AYM’den doğum sırasındaki ihmale tazminat!

fetih medya
Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 6 Ekim 2018 | 26 Muharrem 1440 Cumartesi 01:45

Resmi ’de yayımlanan karara göre, Sanihe ve Hamdullah Aktaş çiftinin 2001’de Doğum Hastanesi’nde bir kız çocuğu dünyaya geldi.

Aktaş çifti, 5 kilogram olarak doğan, Zeynep adını verdikleri kızlarının, doğumdan birkaç gün sonra sol kolunu kullanamadığını fark etti.

Diyarbakır Çocuk Hastanesinde yapılan tetkikte, çocuğun doğum sırasında sol kolunda sinir zedelenmesi olduğu belirlendi ve kolu ortopedik askıya alındı. Çocuğun tedavisine halen devam edildiği belirtildi.

Anne ve baba, sinir zedelenmesinin, doğuma katılan personelinin yanlış ve ihmal içeren davranışı nedeniyle meydana geldiğini ileri sürerek, uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini talebiyle İdare Mahkemesinde tam yargı davası açtı.

Mahkeme, Adli Tıp Kurumu raporuna göre çocuğun doğum sırasında sol kolunun sakat kalmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetti.

Temyiz üzerine dosyayı görüşen Danıştay, maddi isteminin reddi yönünden kararı onadı ancak olayın aydınlatılmasını sağlayacak verilerin bulunduğu dosyasının muhafaza edilmemesi nedeniyle sağlık hizmetinin eksik ve kusurlu işletildiği kanaatiyle manevi tazminatın reddedilmesi kararını bozdu.

Yargılama süreci 8 yıldan fazla sürdü.

Anne ve baba, onama kararına karşı karar düzeltme talebinin reddedilmesi üzerine kendileri ve çocuk adına Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.

Yüksek Mahkeme, başvurucuların maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Başvuruculara müştereken 9 bin 500 lira manevi tazminat ödenmesi, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine gönderilmesi kararlaştırıldı.

Kararda, kişinin maddi ve manevi varlığını ve geliştirme hakkının Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alındığı belirtilerek, devletin kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen müdahaleleri önleme, önlenememiş olanlara karşı gerekli soruşturma, kovuşturma, failleri tespit edip cezalandırma ve gerektiğinde zararları etkili şekilde bizzat karşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğü bulunduğu anlatıldı.

Söz konusu pozitif yükümlülüğün, sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsadığı ifade edilen kararda, ilke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikayetler konusunda temel başvuru yolunun, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan veya idari tazminat davası olduğu kaydedildi.

Somut olayda doğum öncesi tetkiklerde bebeğin sağlıklı gelişip gelişmediği, doktor tarafından annenin muayene edilip edilmediği, hatta doğum ağırlığının tespiti konusunda herhangi bir girişimde bulunulup bulunulmadığının, derece mahkemesince açıklığa kavuşturulmadığı belirtilen kararda, çocuğun 5 kilogram doğduğu, doğuma hazırlık sürecinde annenin hastanede yatmasına karşın bebeğin doğum ağırlığının tespitinin yapılmamasının nedeninin anlaşılamadığı bildirildi.

Kararda, çocuğun yaklaşık doğum kilosunun tespit edilmesi halinde normal yöntemle doğum yapılmasının risk taşıyıp taşımayacağına dair bilgiye bilirkişi raporunda yer verilmediği de aktarıldı.

Riskli durumların öngörülmesi durumunda doğum şekline gösterilen rızanın değişebileceğine işaret edilen kararda, rızanın riskler yönünden bilgilendirme yapıldığı takdirde geçerli kabul edilebileceği vurgulandı.

Somut olayda başvurucuların, normal doğum yönteminin tercih edilmesinde karşılaşılabilecek risklerden haberdar edilmediklerinin anlaşıldığı belirtilen kararda, derece mahkemeleri kararlarında da başvurucuların aydınlatılarak rızalarının alınıp alınmadığı konusunun tartışılmadığı anlatıldı.

Başvurucuların doğumun ebelerin yardımıyla gerçekleştiği, doktorun doğuma katılmadığı yönünde beyanda bulundukları aktarılan kararda, normal doğum yöntemiyle yapılan doğumların ebelerin refakatiyle gerçekleşmesinin olağan karşılandığı ancak acil durumda veya tıbbi karar alma süreçlerinde doktor bilgisine ve müdahalesine başvurulması gerektiğinin de dikkatten kaçırılmaması gerektiği vurgulandı.

Bu durumda idarenin eyleminin tıp kurallarına uygun gerçekleştiği görüşünü içeren bilirkişi raporu esas alınarak verilen mahkeme kararının ilgili ve yeterli gerekçeye dayandığının kabul edilmesinin güç olduğu belirtilen kararda, şu tespitlere yer verildi:

“Çocuktaki sakatlığın sağlık personeli tarafından tespit edilemediği, başvurucular taburcu olduktan sonra farkına varıldığı anlaşılmaktadır. Yaşanan gecikmenin sürecine etkisine dair bilirkişi raporunda bir yapılmadığı gibi derece mahkemelerince de bu hususun tartışılmadığı görülmektedir.

Başvurucu anneye ilişkin dosyasının muhafaza edilmemesi nedeniyle sağlık hizmetinde oluşan kusurun neden sadece manevi zarar doğurduğuna ve herhangi bir maddi zarara yol açmadığına dair herhangi bir gerekçeye de yer verilmemiştir.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda verdiği kararlar ve somut başvuruya konu yargılama sürecinin niteliği dikkate alındığında toplam 8 yıl 2 ay 21 günlük yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varılmıştır.”

Gereksizse Sil

Bir Yorum Yazın