20. yüzyılın utanç vesikası: İmha edilen kitaplar

fetih medya
Fetih Medya
Fetih Medya Haber Merkezi
⌚Haberin Tarihi: 8 Ağustos 2018 | 26 Zilkade 1439 Çarşamba 11:49

Kahire/Abdurrahman Mukallid

Kitaplar da tıpkı insanlar gibi tarih boyunca soykırıma uğramış ancak asla teslim olmamıştır. Adolf Hitler yönetiminin Propaganda Bakanı Joseph Goebbels, “Ne zaman kültür kelimesi duysam elim tabancama gidiyor” ifadelerini sarf etmiştir. Alman Nazi yönetimi tarafından dayatılan ve şenlik havasında herkesin önünde binlerce kitap yakan bir grup rejim yanlısı gence hitap eden Goebbels şunları söylemişti:

“Sizler bu gece, geçmişin izlerini ateşin kalbine atmakla iyi bir iş çıkardınız. Geçmiş burada ateşin kalbine gömüldü. Bugün bu gökyüzü altında ve bu ateşin önünde 20’inci yüzyılda, Hitler döneminin kitapların ve kütüphanelerin yok edildiği yepyeni bir sayfa olacağına yemin ediyoruz.”

Bu olay ve benzerleri, “Yakılan Kitaplar ve Yıkılan Kütüphaneler: Radikal Şiddet ve Kültürel Yıkım” adlı kitapta yer alıyor. Rebecca Knuth tarafından kaleme alınan kitap, Hawaii Üniversitesi’nde Kütüphane Bilimi uzmanı Mısırlı araştırmacı Profesör Atıf Seyyid Osman tarafından tercüme edilerek ’te her ay bir kitabın yayınlandığı ‘Bilgi Dünyası’ adlı serinin bir parçası olarak yayınlandı.

Kitapların yakılması ve kütüphanelerin yok edilmesini 20’inci yüzyılın en kanlı olaylarından biri olarak nitelendiren yazar Rebecca Knuth, çok sayıda trajik olayı okuyucularına aktarıyor. Knuth kitabında 20’inci yüzyıl boyunca yaşanan ölümlerin nedenlerinin başında sivillerin kitleler halinde katledilmesinin geldiğini, benzer toplu katliamlardan kültür ve uygarlığı temsil eden kitapların da nasibini aldığını belirtiyor.

Rebecca Knuth’un kitabı bir yandan utanç verici ve pişmanlık dolu itirafları, diğer yandan da kitaplara bunu yapanların duydukları utanç ve af dilemelere yer veriyor. Bu pişmanlık itiraflarından biri de Çinli yazar Ba Jin’in anılarında yer alıyor. Mao Zedong döneminde yaşanan Çin Kültür Devrimi sırasında kitap yakma olaylarından bahseden Ba Jin, “Edebiyat klasikleri sokaklardan geçen fareler gibi yok edildi. Ellerim yıllarca bir hazine gibi biriken kitaplar, dergiler, mektuplar ve el yazmalarını yok etti. Kendimden nefret ettim. O zamanlar, ideal toplumun kültür, bilgi ya da edebi eserlerin olmadığı bir toplum olduğunu düşünüyordum” diyor.

Bosna Bilim Bakanı ve dönemin Saraybosna’daki Milli Kütüphane yöneticilerinden olan bir isim, Sırpların tüm birikimleriyle birlikte kütüphanelerini yakışını şöyle anlatıyor:

“Sırpların kütüphaneye yönelik saldırısı yarım saatten az sürdü. Ancak yangın ertesi güne kadar devam etti. Yanan kitapların külleri tüm şehre dağıldı.”

Yazar kitabında, siyasi rejimlerin eliyle kitapların ve kütüphanelerin ateşe verilerek ‘imha edilmesini’ tanımlamak için ‘soykırım’ ifadesini kullanıyor. İnsanlara yönelik soykırım ile kitapların yok edilmesi arasında bir bağ kuran yazar, insanlık mirası için kitapları insanlaştırıyor ve onlara birer bireymiş gibi davranıyor. Yazar, kitapların insan eliyle kasten yok edilmesinin verdiği pişmanlığı gözler önüne seriyor.

İnsanoğlu, katliamlar ile mirasının ya da kitaplarının imha edilmesi arasında bir bağ kuruyor. Tıpkı şair John Milton’ın dediği gibi “Bir kitabı yok etmek bir insanı öldürmek gibidir. Kim bir insanı öldürürse akıllı bir yaratığı öldürür; kim bir kitabı yok ederse aklı yok eder.”

Başka bir şair Heinrich Heine de insanların kitapları yaktığında kendilerinin de yanacağını söylüyor. Bununla birlikte insanların soykırıma uğramasından önce veya sonra kitapların, kütüphanelerin ve kültürel mirasın da yok edildiğine dikkat çeken yazar Knuth, kitapların yok edilmesinin soykırımla aynı kuramsal alanı paylaştığına işaret ediyor. Yazar aynı zamanda soykırım gerçekleştiren siyasi rejimlerin kurban kültürünün, kitapların ve kütüphanelerin yok edilmesinin fiziksel meyvesi olduğunun altını çiziyor.

Kitap, insanlara yönelik şiddetin kitaplara yönelik şiddetten kaynaklandığını belirterek kitapların zorunlu olarak şiddete maruz kaldığını gösteren beş dönemden bahsediyor. Bunlar, Nazi Almanyası, Çin’in kültür devrimi, Tibet, Saddam’ın Kuveyt’i işgali ve Sırplarla yapılan Bosna Savaşı.

Yazar, sosyal, kültürel ve otoriter nedenlerden kitapların imha edilmesine yönelik savaşların amaçlarını sorguluyor. Yıkım, genellikle şiddetin tüm ülkeyi sardığı çalkantılı bir sosyal çevrenin, otorite veya otoriter yönetimin, radikal ideolojilerin ve politikaların birleşiminden kaynaklanır.
Bu gibi ortamlarda yoksul ve yorgun düşen nüfus, yaşamın yüzünü dönüştürmeyi başarabilen fikirlere dayalı yeni bir politik ve toplumsal yapıyla onlara kendilerine kurtuluş vaat eden liderler arar. Gerici, milliyetçi, fanatik, emperyalist, , ırkçı, dini ya da devrimci olabilecek bu tür fikirler gerçek ya da hayali bir dünyanın yaratılması gibi hedeflere ulaşmak için şiddet kullanılmasını haklı gösterir. Rejimler baskılarını artırdıkça kütüphaneleri ve kitapları şüphe uyandıran bir başkaldırı kaynağı ya da düşmanın elindeki bir araç veya bir ulus ya da etnik bir grup için bir günah keçisi veya bu rejimlerin politikalarını bozan bir sınıf olarak görür. Bununla birlikte kitapları yağmalama, yok etme gibi uygulamalarla imha eder.

Kütüphane Bilimi Profesörü Atıf Seyyid Osman, kitapların ve kütüphanelerin yok edilmesini ‘milliyetçi, ideolojik, dini, askeri ve bireysel liderlik’ olarak soykırım ve imha arasındaki bağı temsil eden beş döneme indirgiyor. Bu dönemlerden birinde Adolf Hitler’in lideri olduğu Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi önderliğinde kurulan Nazi milliyetçiliği, uzun bir süre, kitapların ve kütüphanelerin savaş stratejilerinden biri olarak imha edilmesini sağlamıştır. Nazi askeri el kitabında da belirtildiği gibi, “Savaş sadece düşmanlara karşı değildir. Maddi ve entelektüel kaynakları da yok etmektir.”

Hitler’in orduları birçok trajediye imza attı. Napoli şehri sakinlerinin direnişini kırmak için, Napoli’deki kraliyet sarayının tüm odalarına benzin döken Alman askerleri, İtalya tarihinin en değerli hazinelerinden biri olan 200 bin kitabı imha ettiler. Almanlar ayrıca Belçika’daki Leuven Kütüphanesi’ni iki kez yaktılar. İlk olarak Birinci Dünya Savaşı’nda ateşe verilen kütüphanede altı gün boyunca süren yangında 230 bin kitap yandı. Bu Almanya’nın düşmanlarına gönderdiği bir uyarı ve dünyadaki gücünün yeniden gözden geçirilmesi için bir mesaj niteliği taşıyordu.

Elbette kitapların yok edilmesi ideolojileri daha da sağlamlaştırıyor. Bireyin, yöneticilerin ideolojik sisteminin dışında kalan fikirlere başvurma ihtimali, bu yöneticileri, politikalarına aykırı bir kıvılcımın ateşlenebileceği korkusuyla kitapları yok etmeye sevk ediyor.

Devrimci kültürel ilkeler temelinde gelişen komünizm, Lenin ve Stalin Rusya’sında hızla tüm bireysel ve kurumsal muhaliflerin yok edilmesini isteyen fanatik bir ideolojiye dönüşmüştü.

Rus kütüphaneleri, özellikle 1924’te, Rus yazarlar Kant, Tolstoy, Dostoyevski ve diğerlerinin çalışmalarını hedefleyen kampanyalarına maruz kaldı. Rus yazar ve düşünür Maksim Gorki, bu tasfiye kampanyalarını ‘düşüncenin kanını emmek’ olarak nitelendirir. Lenin’in karısı ve devrimci isimlerden olan Nadejda Krupskaya, zararlı fikirleri teşvik ettikleri için filozofların kitaplarını yok etmeyi tercih ettiklerini, diğer kitapların da kötü niyetli ve ölümcül olduklarını, din ya da geleneksel sistemler veya tarihi olaylar gibi saçmalıklarından bahsettiğini söylemişti.

Diğer yandan Çin Kültür Devrimi’nde de kitaplar ve kütüphaneler radikal ideolojik nedenlerden dolayı tıpkı diğerlerinde olduğu gibi ciddi bir imha kampanyasına maruz kaldı. , milyonlarca genci Kızıl Muhafızlar adıyla kurulan organizasyona katılmaya teşvik ederek 1966 yılında yayınlanan Halkın Günlüğü gazetesinin aktardığı gibi kitleleri Mao’nun politika ve fikirlerine karşı olan kitaplara yönelik soykırım uygulamalarında yer almaya zorladı. Böylece ‘zehirli otlar’ olarak sınıflandırılan 4 milyon kitap raflardan indirilerek yok edildi.

Kızıl Muhafızlar adlı grup, topladıkları kitaplardan küçük bir dağ oluşturdu. Ateşe verdikleri kitaplardan çıkan yoğun duman gökyüzüne yükselirken coşkulu sloganlar attılar. Sadece kitapların yakılmasının yeterli olmadığına inanan Kızıl Muhafızlar öğretmenleri de yanan kitapları izlemeye zorladı.

Yazar Rebecca Knuth, bireysel liderlik adına kitaplara soykırım uygulanması konusunda da Irak’ın eski Başkanı Saddam ’in Kuveyt’i işgal etmesini örnek gösteriyor. Milliyetçi, ideolojik ve dini setlerin arkasına gizlenen Basçı bireysel liderliğin ne olduğunu gösteren bu örnek, muhalif veya bağımsız entelektüellere karşı yüzlerce suç işledi. 1979’a gelindiğinde 200 şair, şarkıcı, müzisyen, yönetmen ve sanatçı tutuklandı. Birçoğu işkence altında ya da rejim tarafından tercih edilen fare zehiri ‘talyum’ ile zehirlenerek öldü. Kuveyt’i işgal eden bu çılgın bireysel liderlik, askerlerini Kuveyt alt yapısını yok etmeye ve daha çok kütüphaneler, müzeler ve kültür kurumlarını almaya yönlendirdi.

Kuveyt Üniversitesi’nde hukuk ve edebiyat fakültelerinin yer aldığı binada bir gözaltı ve sorgulama merkezi kuruldu. Askerler yaklaşık bir milyon çocuk kitabı ve ders kitabını imha etti. Ayrıca halk kütüphaneleri yağmalandı. 133 binden fazla kitap ortadan kayboldu. Kütüphanelere yönelik saldırılardan en büyük zararı akademik kütüphaneler aldı. Kuveyt Üniversitesi Kütüphanesi’nin büyük bir bölümünü oluşturan 24 bin 410 kaynak kitap ve 5 milyondan fazla kitap, rapor, mektup, dergi ile görsel ve işitsel materyaller yok edildi.


Kaynak: Şark-ul Evsat

Gereksizse Sil

Bir Yorum Yazın