğu büyük bir ifsadın gölgesinde gerçekleştirmektedirler. Sadece bununla sınırlı kalmadılar. Bilakis onlar, İslam ve sünnet ehli ile Irak ve Şam’da savaşmak için küfür ümmetleriyle hakiki bir askeri ortaklığa katıldılar. Onlar her musibetin başı ve her rezilliğin sebebidirler.

Ey Cezira’nın yiğitleri ve sahabenin torunları!

Onlara saldırı üstüne saldırı düzenleyin! Allah’ın düşmanları sizin aşağınızdadır. Askerleri, polisleri ve emniyetleri sizin aşağınızdadır. Sihirbazları ve kalem sahipleri sizin aşağınızdadır. Emirleri, bakanları ve medya borazanları sizin aşağınızdadır. Peygamberinizin s.a.v vasiyetini hatırlayın! “Arap yarımadasında iki din toplanmaz”

Ey ehlisünnet!

Allah’tan sonra sizin İslam Devleti’nden başka bir şeyiniz kalmadı. Dininizi korumakta, çoğunluğunuzu muhafaza etmekte, gücünüzü sağlamlaştırmaktadır. Hilafet diyarında, ya izzetlice yaşamakta ya da hiçbir hakir ateist, pis Nusayri veya zelil Rafızinin onurunuza dokunmaya cüret edemediği bir şekilde şereflice ölmektesiniz.

Ey yeryüzünün doğusu ve batısındaki muvahhid Müslümanlar!

Küfür koalisyonlarıyla olan mücadele ve cihadımız sürecinde, Mürted ve laik Türkiye, alçakça ve sinsi davranarak iyice azdı. Bir boynuzunu uzatırken diğer boynuzunu gizliyor. Irak’ın kuzeyi ve Şam’ın etrafında kendi maslahatlarını ve beklentilerini gerçekleştirmek için çalışıyor. Daha sonra mücahidlerin savaşlarının alevlerini ve eylemlerinin ateşini yurduna ulaştırmasından korkarak geri adım atıyor. Daha sonra düşündü taşındı, ölçtü biçti ve baktı. Daha sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı ve kibirlendi. Mücahidlerin küfür ümmetleriyle meşguliyetini ve İslam topraklarını savunmalarını fırsat bilerek haçlılara dayanıp uçaklarının gölgesi altında bacaksız sırtlanlar gibi savaşımıza girdi. Cihadın aslanlarının ve tevhidin evlatlarının kendi topraklarına inemeyeceğinden emin olduğunu zan etti. Dikkat edin! Güvendiği yerden sakınana bela gelir.

Ey muvahhidler!

Artık bugün Türkiye, eylemlerinizin çerçevesine ve cihadınızın kapsamına girmiştir. Allah’tan yardım dileyin ve oraya saldırın! Güvenliğini korkuya, rahatlığını dehşete çevirin! Sonra orayı ateşli mücadelenizin mıntıkalarına katın.

Ey Şam topraklarındaki Hilafet askerleri!

İşte kâfir Türk askeri size doğru geldi. Onlardan her birinin kanı, değersizlikte ve alçaklıkta bir köpeğin kanı gibidir. Şiddetinizi ve sertliğinizi onlara gösterin! Gazabınızın ateşini onlara ulaştırın! Dininizin ve tevhidinizin intikamını şeytanların kardeşlerinden, mürtedlerin liderlerinden ve ateistlerin dostlarından alın! Onların şirki tevhidinize, nifakı imanınıza asla galebe çalamayacaktır. Muhakkak ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir. Bu, Allah ve Resulünün bize vaad ettiğidir.

Mürted kardeşler, haçlıların, hilafetle savaşlarında taşıdıkları zehirli mızrakların başı haline geldiler. Bu azgın fırkanın küfrü, sadece anayasalarında ve batıl yasamalarında Allah’a ortak koşmaları ve Allah’ın hükmünde O’nunla çekişmeleri ve küfür ümmetlerinin küfürleri üzere muvafakatları ile sınırlı değildir. Öyle ki; zındıklar ve batıniler gibi dini olmayan bir taife haline geldiler.

Hatta onlar, haçlıların İslam ve ehline karşı koalisyon birliklerinin güvenilir bir askeri kolu haline geldiler. Onlar yeryüzünde, onlardan uzak durmazlar. “Şeytanlara kardeş olanlara gelince, şeytanlar onları azgınlığın içine çekerler, sonra da bundan hiç geri durmazlar.” [A’raf, 202]

Irak, Şam, Libya, Tunus ve diğer ülkelere bakın! Onların küfür olan yasama ve kanunlara ortaklık eden birer müşrik olduklarını görürsün. Ayrıca onları; haçlı, Rafızi ve laik ateist askerlere dostluk gösteren, saflarında duran birer asker ve Allah’ın hükümlerini yeryüzünde ikame etmeye çalışan ve Allah yolunda gayret eden mücahidlerle mücadele eden birer savaşçı olduklarını görürsün. Onlar gerçekten şeytanın kardeşleridir. Haçlıların çalışan uşaklarıdırlar. Allah onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar.

İlgilinizi Çekebilir:  Hedefteki Kent: Tel Rıfat

Ey Allah yolundaki mücahidler!

Biliniz ki; sizler bugün, İslam’ın kalkanı ve aşılmaz kalesisiniz. Sakın ve sakın -Allah size rahmet etsin- İslam’a ve Müslümanlara sizin tarafınızdan bir halel gelmesin. Muhakkak ki; Allah’ın sünneti hiçbir kimseye imtiyaz tanımamaktadır. Allah tebareke ve Teâlâ nasıl yapacağınıza bakmak için sizi seçti ve sizi buna varis kıldı. O halde yardımını ve vaadini arzulamada Allah’a karşı takvayı ve itaati kullanın. Allah Teâlâ şöyle buyurdu. “Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.”[Enfal, 29] Masiyetinden ve emrine karşı gelmekten sakının! Çünkü bu, hepinizin üzerindeki vahim bir durumdur. Ben size mü’minlerin emiri Ömer bin Hattab’ın (r.a), Sa’d İbn-i Vakkas’a (r.a) ve onunla beraber olan askerlere vasiyetini zikredeceğim. Nitekim O, şöyle diyordu:

“Sana ve seninle beraber olan askerlere her durumda Allah’tan gereği gibi sakınmanızı emrediyorum. Çünkü takva, düşmana karşı en iyi hazırlık ve savaştaki en güçlü tuzaktır. Sana ve seninle beraber olanlara, masiyetlere karşı düşmanınızdan daha çok temkinli davranmanızı emrediyorum. Çünkü ordunun günahları düşmanlarından daha çok kendilerine korku verir. Müslümanlar, ancak düşmanlarının masiyetlerinden ötürü zafer kazanır. Şayet böyle olmasaydı onlara karşı bir gücümüz olmazdı. Çünkü bizim sayımız onların sayıları gibi değil ve mühimmatımız da onların mühimmatı gibi değildir. Şayet masiyetlerde onlarla eşit olsaydık güç bakımından üstünlük onlarda olurdu. Eğer üstünlüğümüzle onlara karşı zafer elde edemezsek gücümüzle onları mağlup edemeyiz. Biliniz ki; bu yolunuzda sizi muhafaza eden Allah’ın melekleri vardır. Sizin yapmakta olduklarınızı bilirler. Onlardan utanın! Sizler Allah yolunda iken, Allah’a karşı masiyet işlemeyin. Biz ne kadar da kötülük işlesek düşmanlarımız bizden daha şerlidir, o halde bize asla musallat olamazlar, demeyin! İsrailoğulları Allah’ı öfkelendirdiklerinde kâfir Mecusilerin üzerlerine musallat edildiği gibi nice kavimler vardır ki; onlara daha şerlileri musallat olmuştur. ‘Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir vaad idi.’ [İsra, 5]. Düşmanınıza karşı Allah’tan yardım dilediğiniz gibi, nefsinize karşı da Allah’tan yardım dileyin. Allah’tan bunu kendim ve sizin için diliyorum…” Ömer bin Hattab’ın (r.a) sözü burada bitiyor.

Ey Mücahidler!

Peygamberiniz (s.a.v) şöyle buyurdu: “Sizler Allah tarafından yardım görecek, ganimetlere sahip olacaksınız ve size fetihler verilecektir. Sizden her kim bu günlere ulaşırsa Allah’tan korksun ve marufu emredip kötülükten nehyetsin.”

İşte bugün Allahu Teâlâ sizleri bu mübarek topraklara varis kıldı. Ve onu koruma, savunma ve burada onun hükmünü ikame etmedeki sebat görevini de size yükledi. O halde bu topraklardan veya sınır hatlarından çekilmek suretiyle şeytanın ayağınızı kaydırmasından sakının. Bilakis sabredin, sabırda yarışın, sınır hatlarında nöbetleşin ve sebat edin. Allahu Teâlâ’nın sizi izzetlendirmesinden sonra zillete gitmeyin. Hayırlı olanı değersiz olanla değiştirmeyin. Yükselmenin ardından aşağı ve düşük mertebelere inmeyin. Biliniz ki; izzetinizle topraklarınızda kalmanızın bedeli, zilletinizle topraklarınızdan çekilmenizin bedelinden bin kat daha düşüktür.

Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: “De ki: ‘Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz; böyle olsa bile, pek az (bir zaman) dışında metalanıp yararlandırılmazsınız.’ ” [Ahzab, 16]

Allah Resulü s.a.v şöyle buyurdu; “Allah yolunda bir gece nöbet (ribat) beklemek bir ayı oruç ve ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır. Kim nöbette ölürse, dünyada yaptığı ameli ve rızkı devam eder. Kabir fitnesinden de emin olur”

Şayet bir topraktan günahlarınızdan ötürü çıkmışsanız tevbenizle ve rabbinize olan takvanızla oraya geri dönün. Muhakkak ki; oraların sizin olması size daha layıktır. Eğer düşmanınız tağutun yolunda savaşıyorsa, sizler yüce Allah’ın yolunda savaştığınızı hatırlayın. Eğer onlar, küfür kelimesi için savaşıyorlarsa, sizler Allah’ın kelimesi için savaştığınızı hatırlayın. Eğer onlar, az bir dünya malı için savaşıyorlarsa sizler büyük ecirler ve sizi elem verici bir azaptan kurtaracak bir ticaret için savaştığınızı hatırlayın. Eğer onlar, kalplerindeki pislik ve inkâr için savaşıyorlarsa, sizler kalplerinizdeki iman ve Kur’an ile savaştığınızı hatırlayın. Eğer onlar, savaşıyor ve akıbetleri cehennem ise, sizler savaşıyorsunuz ve akıbetiniz Rahman’ın komşuluğu ve genişliği göklerle yer arası kadar olan cennettir, Allah’ın izniyle…

“Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin. İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.” [Enam, 81-82]

Bu, Allah ve Resulünün bize vadettiğidir!

Sizler Rabbinizi birlediğiniz, düşmanlarınızla savaştığınız, yeryüzünde Allah’ın kelimesinin yüce olması için çalıştığınız ve tek bir safta olduğunuz halde, ilim ve amelleriniz konusunda sizleri çekişme ve ihtilaftan sakındırıyorum!

“Ey iman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çokça anın ki, kurtuluşa eresiniz.  Allah’a ve Resulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” [Enfal, 45-46]

Çekişmeler, başarısızlığa ve düşmanın üzerinize musallat olmasına sebep olur. İhtilaflar ise, şerre ve aranıza düşmanlığın girmesine sebep olur. Sizler, sizden önce gelip geçen ümmetler gibi bir pay alıp diğer bir payı terk edenler gibi olmayın; böylece onların arasında kin ve düşmanlık belirmişti. Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “Sonunda onlar kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. Böylece biz de, kıyamete kadar aralarına kin ve düşmanlık saldık. Allah, yapageldikleri şeyi onlara haber verecektir.” [Maide, 14]

Sakın emirlerinize muhalefet etmeyin! Sizlere masiyeti emretmedikleri sürece, Allah’a yakınlaşma olarak onları itaat üzere işitin ve bir ibadet olarak onlara itaat edin. Ve biliniz ki; onlara muhalefetiniz cahiliye işlerindendir. Ancak Allahu Teâlâ sizleri, İslam, cemaat ve işitip itaat etmekle izzetlendirmiştir.

“Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O, sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.” [Al-i İmran, 103]

Ve Allahu Teâlâ’nın şu sözünü hatırlayın ve düşünün: “Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez” [Rad, 11]

Horasan, Bangladeş, Endonezya, Kafkasya, Filipinler, Yemen, Cezire, Sina, Mısır, Cezayir, Tunus, Libya, Somali ve Batı Afrika’daki hilafet askerlerine:

Biliniz ki; sizler bugün İslam’ın yeryüzündeki direkleri ve hilafetin öncülerisiniz. Cihadınızla, sabrınızla ve sebatınızla küfür milletlerini sarstınız. Ayrılıkları çoğaltarak ve dağınık halde kalmaya devam ederek cahillerin cahiliyeti güzel gördüğü vakıaya rağmen güzelce birleşerek, itaat ederek ve büyük Müslüman cemaatini oluşturarak insanlara zaferin yollarının nasıl olacağını öğrettiniz.

Birliğiniz ve cihadınızla küfür milletlerini öfkelendirdiniz. Nitekim hilafetin kuruluşuyla da öfkelenmişlerdi. Onlar, ayrılığın ve ihtilafların esbaplarını aranızda yayarak Allah’ın nurunu söndürmeye çalışacaklar. O halde bunlara karşı sabredin ve sabırda yarışın.

Korkmayın, sebat edin ve savaş arzusundan kaçmayın. Eğer sabrederseniz, Allah sizi destekleyecek, size yardım edecek ve ayaklarınızı sabit kılacaktır. Biliniz ki; cennet kılıçların gölgesi altındadır. Biliniz ki; bazı liderleriniz şehid olduğunda muhakkak ki Allah, size onlar gibi veya onlardan daha hayırlılarını getirecektir. Allah sizi asla zayi etmeyecektir. O halde üzülmeyin, muhakkak ki, Allah bizimle beraberdir.

Ve ey Sirte’de sıkıntı ve darlık içinde sabreden mücahidler!

Sabrınızla düşmanlara dersler verdiniz ve izzetin ve sebatın makamları için temiz kanlarınızla sayfalar yazdınız. Haçlı Avrupa, Irak ve Şam’da hilafetin topraklarına ve İslam’ın kalelerine saldırarak oralara tamah etmeye devam ediyordu. Ta ki, sizler eylemlerinizle güvenliklerini sarstınız ve cihadınızla siyasetlerinin dengelerini bozdunuz. Böylece sizler, iradelerini kırdığınız ve projelerini yıktığınız büyük engeller ve sarp kayalar oldunuz.

Muhakkak ki, düşmanlarınız da sizin acı duyduğunuz gibi acı duymaktadırlar. Ancak sizler, onların umut etmediklerini Rabbinizden umut ediyorsunuz. Sakın savaş meydanını ve nöbet yerini terk etmeyiniz. Muhakkak ki düşmanınızın usanmasına veya püskürtülüp yenilmesine az kaldı.

Bu makamda, genel olarak tüm Müslüman kardeşlerimize şunu hatırlatmadan geçemeyeceğim. Irak ve Şam topraklarına hicret etme yolları daraldığında ve yollar kesildiğinde, Allahu Teâlâ onlara İslam’ın yapılarından bir yapının ikame edilmesi ve Allah’ın dinine yardım etmede ve onun kelimesini yüceltmede kendilerinden öncekilerinin faziletine erişmesi için bu mübarek vilayetlere hicret etme konusunda geniş yollar sunmuştur. Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: “Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki, benim arzım (yeryüzü) geniştir. O halde, ancak bana kulluk edin.” [Ankebut, 56]

Allahu Teâlâ’nın esirlikle imtihan ettiği kor ateşi üzerinde tutulan kardeşlerimize:

Muhakkak ki; bizler, içinde bulunduğumuz durum itibariyle Allah’ın düşmanlarına karşı büyük bir mücadele içerisindeyiz. Vallahi bizler sizleri unutmadık ve asla unutmayacağız. Sizler sürekli uykumuzu kaçırdığınız ve bizden ayrılmayan endişemiz olduğunuz halde sizleri nasıl unutabiliriz ki!

Allah Teâlâ’dan bağlarınızı çözmeyi ellerimizle ve hapishanelerinizin yıkımını silahlarımız ve demirlerimizle kılmasını diliyoruz. Ve bu, Allah’a zor değildir. Başınıza gelen bu musibetlerden ötürü Allah’a yalvarıp yakarın! Ve Allahu Teâlâ’nın dininize ve devletinize yardım edeceğiniz günler için sizi yetiştirdiğini hatırlayın. Allahu Teâlâ’nın onların içinde bulundukları şu durumda onlara kurtuluşu ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştırması, güzel yardımını onlar için bir destek kılması ve başka şeylerden onları mustağni kılması için İslam Devleti’ndeki kardeşlerinize büyük dualar etmeye sizi teşvik ediyorum.

Allah bağlarınızı çözsün, sıkıntılarınızı gidersin, kırıklarınızı onarsın, azminizi güçlendirsin ve sizlere bir kurtuluş ve çıkış yolu nasip etsin.

Ey her yerdeki Müslümanlar!

Genel olarak sizlere ve mücahidlere, başta Şeyh Ebu Muhammed El-Adnani ve Şeyh Ebu Muhammed El-Furkan olmak üzere şehid olan bazı şeyh ve liderler için baş sağlığı diliyorum. Allah onlara rahmet etsin ve meskenlerini cennetin en yüksek yerinde kılsın. Şehid olan bu liderler ve şeyhler, salih emirler ve en hayırlı bakanlarımızdandılar. Allahu Teâlâ onları güzel bir geçmiş, uzun süreli bir fazilet ve hilafetin yapısını ve Allah’ın hükmünü yeryüzünde yükseltmedeki ciddiyetle şereflendirmişti. Ta ki, verdikleri sözlerinde durup (şehid olup) görevlerini yerine getirene kadar. Biz onları böyle biliyoruz, Allah kendilerini daha iyi bilendir. Ancak bizler, sizleri Allah Teâlâ’nın lütfu ve minnetiyle, bu emir ve şeyhlerin şehid olmasıyla bırakın cihadın durmasını, hilafetin bundan etkilenmediğiyle müjdeliyoruz. Bilakis bu temiz bedenler, Allah’ın izniyle apaçık zafere ve yakın bir fethe nail olmak ve O’nun rızasını talep ederek Allah’a sunduğumuz kurbanlardır. Bizler Allah’ın kitabında, liderlerin ve salihlerin şehid oluşunu yeryüzünde temkine en yakın kapı ve bunun dünya ve ahiret sevabı olduğunu öğrendik. Allahu Teâlâ Nebilerin ve tabilerinin durumu hakkında şöyle buyurdu: “Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler ve boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever. Onların sözleri ancak, ‘Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı sağlam tut. Kâfir topluma karşı bize yardım et’ demekten ibaretti. Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah, güzel davrananları sever.” [Ali İmran, 146-147-148]

Ey kitabı indiren, bulutları gezdiren ve orduları bozguna uğratan Allah’ım! Onları (kâfirleri) bozguna uğrat ve onlara karşı bize yardım et. Ey Allah’ım! İnsanları senin yolundan alıkoyan, Resulüne iftiralar atan ve dostlarınla savaşan mücrim kâfirleri sana havale ediyoruz. Allah’ım! Onlara karşı Yusuf’un yılları gibi bize yardım et. Allah’ım! Bunların her birini tek tek mahvet, birer birer canlarını al ve hiç birini sağ bırakma! Allah’ım! Birliklerini dağıt ve parçala. Allah’ım! Bizim, dinimizin ve cihadımızın kötülüğünü isteyenleri üzerinde debelendikleri bir kötülük girdabına koy, ta ki eliyle kendisini öldürsün. Allah’ım! Bizim lehimize tuzak kur, aleyhimize tuzaklar kurma. Bize hidayet et ve bize hidayeti kolaylaştır. Bize karşı çıkanlara karşı bize yardım et. Sen bizim mevlamızsın. O ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır.

Son duamız âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

Fetih Medya – Özel Haber

 

Bir Yorum Yazın

    • Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?