ADALET ve ZULÜM

Yazar: velioglu - Yazının Tarihi: 14 Ocak 2018 | 27 Rebiülahir 1439 Pazar 16:59

 

Hani bir zamanlar Lokman, oğluna öğüt vererek “Sevgili yavrucuğum!” demişti, “Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi ’a ortak koşma! O’ndan başka hiçbir varlığa, kim olursa olsun, asla kayıtsız şartsız itaat etme! Çünkü Allah’a ortak koşmak, gerçekten de O’na karşı yapılabilecek en büyük haksızlık, affedilmesi mümkün olmayan bir adaletsizlik ve pek büyük bir zulümdür! (Lokman Suresi: 13)

 

; İnsan mal ilişkilerini, insanların birbirleriyle olan münasebetlerini ve insanın devletle olan alakasını Allah’ın indirdiği hükümlere göre düzenlemeye “adalet” denir. Bu bir anlamda Allahû Teâlâ’nın emrini, emrettiği şekilde yerine getirmektir.

 

İmam-ı Şafi ise adaleti kısaca şöyle tanımlamıştır: “Adalet, Allah Teâlâ (cc)’nın emrine uygun şekilde amelde bulunmaktır.”

 

Daha kısa ifade ile “Her hak sahibine hakkını vermek ve doğruluktur.” Adalet.

Adaletin zıddı, ve haddi aşmaktır. Yani bir kimseyi hakkından mahrum etmek ve adaletsizce davranmaktır.

 

Zulüm; Allah’a şirk koşmak, tağutun huzurunda muhakeme olmaya razı olmak ve tağuttan adalet beklemektir. Çünkü tağutlar, Allah (cc)’ın indirdiği hükümlerle değil de, kendi heva ve heveslerinden kaynaklanan kanunlarla hükmederler. Bu ise en büyük zulümdür.

 

Kısaca: “Allah’ın hükümleri dışına çıkan her şey zulüm ve haddi aşmaktır.

 

Bu tanımlara göre meseleyi özetlersek; Yeryüzünde sadece bir tek hak ve adalet vardır. Oda Hak olan yüce Allah’ın gökten indirdiği hükümlerdir. Bu eksenin dışına çıkan bütün şeyler batıldır ve zulümdür.

 

Şirk neden en büyük zulümdür: İnsanı yaratan, rızık veren, kâinatı insanın hizmetine sunan, yardım eden ve hesaba çekecek olan Allah’a kulluk etmek gerekir. Oysa insan rabbine şirk koşarak en büyük zulme sebep olmaktadır.  Bundan daha büyük zulüm elbette olamaz.

 

İnsan hiç düşünmez mi ki; Allah yerleri ve gökleri yoktan var eden, insanı en güzel surette yaratan, rızık veren, kâinatı onun hizmetine sunan, yardım eden ve hesaba çeken, böylelikle kendisine en çok değer verilmesi gereken olduğu halde rabbinin hükümlerini kabul etmeyerek ve bu hükümleri kötü sıfatlarla isimlendirerek nasıl büyük bir haksızlık ve zulmün içinde olduğunu? Buna karşılık insan kendisi gibi bir beşerin uydurduğu batıl hükümleri, hayat tarzını kabul ederek rabbine karşı en büyük zulmü yapmış olur.

 

Şirk ten tevhide dönüş: Allah’ı zatında, fiillerinde, isim ve sıfatlarında birlemek, bütün ibadetleri yalnızca O’na yapmak.

 

Allah’ın (c.c) mutlak olarak yaratan, sahip olan, öldüren, yaşatan, dirilten, rızıklandıran, yöneten, fayda ve zarar veren, dualara icabet eden, kaza ve kaderi takdir eden olduğuna inanmak.

 

İbadetin her çeşidinin yalnızca Allah’ın hakkı olduğuna inanmak. Hiçbir ibadeti az dahi olsa Allah’tan başkasına yapmamak.

 

Yasama, kanun koyma, nizam belirleme yetkisinin sadece ve sadece Allah’a ait olduğuna iman edip kabul etmek.

 

Allah’ın kendini Kur’an’da vasfettiği, rasulullah’ın (sav) sahih sünnetinde açıkladığı üzere bütün noksanlıklardan uzak ve kemal sıfatlara sahip olduğuna, mahlûkata benzemediğine inanıp, isim ve sıfatları artırmadan, azaltmadan, saptırmadan, sapık tevillerle tahrif etmeden, iptal etmeden, mahlûkata benzetmeden ve mahiyetini araştırmaksızın olduğu gibi kabul etmek.

 

Adalet ancak bu iman esasları üzerine kurulabilir. Kısaca tevhid anlaşılıp yaşanmaya başlanırsa hak ve adalet var olmaya başlar.

 

adalet” ve “zulüm” kavramlarının mahiyetini kavradıkları gün, inkılâbı için büyük bir adım atmış olacaklar. Yeryüzünde zulmün sonlandırılıp adaletin sağlanması, tevhidin anlaşılıp yaşanmasıyla ve bu uğurda mücadele verilerek sağlanabilir.

 

Oysa İslam coğrafyası birçok meselede olduğu gibi adalet anlayışında da tahrifata uğramıştır. Tağuti rejimleri ve batıl kanunlarını “adalet” ıstılahını kullanarak topluma kabul ettirme gayretindeler. Dolayısıyla zulüm, adalet olarak sunulmaktadır. Allah’ın hükümleri ise irtica, aşırılık, tehlike, gericilik, terör gibi kötü sıfatlarla isimlendirilerek topluma servis edilmektedir. Yani bu zalimler hakkı batıl, batılı hak olarak göstermekteler.

 

Bazı hak sahipleri ve yerine getirilmesi gereken haklara örnek verirsek;

Allah’ın kulları üzerindeki hakkı; Kulların şirk koşmadan Allah’a iman etmeleri ve itaat etmeleri…  (Şirk en büyük zulümdür.)

 

Peygamberin Ümmeti üzerindeki hakkı; Peygambere iman ederek ona itaat etmeleri, Yalnızca peygamber ve ashabının izinden gitmeleri, Ona salât ve selam getirmeleri, Ashabına ve ehli beytine buğz etmeden muhabbet beslemeleri…  Peygambere iman etmemek ve ashabına buğuz etmek yine zulüm ve küfürdür.

 

Anne ve Babanın evlatları üzerindeki hakkı; Allah’a isyan olmayan hususlarda onlara itaat etmesi, yaşlandıkları zaman onlara öf bile demeden onlara bıkmadan bakıp hürmet etmesi…  Anne ve babaya isyan zulümdür, nankörlüktür.

 

Kocanın hanımı üzerindeki hakkı; Kocasının meşru isteklerine itaat etmesi, Malını ve namusunu muhafaza etmesi…  Bu hakların ihmali zulüm ve kul hakkıdır.

 

Hanımın kocası üzerindeki hakkı; Hanımının haklarını ihmal etmemesi, hanımı ve ailesinin nafakasını helal yollardan temin etmeye çalışması, yediğinden yedirmesi, giydiğinden giydirmesi…  Bu hakların ihmali zulüm ve kul hakkıdır.

 

Halkın, mazlumun ve zalimin otorite üzerindeki hakları; Birçok hukuki hakların verilmesi, suçluların cezalandırılması, mağdurların haklarının verilmesi…  Tüm bu işlerin İslam Şeriatına göre yapılması. İslam şeriatı dışında verilecek her zulümdür, ifsattır ve hükümde Allah’a ortak koşmaya kapı aralamaktır.

 

İslam, erdemli ve doğru yol üzere olan bir toplum yetiştirmeyi hedefler. İnsanların haram ve pis şeylerden uzak kalmalarını, harama giden yolları kapatıp helale giden yolları açmayı hedefler.

 

Tağuti sistemler ise nerede, ne zaman, ne yapacakları, neyi savunup neye küfredecekleri belli olmayan, bu gün ak dediklerine başka gün kara diyebilen aciz yönetimlerdir. Çünkü bu düzenler insanların heva ve heveslerine göre şekillenen sürekli değişen, sınırı ve kuralı olmayan düzenlerdir.

 

Mukayese için örnek verirsek; Zina ve tecavüz fiili;

 

Hüküm ve Hikmet sahibi Allah gönderdiği hak dini İslamda

İlgilinizi Çekebilir:  ABD Yemen'de El Kaide'nin üst düzey ismini drone ile hedef aldı

 

Zinayı, tecavüzü yasaklamış ve bu kötü fiilleri önlemek için birçok tedbir almıştır,

Evvela evliliği teşvik etmiş ve dışı her türlü ilişkiyi yasaklamıştır.

Sonra evlenmenin kolaylaştırılması için tavsiyelerde bulunmuştur.

Kız babalarına, dininden ve ahlakından razı olunacak biri geldiğinde kızlarını o kimseyle kolayca evlendirilmelerini istemiştir.

Harama bakmamayı öğretmiştir.

Şehvetleri kontrol altında tutabilmek için oruç tutmayı tavsiye etmiştir.

İnsanların şehevi arzularını harekete geçirecek resim, video gibi şeyleri yasaklamıştır.

Kadınları açık seçik bir tarzda sokağa salmayarak tesettürü emretmiştir.

Kadının yürüyüşüne, sesine, kokusuna, makyajına ayrı ayrı hüküm ve sınırlama koyarak erkekleri etmenin yolunu kapatmıştır…

Böylece hem kadını hem de erkeği koruma altına almıştır.

 

Tüm bu tedbirlere rağmen başkasının namusuna şerefine dokunan kişiye ise Allah ve Resulünün emrettiği bekârlar için; 100 değnek, hapis ve sürgün cezası, evliler için; recm yoluyla öldürme cezasını vererek bu ifsad güruhunun toplumu bozmalarını önlemiştir.

 

Tağuti düzenler ne yapıyor bir de ona bakalım;

 

Bu düzenlerde kimseye ahlak, namus, kıskanma gibi ahlaki ve erdemli şeyler öğretilmez anlatılmaz.

Zina arkadaşının ismi kız/ arkadaş, başkasının namusu manita, zinanın ismi aşk… diyerekten ahlaksızlık ve fuhşiyat topluma şirin gösterilip teşvik edilir.

Evlilik olabildiğince zorlaştırılır. Gel de bu toplumun dayattığı şartlara göre evlenebilir sen evlen…

Kadınların olabildiğince açılmaları teşvik edilir. Kadın ne kadar açılıp soyunursa o kadar özgür ve çağdaş olur algısı beyinlere işlenir.

Kadın soyulup, süslenip, boyanıp sokağa salınarak insanların şehevi arzuları tahrik edilir.

Sokaklarda, reklam panolarında, medyada…  Kadın olabildiğince soyularak çıplaklık özendirilip, ahlaksızlık yaygınlaştırılır ve böylelikle kadın ticareti meşrulaştırılır.

Her türlü ahlaksızlık, fuhuş ve haram güzel gösterilip, teşvik edilir. Bu şeyler hak ve özgürlük olarak sunulur.

Tüm bunlarla toplumun ahlakını ve fıtratını bozan tağuti düzen, artan ahlaksızlık, tecavüz, boşanma, kadın cinayeti… Vs. önüne geçmek için uyduruk yasalar ve cezalar belirleyerek kendi ürettiği necaseti önlemeye çalışır. Verilen hüküm ceza mı, ödül mü, zulüm mü, adalet mi, ıslah mı, ifsad mı? Belli olmaz.

 

Bu defa ahlaksızlığa fuhşiyata alıştırılan toplum bu uyduruk cezalara bile tahammül edemez. Bazı toplumlar daha da ileri giderek Lut kavminin ahlak dışı fiillerini kabullenir ve yasallaştırır. Artık onlar için her türlü ahlaksızlık hak ve özgürlük kabul edilir.

 

İnsanların heva ve heveslerine göre belirlenen düzen ve yasaların işe yaramadığı anlaşılınca bu defa başka bir düşünce, başka bir rüzgâr, başka bir heva ve heves ilah edinilerek yeni kanunlar icat edilir. Yeni düzenleme, yeni af, yeni hükümet, yeni amir, yeni memur derken senaryo sil baştan yeniden oynanır. Toplum bir süre daha avutulur ve aldatılır. Hakkı bilmelerine rağmen hakkı konuşmazlar, duymazlar, görmezler.

 

İşte beşerin yaptığı kanunlar böyle bir şey. Beşer kanun yapayım derken, bir noktayı tamamlayayım derken onlarca hususu ifsat eder. Allah’ın şeriatı dışındaki bütün din, düzen, , kanun, yasa… İnsanlar için cezadır, zulümdür, ifsattır.  Kısaca şeriatın dışındaki her şey batıldır, zulümdür, ifsattır ve cehenneme götürür.

 

Bu karşılaştırmayı birçok konuda yapabilirsiniz; evlenme, boşanma, miras, cezai müeyyideler, insan hakları, savaş hukuku, devlet idaresi, uluslararası hukuk… Vs. sonuç hiç değişmeyecektir.

 

Bu karşılaştırmalarda beşerin acizliğini, zulmünü ve ifsadını göreceksiniz. Yerleri ve gökleri yaratan, hüküm ve hikmet sahibi yüce Allah’ın büyüklüğünü, adaletini ve indirdiği şeyin ise tek hak olduğunu göreceksiniz.

 

Yaratan yarattığını bilmez mi? Onun neye ihtiyacı olduğunu nasıl yönetileceğini nasıl terbiye edileceğini nasıl ıslah edileceğini bilmez mi?  O âlemlerin Rabbi olan Allah’tır! O’ndan daha güzel hüküm veren kim olabilir?

 

Peki, bu zalimler şeriatın rehberliğinden uzak kalındığı zaman, insanlığın başına neler geleceğini bilmiyorlar mı? Elbette birçoğu biliyor ancak kibir, taassup, makam ve menfaatler bu insanların hakkı kabul etmelerine engeldir.

 

Allah;  İslam’ı hayatın bütün alanına hakim kılınmasını emretmiştir. İnsanlığı dünya ve ahiret saadetine erdirecek tek bir düzen vardır. O da İslam nizamı… geriye kalan bütün düzenler cahiliye nizamıdır. Tek bir şeriat vardır, Allah’ın şeriatı. geriye kalanların hepsi dizginlenemeyen arzulardır. Yeryüzünde tekbir hak ve adalet vardır, Allah’ın gökten indirdiğidir… Bunun dışında kalan bütün düzen ve hükümler ise haksızlığın ve zulmün ta kendisidir.

 

Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Yoksa onlar, İslâm öncesi câhiliye döneminin, hak hukuk tanımayan kanun ve hükümlerini mi hayata egemen kılmak istiyorlar? Allah’ın yegâne rab ve tek ilâh olduğu gerçeğinin yok sayıldığı sadece O’na kul köle olma imkânlarının yok edildiği, vahyin hayata hâkimiyet hakkının kaldırıldığı bir hayat tarzı mı istiyorlar? Hâlbuki yürekten inanan bir toplum için, Allah’tan daha iyi kim hüküm verebilir? (Maide Suresi 50)

 

Hayır! İnanan bir insan, Allah’ın dinine, Allah’ın emir ve nehiylerine, Rasulünün örnek hayatına, bütün istek ve buyruklarına nasıl karşı gelebilir? Ey Muhammed! Rabb’ine yemin olsun ki, onlar, aralarında anlaşmazlığa düştükleri konularda seni hakem tayin edip de, verdiğin hükme karşı içlerinde en ufak bir burukluk bile duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkları sürece, iman etmiş olamazlar. (Nisa Suresi: 65)

 

Fakat kim de doğru yol kendisine açıkça gösterildiği hâlde, kalkıp Peygambere karşı gelir ve dinden dönerek Müslümanların takip ettiği yolu terk ederse, onu kendi tercihiyle baş başa bırakacak fakat sonunda cehenneme atacağız! Ne korkunç bir son! (Nisa Suresi: 115)

 

                                                                                             Ocak 2018

                                                                                     Müsennif VELİOĞLU

Bir Yorum Yazın