Arakan: Zulmün bitmediği coğrafya

Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 17 Kasım 2016 | 17 Safer 1438 Perşembe

Arakan’da bir ayı aşkın süredir yine gerginlik hâkim. Aslında son dört yıldır zaman zaman düşük bir profil sergilemekle birlikte, gerginliğin bitmediği, bölgedeki müslümanların baskı ve şiddet ortamından uzaklaştırılamadığı bir bölge Arakan.

9 Ekim’den bu yana gerçekleşen hadiselerin önceki dönemlerden ayrılan yönleri olduğu görülüyor. İlki coğrafî konumu itibariyle çatışmaların halkın önemli bir bölümünün yaşadığı Sittwe çevresinde değil de, Arakan’ın Bangladeş’le sınır bölgesinde gerçekleşiyor olması. Bir diğer husus ise operasyonlarda hedef alınan kişilerle ilgili olarak resmî makamlarca ilk kez “isyancı” kavramının kullanılması.

2012 yılı mayıs sonu ve haziran ayında uluslararası medyaya yansıyan şiddet olayları Sittwe ve civarında gerçekleşmişti. Son olaylar ise Arakan ile Bangladeş sınırında meydana geldi. Burası Arakanlıların Bangladeş’e geçiş güzergâhı olması yönüyle dikkat çeken bir bölge. Sınır bölgesi olmanın getirdiği zorlukların dışında hem Bangdaleş hem de özellikle Myanmar makamlarının Arakanlılara yönelik yaklaşımları bu toplumun çilesini daha da arttırıyor.

Maruz Kalınan Baskılara Tepki

Myanmar makamlarından yapılan açıklamalarda, Bangladeş’ten sınırı geçen birkaç yüz kişilik bir grubun üç polis noktasına saldırdığı bildirildi. Böylesi bir saldırı ilk defa gerçekleştiriliyor. Bununla birlikte saldırıyı gerçekleştiren grubun, daha çok kesici türden silahlara sahip olması ve saldırdıkları polis noktalarındaki güçlerin silahlarını almaları, olayın, kapsamlı ve büyük çaplı bir organizasyondan ziyâde maruz kalınan baskı ve zulümler sonrasında ortaya konulan bir tepki olduğunu düşündürüyor.

Arakanlı oldukları tahmin edilen bu grubun saldırısının ardından, güvenlik güçlerinin takviye edilmesi ve bölgede müslüman kitleleri hedef alan bir operasyona başlanması çeşitli insan hakları örgütlerince yine bir baskı ve şiddet ortamının doğabileceği uyarılarını da beraberinde getirdi. Son günlerde bölge halkının köylerini terk ederek kaçmaları da bu kaygıları teyit eder mahiyette.

“Sınırın öte yakası”ndan yapılan saldırı olgusu, bölgede yeni bir gelişme olarak değerlendirilmeli. “Sınırın öte yakası” denilerek esasında kastedilen Bangladeşliler değil, aksine Arakanlı müslümanlar. Ancak bunun bir tür kafa karışıklığına yol açması da mümkün. Arakan’da yaşanan zorluklardan kaçanlar, sınırın öte yakasında Bangladeş’te Cox’s Bazar şehrine kadar olan bölgede, örneğin Kutupalong, Nayapara, Leda Site yerleşim yerlerinde hayat sürmeye çalışıyorlar. Kaldı ki Arakan’dan Bangladeş’e göç son dört yılda yaşananlarla sınırlı değil. 1980’li yıllardaki şiddet dalgası önemli bir göç hadisesinin yaşanmasına neden olmuştu.

Bu göçlere rağmen, sınırın öte yakasında, yani Bangladeş’te yaşamın tatminkâr olduğu sonucu çıkarılmamalı. Yoğun nüfuslu Bangladeş’te işsizlik ve yoksulluk kadar mevcut hükûmetin zâten ülkedeki belli başlı müslüman gruplara yönelik baskıcı tutumu, yanı başındaki göçmen müslümanlara yönelik politikalarını da şu veya bu şekilde etkiliyor. Ayrıca, Myanmar yönetimiyle aranın bozulmaması çabasının da bu politikada bir rolü var.

2012 Sonrası Süreç

2012’de yaşananlardan sonra uluslararası kamuoyunun verdiği tepkiler karşısında dönemin Devlet Başkanı Thein Sein’in, Arakanlı müslüman toplumla ilgili olumlu değişiklikler olacağı sözü yerine getirilmedi. Bu çerçevede, aradan geçen üç yılı aşkın zamanda Arakanlı müslümanların konumunda bir iyileşmeden bahsetmek mâlesef mümkün değil. Şehir ve kasabalardan çıkartılan müslümanlar mülteci kampları adıyla anılan yerlerde sınırlı imkânlar ve haklarla yaşam sürmeye devam ediyorlar.

Durumun vahametinin diğer bir işareti, ülkede otuz yıl aradan sonra, 2014’te yapılan genel nüfus sayımında, farklı statüler altında kaydedilmeleri koşulu dışında Arakanlı müslümanların sayılmaması. Ardından, yaklaşık yirmi yıl sonra, Kasım 2015’te yapılan genel seçimleri “demokrat” ve “reformcu” kimliğiyle öne çıkan Nobel ödüllü Su Çi’nin başında bulunduğu Ulusal Demokrasi Birliği’nin (NLD) kazanmasına ve Arakanlıların sorunlarına çâre bulunacağı umuduna rağmen, bu süreçte olumlu herhangi bir adım atıldığına tanık olunmadı.

Aksine, Burma milliyetçisi Budistlerin önderliğinde zaman zaman yapılan gösteriler bir tehdit niteliği havasına bürünerek bir yandan Arakanlıları, öte yandan Myanmar hükûmeti ve aralarında Birleşmiş Milletler de olmak üzere uluslararası camianın bölgedeki temsilcilerini hedef aldı.

İlgilinizi Çekebilir:  Alman istihbaratından gurbetçilerin evine baskın!

Arakanlı müslümanlar, karşı karşıya kaldıkları bunca mağduriyet ve zulmün sona ermemesi nedeniyle tek çâre olarak takalarla denize açılarak kaderin onları götüreceği yere umutlarını bağladı. Bu arayışın en son ve bu süreçteki en önemli tezahürü de Mayıs 2015’te sayılarının binlerce olduğu ifade edilen teknelerle Hint Okyanusu’na açılmaları oldu. Dünya kamuoyunun bu gelişmeden haberdâr olması ise bölgedeki üç ülke yetkililerinin bu insanları sınırlarına kabûl etmemesi sonucu gerçekleşti. Gelen tepkiler ve ilgili ülkelerin yetkilileri arasında başlatılan “kriz toplantıları” sonunda denize açılan Arakanlıların az bir bölümünün Endonezya’nın Açe eyaletinde kamplarda yaşamasına izin verildi.

Müslümanların Can ve Mal Emniyeti Yok

Bugün gelinen noktada Arakan’da sorunun devam etmesinde belirleyici olan bazı dikkat çekici faktörler var. Bunların başında, seçimler sonrasında Arakan yönetiminin bölgede yaşayan Budist kökenli Arakanlıların hâkimiyetinde olması geliyor.

Myanmar hükûmetinin soruna çözüm perspektifli yaklaşmaması ve öyle ki, Su Çi’nin öncülüğünde, ülkenin dört bir yanında on yıllarca bağımsızlık veya otonomi talebiyle savaşan etnik gruplarla -1948 yılındaki bağımsızlık öncesi etnik yapıların “federal” bir yapı altında birliğini sağlamaya yönelik konferansa atfen- 21. yüzyıl Panglong Barış Toplantıları’na başlarken, Arakanlı müslümanları bu oluşuma dâvet etmemesi, öte yandan Arakanlı müslümanları temsil mahiyetinde ne ülke içerisinde, ki bu zâten mevcut şartlarda mümkün değil, ne de dışarıda siyâsî bir yapının bulunmaması da mevcût durumun başlıca nedenleri arasında.

Bu ana başlıklar çerçevesinde ilk maddeye bakıldığında, bölgedeki müslümanların canları ve mallarının güven altında olmadığı sonucu çıkarılabilir. Topraklarına el konulan, şehir ve köy yerleşimlerinden çıkartılan müslümanlar haklarını arayabilecekleri bir merciden yoksunlar. Su Çi’nin barış görüşmeleri gibi ülkenin güven ve istikrarına büyük katkı yapacağına kuşku olmayan girişime Arakanlıları dâvet etmemesinin ardında derin Burma milliyetçiliğinin baskısı bulunuyor.

Sorun Myanmar’a Terk Edilemeyecek Boyutta

Bu topluluğun, ülkedeki onlarca etnik yapı arasında yer almasına olanak tanınmıyor, aksine dışarlıklı ve yasa dışı bir toplumsal grup olarak addediliyor. Bu nedenledir ki “vatansızlık”olgusunun içerdiği ne kadar olumsuzluk varsa bununla yüzleşmek zorunda bırakılıyorlar. Arakanlı müslümanlar kendilerini temsil edecek aktif bir yapıdan mahrumlar. 2012’de yaşanan gelişmeler sonrasında kimi girişimler çerçevesinde kurulan ve başkanlığına ABD’de öğretim görevlisi olan bir profesörün getirildiği Arakan Rohingya Birliği’nden (ARU) ise ses çıkmıyor.

9 Ekim’deki saldırı ve devamındaki çatışmaları sürdürenleri, tüm bu ağır baskı altında ve çâresizlik ortamında bir çıkış arayışındakiler olarak değerlendirmek mümkün. Ancak Myanmar ordusunun varlığı ve bölgedeki diğer şartlar böylesi bir çıkışı olsa olsa canlı bomba saldırısı”olarak adlandırmayı gerektiriyor. Arakan müslümanlarının sorununun, Myanmar devletine terk edilemeyecek boyutta olduğu gün geçtikçe daha da iyi anlaşılıyor. Ancak bu sürecin kanıksanmışlık gibi bir başka soruna evrilmesi ise en büyük tehlike olarak beliriyor.

AA

 

Bir Yorum Yazın

    • Yeni Sitemizi Nasıl Buldunuz?